Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

suela Tarafından Yapılan Yorumlar

01.02.2009

Bir Sevgi Öyküsü;96 sayfa olan kitap. güzel bir çeviri ile çıkıyor okur karşısına. Anselma zoraki emekli edilmiş bir öğretmendir.Farklı şehirlerde yaşamını sürdüren çocukları,torunları vardır. Telefonla günaşırı kendisini arayıp haber alırlar. Ziyaret etmekten söz ederler ancak gelmezler. Anselma çağın hastalığına tutulmuştur. Yalnızdır. Yaşam kendisi için yük olmaktadır. Bir gün bir şey olur. Eksik olan sıcak bir sevgiyi çöp kutusundan tutup çıkartır.Yaşamı,renkleri,dostlarının olduğunu yeniden anımsar.Bu, sevdiği arkadaşının ismini verdiği papağan Luisito'dan başkası değildir. Geçmişine döner,anıları tazelenir.Zaman yitirmek için çözdüğü bulmacaları kaldırır bir tarafa.Sıcak bir sevgi vardır paylaştığı. Günümüzde yalnız yaşamını sürdürenlerin bir kedi,bir köpek yada papağanla yaşamını paylaşmalarının nedeni çıkıyor karşınıza. Gelişen teknoloji bir can dostu olmadığı gibi, sevgide sunamıyor insana. Öykünün sonu mu? Sizler bu kitabı okuyup öğrenmelisiniz ! güzel bir kitap açıkcası.
06.10.2008

Tekin yayınevi tarafından 328 sayfa olarak basımı yapılan kitap teknik olarak güzel düzenlenmiş.
Kıbrısta Rumların hedefi olan soydaşlarımızı kurtarmakve barış götürmek üzere garantörlük haklarını kullanarak düzenlenen Kıbrıs Barış Harekatı başlamıştı.
İstanbul’da görevli Yüzbaşı Burhanın da yeri görev yerine en kısa sürede ulaşması isteniyordu. Karısı Hadiye ile uzun yıllar arkadaşlık etmiş, asker olan kayınpederinin
Parasal desteğiyle evlebilmişlerdi. Askeri okula yine kayınpederinin yardımlarıyla girmiş,
Asker olmuştu. Bu evliliğinden iki çocuğu vardı. Karısı ben İstanbul kızıyım seninle gelemem
Deyip atandığı yere gitmeyi reddetmişti. Bunun yanı sıra babasının yaptığı masrafların karşılığında kendisinden senet almıştı.
Otobüsle İstanbul dan ayrılan yüzbaşı Burhan karmaşık düşünceler içindedir. Yolcular içersindeki hasta bir kadının ölümü onu yaşamla ölüm arasında sürükleyip durur.
Askeri Hava üssüne ulaşan Yüzbaşı Burhana kalacağı yer olarak baraka gösterilir. Askeri
Üs kalabalıktır. Uçuş ekiplerinde görevli subay ve astsubaylar çevredeki diğer barakalarda
Kalmaktadırlar. Yüzbaşının kaldığı barakanın hizmetlerini Başçavuş İlhan Kendir yapmaktadır. (Niğde Ulukışla’lı olan İlhan Kendir’in soyadından dolayı Kastamonu Taşköprü’lü olması gerekirdi. Kendir orada yetişiyor.)Dürüst olan İlhan çavuş Yüzbaşı
Burhana güvenir, onunla özel sohbetler eder. Barakada Yüzbaşıdan başka Pilot Üsteğmen
Bülent ve Üsteğmen Erdoğan da kalmaktadır. Yaşam tüm bu insanları barakada bir araya getirmiştir. Hiçbiri kimi zaman özlem, kimi zaman nefret ettiği geçmişiyle yüzleşmeyi
Göze alamaz. Yüzbaşı Burhan barakada yaşayanların dert babası olmuştur. Onları dinler,
Çözümler üretmeyi dener.Hava üssünden ayrılan uçaklar bir müddet sonra geri dönerler.
Bazı uçaklar yara alır,hava alanına indirmek için kule görevlileri büyük sorumluluklar altına girerler. Yüzbaşıyla aynı odada yaşayan P. Üsteğmen Bülent Ayfer adında bir kızla sevişerek evlenir. Kısa bir süre sonra kayınvalidesi Ümmühan hanımın evinde tabancasının nereye
Saklandığını ararken Ümmühan hanımın ceyiz sandığını karıştırır. (Başkasının özel eşyasının
Aranması ne kadar doğrudur.? ) Orada karısının tayininin yapılmasında yardımcı olan
Doktorun mektuplarını bulur. Kıskanır. Karısına inanmaz. Doktoru ölesiye döver evi terk-
Ederek barakaya yerleşir. Karısının göndermiş olduğu mektupları biriktirir. Okumaz,yırtmaz.
Ta ki Yüzbaşı Burhanın senin adına bir mektupta ben yazayım. Belki barışırsınız demesine
Kadar. Üsteğmen Erdoğan zaman zaman bisikletiyle barakaya gelen July’le hoş vakitler
Geçirir. Yaşadıklarını çevresine abartarak anlatır. (July kocasıyla tartışır. İlk karşıma çıkan Türkle beraber olacağım der ve karşısına Erdoğan çıkar. Böylesi olur mu bilmem.)
Yüzbaşı Burhan daha önce aile dostları olan ve aynı yerde çalıştıkları dostları Yasa Beyi ve Eşi Bilgeyi ziyaret eder. Bu ziyaretlerde yaşadığı olumsuzlukları anlatır birlikte çözüm
Ararlar. Bir türlü bulamazlar üzülürler. Üsse kaynaşmış olan Yüzbaşı üs toprağının kazınarak
Çuvallara doldurulup nakliye uçaklarıyla İsraile götürüldüğünü öğrenir. Kıbrıstaki savaşı
Anımsar çelişkiler karşısında üzülür. İlhan Başçavuş yüzbaşının tüm işlerini görür. Birlikte
Barakanın çevresine çiçek diktikleri bir gün İlhanın annesi babası ve eşi Zeynep’in geldiğini
Öğrenirler. İlhan henüz gerdeğe girmeden askere gelmiştir. Aile İlhanı dışarı çıkartmak ister.
Savaş hanidir izin alamazlar. Sorunu Yüzbaşı Burhan çözer. İlhanın anne ve babasını lojmanda ilhanı ise barakada eşiyle kalmasını ve gerdeğe girmesini sağlar ! Bu olaydan
Büyük pişmanlık duyan İlhanın geçmişinde yaşadığı büyük bir aşk vardır. Sevgilisi Kevseri
Hamile bırakarak askere gelmiştir. (İlhanla kevserin yaşadığı aşk en ince ayrıntısına kadar
Anlatılmakta. Cinsellik fazla öne çıkarılmakta. Kitabın her yaş okuru olduğu düşünülmeli.)
Amerikalı Pilot Yüzbaşı Robert’in kullandığı uçak önemli bir görevi yerine getirmek için
Uçtuğunda uçağın bagaj kapısı açılır. Kapatmaya çalışan July’nin kocası çavuş David ölümle burun buruna gelir. Yaralanır.
Barakada yaşayan Yüzbaşı Burhanın karısı Hadiye kocasının geri dönmesine sıcak bakmaz
Bülente gelen mektupta Ayfer, kendisini unutmasını ve hiç aramamasını yazar. Kaza sonrası
Almanya ya tayini çıkan David karısı Judy ile birlikte gider. Sevgilisi Erdoğan terkedilmişliği yaşar. İlhan’a gelen mektupta ise Kevserden olan çocuğun fotoğrafı vardır. Baraka yandığında
Tüm bu yaşananların yiteceği sanılır. Yanar yanar yanar. Yangın aslında her birinin içindedir.
Kendine has uzunca güzel bir anlatımı var. Sevgi sevgisizlik, Umut Umutsuzluk, Erdem ile
Erdemsizlik. Çok güzel işlenmiş. Okunmalı.
16.09.2008

Kitap dört bölümden oluşmaktadır.İlk bölümde,Nehir kenarında beyazların kurmuş olduğu büyük çiftliklerde yetişen şekerkamışı ve pamuk işlerinde zenci köleler çalıştırılır. Sayıca çoklardır. İşlerin özelliğine göre ve mevsimsel olarak pazardan satın alınan kölelerin çalışma şartları ağırdır. Hiçbir hakları söz konusu değildir. Bu yüzden çiftliklerden kaçmalar olur, yakalandıklarında büyük işkenceler görürler.
Manon, zengin çiftlik sahibiyle evlenmeden az önce kendi çiftliklerinde kendilerine hizmet eden
sarah'ı gelin gideceği çiftliği tanıması ve orada da kendisine hizmet etmesi amaçıyla gönderir. Manon çiftliğe gittiğinde sarah'ın kocasından bir erkek çocuk doğurduğunu,ikinci çocuğunuda doğurup çiftlikte büyüttüğünü görür. Bu yüzden kocasından nefret eder,sürekli ondan uzaklaşır ona çocuk doğurmaz. Komşu çiftlikten kaçan zencilerin kendi çiftliklerine zarar vermesinden korkan kocası zenci avına gider. Ancak kaçan zenciler nehir kıyısındaki bataklıklarda yakalanarak cezaları verilir.
Manon,babasının diğer çiftlik sahiplerinden farklı olduğunu zencilere haftanın bir günü izin verdiğini,yaşadıkları barakaların önünde küçük bahçe yapmaları ve sebze yetiştirdiklerini bu yüzden diğer çiftlik sahipleri tarafından sevilmediğini bu yüzden öldürülmüş olabileceğini düşünür. Çünkü bu düşünce zencilerde bağımsızlık kavramı oluşturacaktır.
Bir gece çiftliğin değirmeninin çatısı yanar. Nefret ettiği kocasının yangını
söndürmeye gittiğinde bir kazaya kurban gitmesini arzu eder Manon.
Şehirde kolera vakaları baş göstermeye başlamıştır. Manon almış olduğu mektupta annesinin de hasta olduğunu öğrenir. Şehre gitmeye karar verir. İkinci Bölümde, Şehirden annesinin hasta olduğunu bildiren mektubu alan Manon şehre gitmek üzere hazırlanır. Vedalaşmanın ardından yanıda sarah olmak üzere
yola çıkarlar. Yolda şehire gidenlerden
daha çok dönenler olduğunu görürler. Konuşulanlardan şehirde hastalıktan birçok ölenler olduğunu duyarlar. Hatta
şehir yolunda arabalarla taşınan ölülere rast gelirler. Ölenlerin büyük çoğunluğu zencidir. Şehre girdiklerinde
kendilerini büyük bir sessizlik karşılar. Manon annesinin oturduğu eve gittiğinde kepenklerin kapalı olduğunu
görür. Annesinin öldüğünü düşünür.
Annesi ölmemiş hastalığı düzelmektedir. Doktor düzenli gelir.
Ancak bu ölmek üzere olan hastanın
son zamanlarında gösterdiği bir düzelmedir. Annesi ölür. Teyzesine ve
kocasına mektup yazar. Kocası gelmez.
Teyzesi gelir,birlikte annesine cenaze
töreni yaparlar. Manonun babasının ve
kardeşlerinin yattığı mezarlıklar doludur. Annesini akrabalarının mezarlığına gömerler.Annesinden umduğundan daha çok miras kalmıştır.
Vasiyetinde ise evin aşcısını kırsala
götürmemesini ister. Babasının çekmecelerinde anı defteriyle karşılaşan Manon, babasının annesine
karşı işlediği bir suçun var olduğunu öğrenir ama ne olduğunu öğrenemez.
Manon şehirden çiftliğe sarah ile
döndüğünde kocasını kendisini bekler buldu. Çalışma odasında kocası Manon'la yaptığı görüşmede birlikte
olma isteğini Manon geri çevirir. Kocası
asilerin nehrin iki yakasında barakalarda örgütlendiklerini beyazlara
karşı ayaklanarak onları öldürecekleri
ihbarını aldığını söyledi. Çekmecedeki iki silahı alarak geceyi nöbet tutarak geçireceğini belitti. Evin tüm kepenkleri kapatıldı. Gece asiler evi bastılar.Manonun kocasını kestiler. Sarah ata binerek kaçtı. Manon kaçarken omzundan yaralandı.Walterde
çiftlikten kaçarak kurtulmuştu. Sabah olduğunda çiftliğe geri döndüler. Asilerin kırıp dökmediği yer kalmamıştı. Şehirden gelen teyzesi
kocasının cenaze törenini düzenledi.
Doktor Manonun omzundaki kurşunları çıkardı. Kalan bir kurşun kolunun oynatmasını engelliyordu. Teyzesi Sarah'ın bulunması için ilanlar vermişti. Çiftlikte kalamayacağını anlayan Manon çiftliği satarak şehirde annesinin evine taşınmayı düşünmektedir.Dördüncü bölümde, Çiftlikte yaşamanın zor olduğunu anlayan Manon teyzesi ve eniştesinin
yardımlarıyla şehre annesinin evine
taşınarak yerleşir.Dostları taziye ve
geçmiş olsun ziyaretlerine gelir.
Eniştesi sarah'ın bulunması için bu işlerle ünlü dostundan yardım ister.
Sarah'ı yıllar öncesi köle pazarından
tanıyan roget satın almak ister. Kaçmış olan sarah'ı roget'in satın almak istemesi kaçarken roget'in ona yardım
etmiş olabileceği ihtimalini doğurur.
Sarah özgür zenci rolünü başarıyla oynamış küçük kızını da satmıştır. İngiltereye gidecek olan gemiye binemeden yakalanır. Yakalanışı pahalıya mal olmuştur. Manon'un evine geri getirelerek yaşamına burada devam eder.
1830 larda yaşamış olan bu olaylar yirmibirinci yüzyılda da çeşitlenerek sürmektedir.Üstelik siyah beyaz ayrımı olmaksızın. İlginç bir kitaptır. Okumanızı öneririm.
27.08.2008

Yazar,babasının Kastamonu Kadısı olarak dokuz yıl görev yaptığı bu kentdeki çocukluk anılarından başlar anlatmaya. O yıllar Osmanlının son dönemleridir.Halk yokluk,çaresizlik içindedir.Anadoluda çok önemli bir konuma sahip olan Kastamonuyu yazarın nasıl anlatacağını merak edersiniz.Henüz ilk sayfada eski İstanbulluların Kastamonuya Kastamoni demelerini dip not olarak düşen yazar ileriki anılarında toprak sıvalı evlere toprak sıvali evler deyiverir!Konaklarında zengin sofraların eksik olmadığına sık sık tanıklık eder, o zamanki Kastamonu Valisi'nin Valilik konağının bahçesinde avrupayi spor adına çırılcıplak koştuğunu okursunuz.Aile mevlevi dergahını,Şeyh şaban-ı veli türbesini ziyaret eder,reji müdürüyle iyi ilişkiler kurar.Sarığın çıkarılarak kalpağın giyilmesi Kuvayi Milliye hareketinin başladığı dönemdir. Babanın görevi nedeniyle aile Ankaraya taşınır.Horasandan gelerek Çerkeşe yerleşen ailesinin ....tarikatına mensup seceresini anlatır. Kurtuluş Savaşı başlamıştır. Her ihtimale karşı aile faytonla Çerkeşe gönderilir.Yolda kağnılarla cephane taşıyanlara,gazete isteyen sümüklü çocuklara rast gelirler. Susadıklarında termoslarından buz gibi su içerler. Çerkeşte iyi karşılanırlar! Tehlike geçmiştir. Ankaraya dönüş yolunda babası güvenli yolculuk için eşkiyadan(Abdullah)yardım ister. Ablası Ankarada evlenir.Babası bu düğünü çok beğenir ve onbeş gün sonra ikinci bir düğün yaparlar.Hatta üçüncü düğünüde düşünürler damat razı olmaz ! Yazar üniversite okur.Gemi mühendisi ile evlenir. Avrupaya giderler.Avrupada Nazi Almanyasını tanır! Bir dönüş yolculuğunda Budapeşte'de Türk Sefaretine uğrarlar.Orada duvarlara asılı padişah beratlarını görür.Piyano çalar sefarettekiler ona çok ilgi gösterir.
Yazarın yaşadığı dönemi yeterince ifade edemedini, Ailesi ile ilgili ayrıntıları abartılı bir ifadeyle verdiğini düşünüyorum. Atatürk'ün inkilaplarının neden önemli olduğunun ipuçlarını yakalamak adına okuyabilirsiniz.
15.08.2008

Can Yayınlarından çıkan kitap teknik olarak güzel hazırlanmış yalnız kelimeler içinde olması gereken harflerin unutulduğu dikkatimi çekti.Bir sonraki bastıda sanırım düzeltilir.
Kitapta Anadolu toprağının içinden süzülüp gelen öyküler yer almakta. Öykülerin içinde kendinizi,komşunuzu ya da tanışlarınızı bulabilirsiniz. Umut var sevgi var. Kısacası yaşanmışlar yada yaşanması olası olaylar. Yüreğiniz kah hüzüne batıyor kah bir ferahlık duyuyorsunuz. İnsan ve doğa kokusu geliyor buram buram burnunuza. Mümtaz Tiftik Panayır Zamanı adlı kitabın yazarı