Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

aerolaconic Tarafından Yapılan Yorumlar

01.01.2013

Size hiç oluyor mu bilmem. Bazen bir kitabı bitirdikten kapağını kapatıp, gözünüz uzaklara dalar durursunuz. Aklınıza o romanda bahsedilen yerler, köyler, kahramanlar gelir, keşke yanında ben olsam, yardım etsem diye düşünürsünüz. Şu an ilk aklıma gelen Yüzüklerin Efendisi mesela. Ama bir de her Aytmatov kitabından sonra bu hisse kapılıyorum. Ve on paralık yazarlık tecrübemden soğuyorum. "Lan neden kasıyorum ki. Ne yaparsam yapayım asla bu adamın yazdıklarına benzemeyecek" diyorum.

"Sultan Murat" da böyle bir kitap. İşin garip tarafı, aslanlarla, kaplanlarla güreşen, olmadık entrikaları ortaya çıkaran, cesur, kuvvetli insanların değil, senin benim gibi sıradan insanların hayatlarından öylesine seçilmiş gibi duran bir kesit, bu kadar mı güzel anlatılır. Kitaptaki soğuk, okuyanın iliklerine nasıl bu kadar işler, terlemiş hayvaların, ıslanmış otların ekşi kokusu genzinizi nasıl bu kadar yakar, baharın gelişine neden bu kadar sevinirsiniz anlamak mümkün değil.

Elips Kitap'ın gazete eşantiyonu gibi duran, iğrenç ötesi kapak tasarımı, küçültülmüş boyutları ve bu boyutlara sığdırılmış yazıları ile sunumu berbat ama çok lezzetli bir yemek gibi. Keşke yarın bir gün başka bir yayın evi sağlam bir formatta bassa. Hiç düşünmem tekrar tüm kitapları alırım. Nur içinde yat Aytmatov.
01.01.2013

Bu kitabı okumayı uzun süreden beri erteliyordum. Keşke daha önce okusaymışım. Bildiğin film tadında harika bir kitap. Yazarın diğer kitaplarında olduğu gibi macera aynı gün içerisinde (bu kitapta 10 saat) başlayıp bitiyor. Daha önce okuduğum İhanet Noktası'nda da olduğu gibi aklımda "acaba bu kitabın anlattıklarının ne kadarı gerçek, ne kadarı kurgu" sorusu var. Öte yandan kitap bitmesi gereken yerde bitmeyip, bir kaç mason detayı daha vermek için gereksizce 60 sayfa kadar uzatılmış. Bence tadında bırakılsa daha iyi olurdu. Gene de 10 üzerinden 10 puan kurgu ve süper heyecan.
01.01.2013

Anlatım tekniği olarak (bu tekniğin bir adı var mı bilmiyorum) tıpatıp Otostpçunun Galaksi Rehberi. Bu tekniği nasıl anlatsam, biraz alaycı, lakayıt, uçuk betimlemeler, tasvirler (aradığı kızla bu otobüste karşılaşma şansı, bir gökdelenin 38. katındaki lacivert hortumlu bir filin şekersiz kahve seviyor olabilme şansına eşitti), aslında olmaması gereken herşeyle dolu. Bu kadar savruk ve dağınık anlatım belli bir yerden sonra gerçekten yoruyor ve zaten kopuk kopuk kurulan kurguyu takip etmekte zorlanmaya başlıyorsunuz - ki bu nedenden ötürü Otostpçunun Galaksi Rehberi'ni daha sonra tamamlamak üzere yarım bırakmıştım.

Öte yandan bence bir sürü klişe barındıran, klişe bir konusu var. İçinde aslında özlerinde hiç olmaması gereken bir piçlik barındıran iki semai varlık, yaşamak ne güzel şey diyen başka bir varlık, her şeyi önceden tahmin edenler vs. vs. Gaiman'ın bir Yıldız Tozu, hele ki bir Mezarlık Kitabı gibi kesinlikle değil.

Eğer fantastik edebiyat tanrıları beni çarpmayacaksa ben okumasanız da olur diyorum.
01.01.2013

Bu kitabı nasıl yorumlasam bir türlü karar vermedim. Bi defa yazarın her zaman ki ustalığıyla ( Nöbet ve Kritik isimli kitaplarında bir düşüş vardı gerçi ama bu sefer olmuş) yazılmış şahane bir gerilim. Üç dört koldan ayrı ayrı ilerleyen tek bir hikaye, son sayfaya kadar hikayeye eklenmeye devam eden önemli karakterler. Kısacası süper. Maceranın ana kahramanları, yazarın çoğu romanında başrolde olan Jack Stapleton ve Laure Montgomery -en sonunda- Stapleton. Ancak son üç kitaptır hikayeler Jack'den ziyade Laure'nin etrafında dönmekte. Karakterlerin gelişimini izleyebiliyor olmak okumanın tadını arttıracağı için son iki kitabı (Yabancı Cisim ve Kritik) okumak daha iyi olabilecekse de; çokta gerekli değil.

Öte yandan kitap sürüyle baskı ve çeviri hatası ile dolu. Keşke yazarın kitaplarını eskiden olduğu gibi Altın Kitap'lar bassa.
01.01.2013

Her ne kadar okuma olarak bir sıkıntısı olmasa da, yazarlık açısından tembellik veya yazmak zorunda olunca konu sıkıntısı çektiklerinde başvurdukları bir yöntem olduğunu düşündüğüm bir çatı üzerine kurulmuş. Benzerlerine daha önce Amin Maalouf - Semerkand ve Ahmet Ümit - Patasana'da rasladığım şimdiki zamanda yaşayanların geçmiş zamanda ki bir kitabı okuması üzerine kurulu. Geçmiş zamanda ki karakterler itibari ile ilgi çekiyor ve okumayı güzelleştiriyor. Ama ne var ki nedense içimde bir yerlerde "herkesin sömürdüğü Mevlana ve Şems aşkından azıcıkta ben sebepleneyim" diye seslendi bu kitap bana. Ya kitap samimi gelmedi, yada ben henüz sufiliğe hazır değilim, bilemedim. Ama tek bildiğim şey; konusu ve içindeki karakterler ne kadar naif ve güzelse de, kitap ömrü hayatımda gördüğüm en iğrenç Türkçe ile yazılmış. Asıl dili ingilizce olan kitabı, yazar ve bir çevirmen resmen katletmişler. Tasavvufta geçen olaylarda arapça ve farsça kelimeler kullanılması elbetteki doğal ama Amerikalı Ella'nın cismai, tahakkümperver olmama gibi kelimeler kullanırken ağzından şekerriz bir tadın eksik olmaması, Konya'lıların Şems'den bahsederken pejmürde sıfatını kullanması çok itici geldi bana. Ha bir de maalesef not almadığım ama tamamen uydurma olduğunu düşündüğüm bir sürü kelime var. Kimbilir belki benim cehaletim, Türkçe'min yetersizliğidir bilemiyorum.Yazarımız sufi olmakla avrupai olmak arasında kararsız kalınca, ortaya böyle ucube bir Türkçe çıkmış.