Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

yesevihan Tarafından Yapılan Yorumlar

01.09.2005

Babür İmparatorluğu'nun adını veren ünlü hanı Babür Şah'ın hayatını konu alan tarihi bir romandır. Babürname adlı eseri iel günlük şeklinde hayatını kayda geçirmiş olan bu zarif ve alim hakanın hayat hikayesi gerek askeri gerekse insani açıdan dramlarla doludur. Babür Divanı adı ile bir araya getirilen çok nefis şiirleri de olan bu Türk hanının hayatını bu romandan okuyan okur mutlaka Babürname'yi de okumalıdır. Babür Şah'a benim nezdimde en büyük paye kazandıran hassasiyetini mutlaka yazmalıyım. Son yıllarına yakın ağır bir hastalığa yakalanan Babür Şah hasta yatağında iken eğer hastalığını atlatırsa kendisinden yaklaşık 150 yıl kadar önce yaşamış olan Türkistanlı sufi Ubeydullah Ahrar'ın annesi için yazdığı Farsca bir eser olan "Risale-i Validiyey" adlı uzun şiirini Türkçeye aktarmaya kendi kendisine söz verir ve bu sözünü tutar. Türk Tarih Kurumu tarafından neşredilen Babür Divanının baş kısmında bu uzun ve kutlu şiirin Babür Şah tarafından yapılmış çevirisini okumak mümkündür. Risale-i Validiyye ayrıca da müstakil olarak neşredilmiştir. Bir zamanlar Türk devletinin başında hangi kalitede hanlar bulunduğunu anlamak ve bugünkü zavallılığımıza ağlamak için bile olsa Babür Şah okunmalı; okutulmalıdır. Babür Şah'ın Afaganista'nın başkenti Kabil'deki kabri bir ziyaretgah olarak kendisinin düzenlettiği bir "Bağ-ı Babür" adıyla bilinen bir park içerisinde fatihalarınızı beklemektedir.
01.09.2005

Timur devletinin bilgin hükümdarı Uluğ Bey'in hayatı ekseninde yazılmış bir eser. Astronomi tarihine geçecek kadar ünlü bir bilgin olan Uluğbey'in öz oğlu tarafından katledilerek sona eren hayatı; Anadolu'dan giderek Uluğ Bey'e danışman-sırdaş olan Ali Kuşçu ile yaşadıkları; çok nefis bir edebi üslub ile dile getiriliyor. Marksist ideolojinin matbuatı kontrol ettiği yıllardaki katı sansurden kurtulabilmek için dönemin en ünlü sufisi Ubeydullah Ahrar'ın romanda "negatif" bir figür olarak tasvir edilmesi eserin en zayıf yönü... Adil Yakubov keşke son yıllarda Özbekistan'da hayatı hakkında önemli çalışmalar yapılan Ubeydullah Ahrar ile kısımları tashih ederek yeniden yazabilseydi.. ( Okurlar Ubeydullah Ahrar ile ilgili ayrıntılı bilgiyi Necip Fazıl Kısakürek tarafından Türkçeye aktarılan Reşahat adlı eserden öğrenebilirler. Reşahatın değişik yayınevleri tarafından yapılmış baskılarını piyasada bulmak mümkündür.) Adil Yakubov'un bu önemli eserini Türkistan tarihi ve Türk dünyası ile ilgili herkesin okuması yararlı olacaktır.
01.09.2005

Türkistan'ın Batı bölgesinde Harezmşahlar ülkesinde kurulmuş ve Orta Asya'da egemen olmuş Harzemşahlar devrinde geçen bir tarihi roman. Yazarın bölgeyi tanıyan birisi olması eserin fiziki yapısına güç katıyor. Moğol istilasını anlatan satırları dikkatle okumak gerek. 13. yüzyıl Türkistan'ını mahveden bu istiladan geriye ne kaldı diye sorulduğunda verielebeilecek bir cevap yok; bu cevap kitapta da yer almıyor. Kitabın başlangıç kısmındaki Harzemşahlar Hanedanı ile devrin en önemli sufisi Necmeddin Kübra ve hükümdarın halsız olarak öldürttüğü en iyi öğrencisini konu alan trajedi birkaç sayfada geçiştirilmiş. Müslüman olmayan yazarın İslam tasavvufunu bilmeyişi bu konuda söyleyecek sözünün zaten fazla olamayacağını ifade eder. Tarihi olgulara sadık kalınarak yazılan bu eser; 12-14 yüzyıl Türkistan tarihi konusu ile ilgilenen okurlar için iyi bir kaynak olabilir. Genl okur açısından ise özellikle Harzemşahların son hükümdarı Celaleddin Harzemşah'ın yiğitliğini anlatan sayfaları hürmetine zevkle okunabilecek bir roman... Türk tarihi ile ilgili okurlara öneririm.
30.08.2005

Daha çok Yeni Şafak yazıları ile bazı TV programlarından ( Yaşar Nuri Öztürk'ün Ramazan Sohbetleri ) tanıdığım Mustafa İslamoğlu'nun bu eserini tavsiye eden bir dostumun ricası ile okudum. Aşırı yüceltilen mistik " Muhammed" ve postacı rolüne indirilen "Muhammed" tanımlamaları ile yazarın "ortayolcu-arabulucu" rolü ile ( yazara bu rolü oynaması için kimin yetki belgesi verdiğini merak etmedim desem doğru olmaz !) tanıttığı "öz-hakiki Muhammed " tanımlamalarının herbirisi için yazar bazı literatur desteklerini sıralamış. Ancak İslami literatüre az-çok hakim bir "meraklı" böylesine sığ analizlerle 3 değil 33 ayrı Muhammed tablosu da çizebilir. Mesela : "asker Muhammed" ; "eczacı Muhammed" , "doktor Muhammed" ; "yargıç Muhammed" ....ilaahir.. Bu tabloları çizmek için gerekli lojistik desteği de hem Kuran-ı Kerim'den ; hem de yazarın lutfedip değer verdiği "Sahihayn" dan çıkartabiliriz.
Ben sadece bu kitabı alarak "tasavvuf"un tanımladığı Muhammed bölümü nedeniyle kafası karışacak ; sufiler hakkında sû-i zanna kapılacak okuru uyarmak için şunu yazmak zorundayım. Yazar "Kur'an- Kerim bilgisi"yle ölmedikleri mübin olan şehidler ile Hz. Rasulullah'ı nasıl değerlendirir ? "Ölmeyen şehidler"e Kurani bilgisiyle inanmak zorunda olan bir mümin "bilemediğimiz bir şekilde hayatiyetleri devam eden şehidlere göre" Hz. Muhammed Mustafa'nın hal-i hazırdaki durumunu nasıl değerlendirir ? Eğer Hz. Muhammed'i bırakın rüyada görmeyi ; yakazaten veya açık açık görüp konuşan bir kişi varsa bunu da yüzyıllar boyu eserlerine kaydetmişlerse "hezeyan" mı diyeceğiz bu müşahede sahiplerine ? Pekala ya bu müşahede sahipleri Ak Şemseddin gibi ; Ahmed Yesevi gibi ilmi-irfanlarını Mustafa İslamoğlu ile kıyaslayamayacağım alim kişiler ise ? Bu soruların cevabını yazar sanırım veremez de meraklı olan okur Ak Şemseddin'in Marmara İlahiyat yayınları arasında çıkan risalelerine ; Yesevi'nin Diyanet Vakfı yayını Divan-ı Hikmet'ine bakıp araştırabilirler. "Arayı arayı bulsam izini
İzinin tozuna sürsem yüzümü
Hak nasib eylese görsem yüzünü
Ya Muhammed canım arzular seni" diyen bir Yunus'dan; aşkın Yunus'un aşkın Muhammed'inden korkar insan birazcık ...( Bu şiiri yazan Yunus Muhammed'in yüzünü görmemiş olabilir mi? )
Yazar tasavvufcuların yanlış "Muhammed algısı"nı ortaya sermek için Abdulkerim Cili'nin İnsan-ı Kamil adlı eserinden ve oradan da hareketle İbn Arabi'nin tasavvufi ekolünden bazı şeyleri örneklemeğe çalışmış. Öylesine yalap-şalap bir yorum yapmış ki Cili'nin eserini okuyan birisi olarak "el-insaf vel merhamet" denmekten kendimi alamadım. (Cili'nin İnsan-ı Kamil adlı eseri İZ yayıncılıktan çıktı. Aynı isimle 14 asır sufisi Aziz Nesefi imzasını taşıyan bir başka tasavvufi eseri de Gelenek yayınları arasında okumak mümkün.) "Rasyonelize edilmiş bir Muhammed" tablosu takdim etmek için çırpınan yazarın "Kur'anı Kerim'in bazı irrasyonel unsurlar ihtiva ettiğini itiraf etmesi ise en azından tenakuz olarak değerlendirilebilir. "İrrasyonel bir Kur'an'ın tebliğcisi "rasyonel bir peygamber" ? Nasıl minel acaib ve dahi garaib değil mi? Mustafa İslamoğlu'nun diğer eserlerindeki tavrı da aynı mıdır bilmiyorum amma; bu kitabında kendi tezlerine dayanak yaptığı Kur'an ayetlerinin çoğunda ciddi anlam kaymalarını tercih ettiğini -azıcık- tefsir bilgim ile fark ettim. Maalesef bu anlam kaymaları verilen çoğu Kur'an ayetleri için sözkonusu idi. Bir de recm gibi ; hırsızın elinin kesilmesi gibi had cezalarında yazarın olayları müphem hale sokmağa çalıştığı gözden kaçmıyor : bunun çağdaş fetvacılar önünde "örtülü bir özürdileyici" yaklaşım içerdiği kanaatindeyim.
Kitabın yararlı bir tarafı yok mu derseniz Rasulullah'ın sünnetini bir kenara iten Kur'aniyyun denilen son asır fırkasının özelliklerini yazarın itiraf ettiği üzere Vehhabi anlayışının hükümferma olduğu bir Suud üniversitesi tezinden naklen Mustafa İslamoğlu'ndan okumak tek faydam oldu. Bu okumanın ortalama bir İslam literatürü takipcisine faydası olur mu ; sanmam. Ne ki; bu kitabı aldınız okuyun ; ancak sakın ola ki bir "tez savunması"ndan öteye kıymet-i harbiyyesi olmadığını unutmayın. Bir de bu kitabı okuyunca sakın ola seyrlerinin bir yerinde fena fir-Rasulullah olmak durağından geçmiş Allah dostları hakkında yanlış zanna kapılmayın. Ne ki; Mustafa İslamoğlu size bunu ilham etmiş olsa bile...
25.08.2005

Dan Brown'ın İhanet Noktası kitabı ABD Başkanlık mekanizmalarını deşifre ediyor. ABD Başkanlık Seçimi Kampanyalarının mantığı; Beyazsaray'ın iç dengeleri belgesel bir kitap gibi işlenmiş. Dan Brown'ın dünya çapındaki başarısında da bu "hazırlık çalışmaları"na dayanan emek etken olmuştur. Ülkmezi okuru açısından da uyarıcı olan satırlar bulmak mümkün. Beyazsaray Oval Ofisde ağırlanan "azgelişmiş ülkelerin az gelişmiş yöneticileri"nin aptallık derecesini arttıran özelliklerini okurken aklıma hangi bayanın ve oval ofiste son ağırlanan TC yetkilisinin geldiğini herkes tahmin edebilir. Belki hemen her okur da aynı şeyleri anımsamıştır. Kitabın ilginç yönlerinden birisi de ABD'nin gurur kaynakalrından NASA'nın iç işleyişini gözler önüne sermesi. NASA'nın bütün uzayı tarayarak Hz. İsa'nın bilinen tek söylevi olan "Dağdaki Vaaz'ın ses partiküllerini araştırdığının ipuçlarını ve "dünya dışı hayat ortamları" konusundaki araştırmalarını okumak bilim ve insan ötesi ile ilgili her okura; metafizik ilgileri olan kişilere çok önemli ipuçları veriyor. Dan Brown'ın bu kitabında tek eleştirilecek husus "insan öldürmek için kodlanmış özel birlikler"in (Delta Forces) kaçık bir bilimadamını ellerinden kaçırmaları; romanın ana kahramanlarını öldürmemek için ölüm şartlarını fizik ötesinde zorlaması olmuş. O kadar kusur kadıkızında da olur! Yaşadığımız dünayayı anlamak için en önemli ipuçlarını taşıyan bu kitabı bence Dan Brown kitapları arasında bir adım öne çıkıyor. Bu kitabı okuyan okurlara ABD sistemini ve derin güçlerinin içyüzünü daha iyi anlamaları için Aykırı Yayınlar'da çıkan "Baykuş İmparatorluğu " adlı kitabı da öneririm.