Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

FIGCEL Tarafından Yapılan Yorumlar

16.12.2010

Her N.R. kitabını bitirdiğimde bu kadına hayranlığım biraz daha artıyor. Bu kitapta kesinlikle bu duygumu pekiştirenlerden biri oldu… Zaten kurgu yeteneği bence tartışma götürmez şekilde çok iyi ama bunun dışında her kitabında her karakterinin yaşadığı ortam, duygusal yansımaları ve sahip olduğu mesleğe ait satır aralarına sıkıştırılan detaylar o kadar ince ince işleniyor ki hem karakteri hem de onu o yapan süreci eksiksiz kafanızda canlandırabiliyorsunuz. Aslında genel olarak Nora’nın tarzı bu, hiçbir satır hiçbir kelime öylesine yazılmamış, böyle olunca da her kitabı da, size verdiği gerçek bir okuma zevki tatmini ile, sonuca ulaşıyor.
Dolunayda Aşk’ a gelince , Tory’ nin 8 yaşındayken en yakın arkadaşı Hope’un vahşice öldürülmesinin üstünden yıllar geçer. Ancak Tory, ölülerin ve yaşayanların duygularını hissedebilme, eşyalara ya da kişilere dokunarak onların hayatlarından kesitler görebilme yeteneği ile aradan geçen onca yıla rağmen her şeyi hala o gün olmuş gibi yaşayıp durmaktadır Sonunda kaçmayıp kasabasına geri dönerek Hope’la olan geçmişiyle yüzleşmeye karar verir. Daha ilk günden aynı acıyı içinde hisseden Hope’un ağabeyi Cade Tory’e kimsenin göstermediği güveni, sevgiyi, ilgiyi gösterir. Cinayetler devam edip dururken sürekli içinizden ‘kesin katil bu, yok bu da olabilir’ diyip duruyorsunuz, kitabın sonlarına doğru ‘uff sonuç bu kadar bariz mi olacak’ derken yine final tam Nora’ya yakışacak şekilde soluk soluğa geliyor. Her bitirdiğime ‘bu galiba en güzel N.R. kitabıydı diyorum, artık resmen karıştım ama bu da gerçekten çok çok çok güzeldi.
12.12.2010

Bu kitabı bir roman gibi değil de ilk sayfasından son kelimesine kadar olan aktarımları göz önüne alarak bir bilgi deposu gibi düşünebiliriz. Genlerin, bunların yanlış ve düşüncesiz kullanımının doğuracağı sonuçlar ya da geleceğin bu genler üzerinde şekillenişi olası/olmuş birçok örnekle gözler önüne seriliyor. Bu kitapta çok fazla detay var ama bana göre tam bir konu bütünlüğü yok. Kitap yaklaşık 100 bölümden oluşuyor ve nerdeyse 80. bölüme kadar 80 ayrı ortam , 80 ayrı karakter var gibi. Tam artık sonlarda kişi-olay takibinden vazgeçmek üzereyken birkaç şahıs ortak bir olayın çevresinde toplanmaya başladı ve ortaya takip edilesi bir konu çıktı. Doğrusu bu son bölümler nasıl bitti anlamadım bile. Bu arada yazara hayran kaldım, kitabın her satırı bir araştırmanın emeğin ürünü olduğunu belli ediyor.Bunun yanında kitabın basım kalitesi mükemmel, en küçük bir basım hatası bile yok, hatta elle yazılan bir notta el yazısı,farklı makalelerde farklı yazı karakterleri kullanımı gibi basım detayları kitabın kalitesini daha da arttırmış, ayrıca bu kadar kapsamlı ve bilimsel bir konudaki çevirinin/çevirmenin ustalığı da bence tümüyle övgüye değer.
03.12.2010

J.G. önderliğinde ilerlediğim eski İskoç yaşamını anlatan kitaplara duyduğum tutku bu kitapla devam ediyor :) ... Bu kitapta o dönemin farklı bir yönüne daha ışık tutuluyor ve İngiliz-İskoç çatışmalarının-yağmasının izlerine de yer veriliyor. Bunca kitaptan sonra kafamda çizdiğim bir imaj vardı, İskoç Beyleri hep klanına, toprağının her santimine hayran ve bundan vazgeçmeyen yönü ile baskın olurdu ama bu kitapta Gordon’ın yeni bir toprakta yaşama fikrine açık olması bu düşüncemi oldukça sarstı. Oysaki Gordon da en başta tüm klanı etkileyecek cesaret, inanç ve liderlik gücüne sahipti, bundan nasıl bir anda vazgeçti???. Constance ise bence daha güçlü bir karakter. Hem insanlara yön verebiliyor hemde hedeflerinin peşinden korkusuzca ilerliyor, onu sevdim... Kitaba genel olarak bakarsam kesinlikle konu çok akıcıydı, Gordon ve Constance’ın tutkusu, birbirlerine gitgide çekilmeleri çok güzel anlatılmıştı, basım hataları yoktu , bence bir çok kitaba kıyasla severek okuyabileceğiniz bir örnek...
29.11.2010

İşte Nora’nın vurulduğum kitaplarından biri daha... Declan karakterine bayıldım. Bu öyle bir karakter ki hayattaki amaçlarını baştan çok net bir şekilde belirleyip bunları gerçekleştirirken geride bıraktığı işine, lüks yaşamına bir kez olsun arkasına dönüp bakmıyor, hiç aşık olmam sanırken ilk görüşte tutulduğu Lena’yı evliliğe ikna etmekten bir an olsun vazgeçmiyor. Bu arada hem Lena’ya , hem onun anneannesi Odette’e hem de en yakın dostunun nişanlısı Effie’ye karşı davranışları o kadar masalsı ki onlara kurduğu cümleleri dönüp dönüp tekrar okudum çünkü herbir muzip cevap kendi içinde bir çok iltifatı da barındırıyordu. Geri planda ise 100 yıl önce Abigail ile Lucien’in yaşadığı ölümsüz bir aşkın ve bu aşkın neden olduğu trajedinin içinde de sürükleniyordunuz.
Çok çok güzel, sıfır basım hatalı, acayip sürükleyici, elinizden bırakmak istemeyeceğiniz türden bir kitap bu...
25.11.2010

Oliver 16 yaşında anne-babasını kaybeder ve hayatı boyunca bundan dolayı kendini suçlar. Bu olaydan sonra adeta kendini cezalandırdığı boş bir hayat sürerken büyükannesinin planları sonucu kendini Amerika’ dan gelmiş Maria ile bir nişanlılık oyunun içinde bulur. Maria’nın Oliver’ın içindeki iyi insana olan inancı ve sempatisi yavaş yavaş Oliver’ı da etkiler ve asla başına gelmeyeceğini düşündüğü bir aşkın ortasında bulur kendini... Nasıl, konu güzel di mi? Bir iki yerde anlatım bozukluğu var gibi ama basım hataları filan hiç yok, zaten artık Sabrina Jeffries kitaplarının tarzınıda biliyoruz... Yani kesinlikle severek okuyabileceğiniz bir kitap bu...