“Allah” ismi üzerine yapılan bu çalışma hakkında şunu söylemek istiyorum.İlk önce bu tür kitaplar yazarken yazan kişinin amaç ve maksadının ne oldugu eleştiri yaptığı konu üzerinde(bu kitap için düşünürsek) İslamiyet üzerinde yeterince bilgisinin olup olmadığı araştırılmalı… Şunu hiç unutmuyorum bir gün gazetenin birinde Kuranı Kerim de “Leheb” (Peygamber efendimizin amcası olan İslamiyet düşmanı bir zatın nitelendirilmesi) den bile isim yönüyle bahsedilirken devlet yönetiminden nasıl bahsedilemediği konusunda bir eleştiri okumuştum.Belki konu hakkında bilgisi olmayan ve henüz tam olarak inanmamış veya neye inandığını bilmeyen bir insan bu eleştiriyi haklı bulabilir.Fakat eleştiriyi yazan kişi tek taraflı sorgulama tekniklerini kullanmaktan başka bir şey bilmeyen ve amacı doğrultusunda kendi kapasitesine göre eleştiri yapan( ki bunda anormal bir durum yok) bir insan olduğu için bilgisizliğinden Leheb kelimesini özel bir isim olarak almış ve aslında devrinde yaşıyan kişinin özel isminin, bu isim olmadığını(devrinde de kullanılmadığını) ve bu “kavramın” o kişi özelliklerini taşıyan Kuran ı Kerim in geliş itibariyle gelecek tüm zamandaki insanlar için kullanıldığını kavrayamamış.Ki Leheb kelimesinin “bildiğim kadarıyla” Arapçadaki manası elleri kurumuş demektir.Daha farklı manaları da araştırılabilir.Ben bu kitapta da aynı yanılgıyı görüyorum.Allah ismiyle bahsi geçen kavramın ne olduğunu anlamak için elbette onu tanımlayana yönenilmeli.
Bismillahirrahmanırrahim
Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O’ndan) nasıl çevriliyorsunuz?(ENAM 95)
Hani siz, “Ey Mûsâ! Biz Allah’ı açıktan açığa görmedikçe sana asla inanmayız” demiştiniz. Bunun üzerine siz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı. (BAKARA 55)
Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.(BAKARA 115)
İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.(ALİ İMRAN 66)
Gözler O’nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder. O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır. (Enam 103)
Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim. (Enam 104)
Hak: Hak, inkarı mümkün olmayan, ispat edilmesine gerek duyulmayan, varlığı kabul edilendir. Buna göre yüce Allah'ın varlığı kabul edilmesi gereken şeylerin ilkidir. O'nun varlığı, kabul etme emri henüz insanlara gelmeden kabul edilmiştir. Bu yüzden varlığı inkar edilemez. Bütün varlık alemi, O'nun varlığının apaçık delilidir. Yüce Allah'ın her sözü ve fiili haktır. O'nunla buluşmak haktır. O'na dayanan ve dayandırılan her şey hak ve gerçektir. O, Hak olmakla gerçeklerin gerçeğidir. O'nu bilmek, bilgilerin en gerçeğidir. O'nu ikrar etmek sözlerin en gerçeğidir.
Allah’ın, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi giderir ve yeni bir halk getirir(İbrahim 19)
Allah’ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri Allah’a secde ederek ve tevazu ile boyun eğerek sağa ve sola dönmektedir. (Nahl 48)
İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?(Meryem 67)
Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. O hâlde nasıl (haktan) döndürülüyorlar?(Ankebut 61)
Andolsun, onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka, “Onları mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen (Allah) yarattı” diyeceklerdir.(Zuhruf 9)
ALLAH ancak kendi esmasıyla bilinebilir.Yani tecelli ettiği yönleriyle kavranabilir.Ki insanın kavrayabilmesi için ölçmeye ve karar vermeye ihtiyacı vardır.Bu ALLAH ın varlığını bilmek içindir.Daha da açarsak mutlak bir aklın olduğunu farklı kriterlerle değerledirerek hepimiz görüyoruz.Ki en son çıkan “Yanılmışım Tanrı Varmış” adlı kitapta bu konuya ateizimden dönen bir insan tarafından yeterince yer verilmiş.Pozitif ilimler sebep sonuç ilişkileri ,doğanın bir düzeninin ve dengesinin olması bunun bir ilme dayanması örneğin bu gerçeği ALLAH ın varlığını “ALİM” ismiyle işaret eder.Bu örnekten sonra şunu çıkarmak gerekir:ALLAH ismi tüm esmayı kapsayan özel bir isimdir; yani ALLAH diye işaret edilen tüm esmayı kapsar.
ALLAH ın “KEBİYR” esmasının anlamını idrak edilemeyecek kadar büyüktür.Yani bir ölçüye sığdırılamayacak kadar özel demektir.Zaten bir ölçüye sığabilen şey o ölçü nihayetinde kapsanmış olur.Salt olarak bu ALLAH tır demek ve böyle bir arayışa girmek zaten büyük bir çelişki olur ve buna putlaştırma denilir. Bu kapsama giren ancak kul olur ki O da ALLAH ‘ı zikretmiş olur.Bu da esması yönünden “ALLAH” ı bilmeye denk gelir yoksa salt olarak zatın idrak edilmesi mümkün değildir.Yani yaratıcının ZAT ismi ölçülerle sınırlandırılamaz.Mesela yukarıda bahsi geçen ayetler incelendiğinde;”ALLAH” ,”HAK” kın idrak edilmesini istiyor.Yani sebep sonuç ilişkisi bakımından kendisinin bilinmesini istiyor.Yüzünüzü nereye dönerseniz ALLAH ın yüzü oradadır ayetinden de anlaşılması gereken budur.Gözler onu idrak edemez o ise gözleri idrak eder ayetinden ise ZAT yönüyle ölçülere sıgdırılamayacağı açıkça bildiriliyor.Kısacası ALLAH ın varlığı her şeyin ilk yaratıcı ve tanımlayıcısı bulunması zorunluluğu olması yönünden zaten aşikardır.Yoksa insan kendisini inkar etmiş ve bu satırları hazır üzere bulmuşken yazarının olmadığını savunmuş gibi olur.Bu konu hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler “Ahmed Hulusi” nin “Hz.Muhammed in Açıkladığı Allah” ve diğer eserlerini okuyabilirler.Tavsiye ederim.