Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

aerolaconic Tarafından Yapılan Yorumlar

23.02.2014

Ata Mezarlığı'na yaptığım eleştiriden sonra aramızda başlayan yazarla aramızda başlayan dostluk (büyük aşklar büyük nefretlerle başlar ya o hesap), aşağıda göreceğiniz yazarın kendi tasarladığı muhteşem kapak (bu kapak muhabbetine bi kapakta bana taktı abim) ve bu kitapda Suphi'nin "s" sinin bile olmadığına söz vermesi aklımı çeldi. Aldım okudum..

Kitabı okuduktan sonra kafamda iki ihtimal belirdi. Birincisi Mehmet abi ya kitaplarını parasıyla başkasına yazdırmaya başladı, yada kitaplarında bolca bahsettiği şamanizm, kozmik evren, reiki, taichi, kamasutra derken 12 çakra birden açıldı. Zira iki kitabı da yazanın aynı kişi olması pek mümkün görünmüyor.

Dediğine göre Profil yayınlarından çıkan bu edisyon rötüşlanmış hali. (ilk kitap Goa Yayınlarından çıkmış) Çok fark var mıdır bilemem. İlk üç dört bölüm Harlem'li bir zencinin kaleminden çıkıp, Zeki Müren lehçesi ile çevrilmiş gibi. Adını tam koyamadığım, belki ağdalı, belki soğuk, belki abartılı insana garip gelen bir anlatım... Gerçi bunun sebebi her zaman Amerikan romanlarında/filmlerinde gördüğümüz türden olayların Alanya da Türk isimleri ile geçmesi de olabilir. Sonra ki bölümlerde alışıyorsunuz zaten.

İlerleyen bölümler son derece sürükleyici, şamanizmden derin devlete, sosyal farklıların toplumsal yaşama etkisine herşey kıvamında harmanlanmış. Ata Mezarlığındaki gibi can sıkan gereksiz betimlemeler, mimari planlar, en önemlisi Suphi yok. Sadece -bence- kitabın genel temasına ters düşen bir kaç arapça kelime olmamış diyebilirim. Öyle ki kelime dağarcığıma güvenen ben bile sözlüğe bakmak zorunda kaldım. Tenakuz, tevettür aklımda kalanlardan bir kaçı. Final bölümüne girişte "oha bu klişeyi yapış olamaz" derken son anda cidden iyi topladı. Ahmet Ümit'ten sonra "turn page" nin hakkını veren bir roman iyi geldi.


Son olarak (Mehmet abi, kusura bakma bunu yazmazsam çatlarım) bu güne kadar okuduğum 1000'e yakın yerli - yabancı yazar, amerikan, italyan, japon çizgi romanı arasında "ninja şirukeni" kelimesini cümle içinde kullanan bir adam gördüm ya. Ben sana ne diyim abi... Daha da ölsem gam yemem.
19.02.2014

Türkiye'nin başlangıcını Tanzimat Dönemi olarak kabul eden kitap neredeyse 2012 yılına kadar uzanan bir yelpazede Türkiye'nin iç ve dış siyasal yaşamını anlatıyor. Kitabın geniş bir kısmını oluşturan Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyetin ilk yıllarını anlatan kısımlar benim gibi orta seviyede ilgilenenlere bile yeni bir şeyler vermekten uzaksa da Atatürk'ün Ölümünden sonraki dönem oldukça ilgimi çekti. Kitap ayrıca konsantre bir inkılap tarihi kitabı olarak da gençler için bir başucu kitabı yada yardımcı ders kitabı olarak önerilebilir.
30.01.2014

Dünya Klasiği tanımını sonuna kadar hakeden bir kitap. Aslında sayfalar boyu nihilizm'i benimseyen Arkadi ve Bazarov'un çevresindekilerle yaptığı felsefi tartışmalarla dolu olsa da; sonlara doğru alttan alta "bırakın bo işlerle uğraşmayı" alt mesajı vermeye başlıyor. Finaldeki dramanın anlatımındaki akıcılık ise tek kelime ile kusursuz.

Herhangi bir macera örgüsü olmayan, direk olarak belli bir amaç gütmeyen, şimdiye kadar tarih olmuş yığınla akımdan bahseden bir kitap olsa da "keşke okumasaydım" demiyorsunuz. Öncelikli bir kitap değil belki ama elinizin altındaysa da okunmayı kesinlikle hakediyor.
22.01.2014

Yazarın diğer Laura & Jack kitaplarından farklı olarak adli tıp olaylarına neredeyse hiç yer verilmeyen bir kitap olmuş. Sadece girişte usulen anlatılmış bir otopsi vakası ve havada bırakılmış bir alternatif tıp olayı var. Bunun yanısıra çoğu yabancı yazarın hatta Robin Cook'un bie Nöbet kitabında yaptığı gibi geniş bir şekilde Hristiyanlığın efsaneleri klişelerine genişçe yer verilmiş. Yazarın bu ve bunun bir önceki kitabı olan Yabancı Cisim'de ciddi bir düşüş görülmekte. Ancak bu iki kitap Jack ve Laura'nın gelişimleri açısından önemli. Zira yazar bir sonraki kitap Hücre de bomba gibi dönüyor ve son iki kitaptaki bazı detaylar fak yaratıyor.
12.01.2014

hangisi daha önce bilmiyorum ama muhtemelen aytmatov'un kitabı filmden öncedir diye düşünüyorum. filmi izlemeyen yoktur sanırım. kitapla film büyük oranda paralellik gösterse de kitabın anlatımı çok ama çok daha etkileyici. ilyas'ın acısı içinize işleyecek. öte yandan filmi izleyip kitabı okuyan birisi olarak diyebilrim ki; kadir inanır kitaptaki ilyas kadar etkileyici iken, türkan şoray aysel'in yanına bile yaklaşamamış.