Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220
E-Dergi
Eren Yaşar Tarafından Yapılan Yorumlar
Savaşın acımasızlığını 1.dünya savasindayken tatmış Romaroue savaşın yıkıcılığını, her satırında hissederken savaş karşıtlığının en etkili romanı olmuştur.Cephe gerisinde sayıları 30 u geçmeyen konforu yerinde zeki ve zengin insanların küçük insanın kaderini tayin ettiği savaşlar hemen siperin diğer tarafındaki düşman diye niteledikleri o insanların yasayıp yasamamamasina karar verdikleri bu anlamsız olay insanoğlunun icat ettiği en berbat şeydir . Kahramanlık, milliyetçilik ve vatan safsatasiyla konforu yerinde insanların savaş gibi insanı yoketmek için makinelestigi bu düzene bir başkaldırıdır. Arkadaşlık, dostluk ve yaşama iç güdüsü gibi kavramlarla savaşın insanlar üzerinde yarattığı psikolojik ve sosyolojik tramvalar olağanüstü bir detayla ince ince işlenmiş. kesinlikle okunması gereken bir eser
öğretmenlik yaptığı yıllarda hakkaride görev yapmış ferit edgü ve dolayısıyla dağların hüküm sürdüğü aylarca kar altında kalan bu yalıtılmış coğrafyanın insan manzaraları da kışı kadar çetin dağları gibi sarp öykülerinde.. özellikle ibrahamin oğlu ibraham öyküsü akılda kalıyor. kalemi ;yaşanmışlığın dağların ve uzaklığın ayırdığı bir coğrafyanın hüznüyle bir vatanın iki ayrı kimliğini anlatiyor... demli çay, kar, soğuk ve dağ kokan öykülerinin ikinci kısmı minimal öyküleri pek begenmedim açıkçası. daha önce muzaffer kalenin güneş sepetinde gördüğüm minimal öykü çabasını da anlamış değilim. eğer bir şey küçülecekse vuruculugunun da artması lazım . bırakın vuruculugu ne demek istemişler o bile belli değil
sait faik öykü ödülünü almış 6. öykü kitabını okudum.Altisi da tatsız tuzsuzdu. okurken şunu hissettim bunda evet 68 kuşağının o devrime olan tutkusu hissediliyor yalnız hikayelerde sanki yolda yürürsün de istanbulda bir semtte gördüğün simitciler, sahaflar, midyeciler, perdeciler, garsonlar aklına geldikçe onlarla ilgili bir şey söyleyip sırf bir şehrin gürültüsünde kepenk açan dükkanları anlatip duruyor. Yani sabah yolda yürürken gördüğünüz bu hengameyi yazsaniz mesela: simitçi simit diye bağırdı, sebzeci domateslere su serpti, kitapçı eski bir kitabı çıkarıp sayfasina 20 yıl önce yazılmış nota bakti esneyip yerine koydu ona biraz da çagrisimlarini katarak bu tür hikayeleri herkes yazabilir. Farklı bir tarz değişik bir tür kesfedecegim diye zirvalayanlar da oluyor. Emeğe saygı diyorum ama bizim hikayecilik konusundaki tatsız tuzsuzlugumuz konusunda elimize kimse su dökemez .
bu güne dek okuyup da etkisinde yıllarca kaldığım bir destandır durgun don serisi neden bu kadar az bilindiğine şaştigim kadar şaşmamışımdir... devrim öncesi ve sonrası rusyayı dön nehri kıyısındaki kazakların yaşamını anlatan aile ilişkileri bizim anadolu coğrafyasına benzeyen doğa tasvirleriyle de yaşar kemale hatırlatan roman gregor melohov ve aksinya astakovun tutkulu aşklarıyla bir türkü olup akar ve son cümlesi halen aklimdadir : onu yaşama onu toprağa kisa bir süre için de olsa bağlayan minicik oğlu ışte kollarindaydi...