Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

yesevihan Tarafından Yapılan Yorumlar

17.09.2005

İsmi bilinen ilk sufi kadınların en ünlüsü olan Rabiat'ül-Adeviyye'nin hayatını okumak için bulunabilecek en ciddi kaynak bu kitaptır. İslam tasavvufunun bir kadın tarafından nasıl içselleştirleceğinin en güzel örneklerini Rabia'nın menkıbelerinde bulmak mümkündür. Tasavvufu anlamak ve yaşamak isteyen tüm insanların ve özellikle kadınların bu kitabı okumasında yarar vardır.

Selam olsun çağımızın bilinen Rabialarına; hâlâ sayıları sayılabilecek az olsa da... Selam olsun çağımızın bilinmeyen Rabialarına; hâlâ sayıları sayılamayacak kadar çok olsa da...
17.09.2005

17.yüzyıl Osmanlı ulemasından önde gelen bir zat olan Abdulgani Nablusi hakkında Türkçe'de okunabilecek tek kitap bir ilmi araştırmanın ürünüdür. Kitabda Nablusi'nin hayatı; fikirleri;eserleri anlatılıyor. Beni etkileyen en önemli anekdot ise o zamanki Osmanlı'nın Suriye'de yaşayan bir vatandaşı olan bu büyük sufinin memleketinde bir mescid imamlığı kadrosunun maaşı için İstanbul'a kadar gelmesi ve ancak saraydaki dini bürokrasi halkasını aşamayıp mahzun ve eli boş bir şekilde ülkesine geri dönmesi oldu. Demek ki ta o zamanlardan ; bürokrasi şatafatlı sofralarda altınları saçarken devrinin en önemli bilginlerinden birisine birkaç akçenin tahsis edilmesine engel olacak kadar gaflet içerisindedir.
Ülkemizde "Rüya Tabirleri" konusundaki eseri ile okunan (diğer eserleri ne yazık ki Arabca'dan Türkce'ye çevrilmemiş) Nablusi'yi tanımak için okunmalıdır.
17.09.2005

Yeni Şafak'taki "İslamın kadınları" hakkındaki eleştirel yazılarını beğeniyle okuduğum Fatma K.B'nun daha önce yayınlanmış yazılarından oluşmuş bu kitabını öncelikle tesettürü seçmiş ve bilerek ( ve acı bir gerçeğimiz ki çoğunlukla bilmeden) çileye talip olmuş müslümanlara tavsiye ederim.

Özellikle son 20 yıldır kafalarının üzerine sardıkları örtü yüzünden başları belaya girmiş olan kızların saçlarının altındaki ve kafataslarının içerisindeki adına "beyin" denilen organlarının tesettür denilen şeyin anlamını kavramaları için Fatma K.B.'nun öğretici-uyarıcı satırlarını okumalarını elzem buluyorum.

Kimileri belki kızacaklardır ancak siyasi podyumlarda sık sık boy gösteren öyle "vaka"lar var ki başlarına birşeyler sarmış; kimilerinin acaba kafalarının içerisinde beyin diye bir "şey" var mı ?, yoksa otomatik refleksleri ayarlayan beyincik düzeyinde mi yaşıyorlar diye merak etmeden yapamıyorum.

( Kafalarının içerisindeki beyinlerinin iffetinin saçlarının, saç tellerinin görünmesinden daha önemli olduğunun şuurunda olan ve ne yazık ki oran olarak azınlıkta kalan tüm mü'minelerden peşinen özür dilerim. )

Giderek takvadan soyutlanan bir İslami hayatın olamayacağını ; böylesi bir "tarz"ın yapaylığını gözler önüne seren bu eserinden dolayı Fatma K.B.'nu kutlarım. Kalemine kavilik dilerim. Yazdıklarını -belki- bir erkek yazsa idi bu denli etkileyici olamayacağını bilen birisi olarak...

Tesettür yasağı konusunda ise sözüm meclisden içeridir ; TBMM'nden ; tesettür yüzünden okumaktan; üniversiteli olmaktan mahrum edilmiş ve babaları "uyanık" olamadığı için kendilerini Harvardlarda okutamamış ve okutamayacak olan tüm insanlar ; Ayşeler ; Zeynebler; Fatımalar; Nurlar adına...
17.09.2005

"Çok Satanlar" furyasının sakinleşmesinden sonra okuduğum bu kitabın tek başarısı "satış rakamı". Tv'lerde röportajlar yapılacak kadar ünlenen yazarlarının ikisini birden bu kadar savruk bir hikayeyi yazabildikleri için kutlarım. Kitabın Amerikan ordusunun Türkler'e karşı yapabileceği saldırıları anlayabilmek çok kolay ( Anlayamayan Irak'ın Felluce ve Tel Afer kentlerinde amarikan conilerinin işlediği alçakca cinayetleri konu alan haber bültenlerini hatırlasın yeter...) Ancak Türklerin "gritakım"ından (yazarlar sanki Bozkurtlar Timi yazmaktan korkmuşlar) Gökhan'ın Washington'da nükleer bomba patlatarak Mehmetçik'lerin intikamını alması hayalen hoşuma gitse de reel hayatta o kadar mümkün görünmüyor...
Yazarlara bir eleştirim de mekan tanımlamaları için : Hiç mi Dan Brown kitabı okumadınız ? İnsan hiç değilse bir Ankara seferi yapar da Meclis nerdedir ? Dışişleri Bakanlığı Genelkurmay'ın neresine düşer? 10 dakikalık bir taksi turu ile kısa bir keşif yapar da öyle yazar be kardeşim...
Kitabı yazanlar da hiç hesaba katmamışlar amma; Ankara'ya saldıracak olanlar bu şehrin manevi sahibi Hacı Bayram Veli'yi ve o kapının meczuplarını da denklemlerinin bir köşesine yazmalıdırlar. ( Bkz. Ağustos 2005 New Orleans Katryn kasırgasının ABD ekonomisine maliyeti 200 milyar doları aştı şeklindeki ajans haberleri...)
17.09.2005

Dan Brown romanları serisinin en ilginç halkalarından birisi. Kitap bilim-din çekişmesinin Hrıstiyanlık için ne kadar önemli olduğunu anlamak isteyen okura muazzam ipuçları veriyor. Din-bilim çatışmasının İslam geleneğin de neden sorun olmadığı da bu çatışmaya bakılarak kolayca çıkartılabilir. Zeki çocukların yetimhanelerden toplanıp Vatikan adına eğitilmeleri ; bilimadamlığından papazlığa yatay geçiş yapan insanların varlığı ; bir Papa'nın bekaretini bozmadan bir "rahibe"nin yardımıyla "rahibe"ninde bekareti doğumda bile bozulmadan nasıl "baba" olabileceği ; Vatikan'ın alt dehlizlerindeki mezarlıklar labirenti; CERN Laboratuvarlarında maddenin anti-maddeye dönüştürülmesi gibi onlarca ansiklopedi karıştırılsa elde edilemeyecek bilgiler yuımağını bir roman sürükleyiciliğinde anlatmak : İşte bu ancak Dan Brown'ın yazıp milyonalrca dünyalı okuruna okutturabileceği bir "şey"dir. Bunu yapan adam ne diyebilir ki ? "Ellerine sağlık"tan başka... Bu kitabı okuyacak olanlar veya henüz ellerinde olup da bitirmeyenler http://danbrown.com sitesindeki romanların geçtiği mekanlar ile ilgili sayfaları incelerse mekan algılamaları kolaylaşacak ve sanat tarihi yönünden daha yararlı çıkacaklardır. Bu kitabı okurken benim bir şansım da yeni "Vatikan Papası"nın seçim günleri olması oldu. Papa seçimi ile ilgili romandaki bilgiler ile Dan Brown'ın yazdıkları o kadar örtüşüyordu ki ; tabii Dan Brown'ın kitabını yazarken Papa seçimi diye birşey henüz gündemde değildi. ( Bekaret konusuna "takılıp" merak edenlere tıbbi ipucu: Papa'nın spermi testis biyopsisi ile alınıp tüpte döllendirilip bakire rahibenin rahmine ekilir ve bakire rahibenin rahminde büyüyen bebek sezaryen ile çıkarılırsa bakir bir "Papa'nın bir bakire "rahibe"den çocuk sahibi olması mümkündür. Buna "Kilise" ne der bilmem, amma; tıbben bekaret bozulmamıştır...)