Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930

E-Dergi

Bonibom Tarafından Yapılan Yorumlar

31.01.2026

Gazap Üzümleri, derin ve sürükleyici bir roman beklentisiyle başladığım; ancak ilerledikçe bir karakter hikâyesinden çok Büyük Buhran döneminin toplumsal gerçekliğini anlatan bir metin olarak okuduğum bir eser oldu. Anlatı, edebi akıştan ziyade tarihsel bir tanıklık hissi yaratıyor. Bu nedenle sürükleyiciliği sınırlı kaldı ama hikaye ruhuma işledi.
İnsanın sistem karşısında var olmaya çalışmasının ne kadar zor olduğu çok güçlü biçimde hissediliyor. Kötü niyetli yapılar içinde bir aileyi korumak neredeyse imkânsız; insanlar yalnızca yoksulla yüzleştirilmiyor, daha da zoru umutları törpülenmiş, onurları sınanmış olarak çaresiz kalıyor. Steinbeck, bireyi değil koşulları merkeze alarak okuru bir hikâyeden çok etik bir yüzleşmeye davet ediyor. Gazap Üzümleri, keyifle akan bir romandan ziyade ağır ama kalıcı bir iz bırakan bir metin.
30.01.2026

Arthur Schopenhauer’in metni, düşünme üzerine söyledikleriyle yer yer ufuk açıcı; ancak yazmak ve yaşamak başlıkları altında belirgin bir öfke ve kırgınlık taşıyor. Özellikle yazma kısmında hissedilen yoğun yazar eleştirisi, düşünceden çok bir hesaplaşma havası yaratıyor. Bu sertlik, sanki düşünsel bir berraklıktan değil, kapanmamış bir yaradan beslenmiş olduğunu düşündürttü.\r\nDüşünme bölümü, zihnin tembelliğine karşı yaptığı uyarılarla güçlü. Okumanın düşünceyi besleyen bir ham madde değil de neredeyse başlı başına bir tehdit gibi ele alınması ikna edici değil. Düşünmeden okumak elbette sorunlu olabilir; fakat okuyup, süzüp, dönüştürerek kendi düşüncesini inşa etmek çok daha kıymetli bir zihinsel süreç. \r\nGenel olarak kitap, keskin tespitler barındırsa da kapsayıcı bir düşünce alanı açmaktan ziyade dışlayıcı bir entelektüel tavır sergiliyor. Bu haliyle zihni uyandırıyor ama uzun süreli bir düşünsel eşlik sunmuyor.
07.01.2026

Başı ve sonuyla okurda güçlü bir duygusal iz bırakan bir anlatı kuruyor. Açılıştaki atmosfer ve kapanıştaki bağlanma hissi, metnin en etkileyici tarafları. Aralarda yer alan hikâyeler bizden; tanıdık, yerli ve insana dair. Roman, yönünü büyük bir olay örgüsünden ziyade sürekli insan hikâyelerine çeviriyor; bu da ritmi zaman zaman düzleştiriyor. Son bölümlerde ise ağıtçı kadının taşıdığı duygusal yük, anlatının merkezine yerleşiyor ve metnin tonunu belirgin biçimde derinleştiriyor. Acı, bekleyiş ve kabulleniş iç içe geçerken, anlatım ağır ama sahici bir duygu alanı açıyor. Bu ağırlık, okuru zorlamaktan çok durdurup hissettirmeyi başarıyor. Finalde kurulan bu duygusal yoğunluk, romanın dağınık ilerleyişine anlam kazandırarak metni güçlü bir yerden kapatıyor. Ucunda Ölüm Var, okurla temas kurmayı bilen, duygusal hafızada yer eden bir roman olarak kalıyor.
23.12.2025

Beden ile ruh arasındaki kopuşu merkeze alan cesur ve zamanı olmayan bir anlatı. Roman, yalnızca yasak bir ilişkinin hikâyesi değil; sınıf, güç, evlilik ve duygusal yoksunluk üzerine derin bir sorgulamadır.
Lawrence, modern insanın bastırdığı arzuların nasıl içsel kayıplara dönüştüğünü sakin ama net bir dille anlatır.
Romanın arka planında ise endüstrileşmenin insan hayatı üzerindeki aşındırıcı etkisi güçlü biçimde aktarılıyor. Sanayi, yalnızca doğayı değil, insanın bedeniyle, duygularıyla ve ilişkileriyle kurduğu bağı da mekanikleştirir.
Lawrence’ın itirazı nostaljik değil; insanı merkeze almayan hiçbir ilerlemenin sürdürülebilir olmadığına dair erken ve net bir uyarı. Bu nedenle Lady Chatterley’nin Sevgilisi, bireysel bir aşk hikâyesinden çok, insanı sistemin gölgesinde kaybetmeme çağrısı olduğunu farketmek gerekir.
04.12.2025

Üzerinden 200 yıl geçmiş olmasına rağmen hala koca bir başyapıt. Balzac okuması çok kolay bir yazar değil derin betimlemeleri uzun anlatımları modern dünyanın hızına alışmış bizleri başta zorlasa da insanın özünü görebilmesi tam da bu özelliğinin sayesinde olduğunu düşünüyorum.
İnsanoğlunun Özü diyorum çünkü bugün bile hayatlarımıza yön veren duyguların ve farkındalıkların dokunduğu noktaları şiirsel bir şekilde insanlığa sunduğu bir eser.
Sadece erkek gözüyle değil kadın gözüyle de aynanın iki tarafından bakabilerek farklılıkları birleştiren ruh haliyle yansıtmış.
Bugün hala etrafınıza baktığınızda hayat acemisi kadınların kendilerinin farkına vardıkları o olgunlaşma çağında yaşadıkları derin sancıları o kadar incelikli anlatmış olmasına ve hala bu kadar evrensel olmasına şaşırıyorum. Yalom’un Nietzsche Ağladığında’sı ne ise bizler için Balzac’ın Vadideki Zambak’ı da bence o.