Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

GERÇEKÇİLİKYANLISI Tarafından Yapılan Yorumlar

Şii ve Caferilere karşı kuranları farklı ,farklı bir kurana inanıyorlar vb. gibi saçma sapan iddialar istinat edenler için mükemmel bir cevap.Cevap olmasının yanında kapsamlı ve harika bir tefsir.Bir de şu sansürler kalksa taasup zinciri kırılsa ..Farkın ;sünnete ulaşmada her peygamberimizi gören insana sahabi denilmeyeceği anlayışını benimseme anlayışıyla sünnete EHLİBEYT soyundan gelen insanlar tarafından ulaşılması gerektiği anlaşılsa işte o zaman bazı gerçekler bir nebze olsun anlaşılır ki.Bu yadsınamaz ve ehli sünnet kaynaklarında olan bir gerçektir de...GERİYE NE KALIYOR BİLİYOR MUSUNUZ? GERİYE BENCE SADECE VİCDAN KALIYOR."
1)EHLİ BEYT VE EHLİSÜNNET EKOLLERİ CİLT:1
ALLAME MURTAZA ASKERİ,KEVSER YAYINLARI
2)NEHCUL BELAGA,BEYAN YAYINLARI,HZ.ALİ
3)İSLAM VE SINIFSAL YAPI ,ALİ ŞERİATİ
4)EBUZER,ALİ ŞERİATİ
5)DİNE KARŞI DİN,ALİ ŞERİATİ
adlı eserleri şiddetle tavsiye ederim.
Dogrusu ben size Ali Şeriati'nin kitaplarını okumanızı tavsiye ederim.Belki o zaman duygusal yapınızı bir yana bırakıp akli yönünüzü ortaya koyabilirsiniz.Bu tür bir yol size provakatörlere aldanmamanız konusunda yardımcı olabilir.

Şia hakkında doğal olarak bir tarafken yazılmış bir eser. daha gerçek manada bilgilenmek isteyenler için aşağıda geçen kaynakları öneririm:

Bir konu hakkında araştırma yaparken doğal olarak kendiniz de bir taraf olursanız doğru bir eleştirel gözle olayı irdeleyemezsiniz. hele ki konu hakkında bilginiz de yoksa o zaman araştırdığınız konu hakkın da artık siz çoban tarafından yönlendirilen bir koyun gibisinizdir....Bu gerçekten ilginçtir.Çoğu insan doğup büyüdüğü ortamın kültürel olgularını duygusallık duvarlarıyla örmüş babalarının üzerine bulduğu din üzerinde kendi mutlu ederek yaşamaya devam etmiştir.Sonuç mu sonuç ortada geri kalmış düşünmekten kaçan akıldan uzak inanç sahibi KURAN dışında her türlü dini kitap okuyan dini anlayışını bu şekilde geliştiren bir yığın düşünmekten uzaklaştırılmış insan topluluğu...Ne kadar acı....Size Kuran ı gerçeği bulmak adına tekelleşmiş ve yönlendirilmiş bir şekilde değil de kuranda da söylediği gibi hakkını vererek dura dura düşüne düşüne okumanızı tavsiye ederim.Eminim o zaman her konu da yol haritanızı daha rahat çıkaracaksınızdır...

size GADİRUHUM olayını ve peygamberimizin EHLİ BEYTİ nın önemini araştırmanızı tavsiye ederim..

Ayrıca size sünni bir yazar olan MUSTAFA İSLAMOĞLU 'nu İMAMLAR VE SULTANLAR adlı kitabını şiddetle öneririm.Tabi olarak ALİ ŞERİATİ'nin EBUZER,İSLAM ve SINIFSAL YAPI,ALİ ve İNSANIN DÖRT ZİNDANI adlı kitaplarını da.....

Ama gerçek manada ŞİA 'yı CAFERİLİGİ tanımak istiyorsanız tamam okuduğunuz sunni bir araştırma olan "Şii Fırkalar: Kitabu'l- Makalat ve'l- Fırak Fıraku'ş- Şia" adlı kitabı okuduğunuz gibi

Ehli Beyt ve Ehlisünnet Ekolleri Cilt:1,2,3 Allame Murtaza Askeri,Kevser Yayınları

adlı 3 ciltlik
kitabı okumanızı objektif bir değerlendirme yapabilmeniz açısından şiddetle tavsiye ederim...NEHCUL BELAĞA ,HZ.ALİ,BEYAN YAYINLARI adlı HZ.ALİ ye ait olan kitabı da tarihe bakışınızı ve düşünce yapınızı geliştirebilmeniz adına mutlak suretle tavsiye ederim...
Mezhepler Tarihi ve Kültürün Tarihe Zorunlu Etkisi
SUNNİ GÖRÜŞTE MEZHEPLER TARİHİNİ OKUDUNUZ..... PEKİ HİÇ RESMİ TERS ÇEVİRİP BAKMAYI, BULUNDUĞUNUZ ALIŞTIĞINIZ VE ESKİDEN BERİ KENDİNİZİ BULDUGUNUZ ŞARTLARIN ATALETİNDE BULUNMA RAHATLIĞINDAN ÇIKARAK ALLAH'IN RIZASINI KAZANMAK YADA BU İHTİMALİ DE GÖZ ARDI ETMEMELİYİM DEME CESARETİNDE BULUNABİLİR MİSİNİZ?
Kitapla ilgili yorumlara baktığımda ilgimi şu çekti:İnsanlar öğretileri ve yetiştirildikleri ortam nasılsa ;aldıkları bilgileri inanç olarak benimsemişler ve bu inançları hiç bir araştırma yapmadan kutsallaştırmışlar.Bu insanın genel yapısında olan zamanla ruhuna yerleştirdiği ;ben buyum ve kendimi korumalıyım refleksiyle karşı bir görüş gelince düşünme ve araştırma ihtiyacı duymadan eleştirme güdüsünden başka bir şey değil.Ben tüm müslüman kardeşlerimize ilk önce kuranı kerimi merkeze alarak tıpkı yeni bir dine girercesine sıfırdan şartlanmalardan kurtularak okumalarını ve gerekli genel kuralları çıkardıktan sonra mezhepsel araştırmaları "SIFIR" daki bir insan olarak yapmayı tavsiye ederim.Malumunuz genelimiz HANEFİ mezhebinin takip edildiği bir dünya da İslam la tanıştık, bulundugumuz ortamın mezhebini aldık...Ve bir çogumuz araştırma bile yapmadan karşı görüşleri gözümüz kapalı reddettik...Ben size bu kapsamda Ali Şeriati'nin İNSANIN DÖRT ZİNDANI adlı eserini (bunu konuyu ele almış) tavsiye ederim.....Ben size bunun yanında size mezhepsel konularda bakış açınızı genişletecek bir kaç kitap önermek istiyorum,umarım faydalanma cesaretini duygusallıktan uzak ve ihtimalleri göz önünde bulundurarak gösterirsiniz:

1)EHLİ BEYT ve EHLİSÜNNET EKOLLERİ CİLT:1,2,3 ,KEVSER YAYINLARI,ALLEME MURTAZA ASKERİ

2)DOĞRUYA DOĞRU,PROF.DR.MUHAMMED TİCANİ,KEVSER YAYINLARI

3)NEHCÜ'L BELAĞA ,HZ.ALİ,BEYAN YAYINLARI

4)İSLAM VE SINIFSAL YAPI,ALİ ŞERİATİ FECR YAYINLARI

5)EBUZER,ALİ ŞERİATİ,YENİ ZAMANLAR YAYINLARI
bu kitapları şayet okursanız mezheplere bakış açınız çok daha farklı olacaktır diye düşünüyorum

Not:DR. MUHAMMED TİCANİ nin kitapları ,kitapyurdunda CAN YAYINLARI altında satışı mevcut… Lakin ALEVİLİK ve ŞİA(CAFERİLİK) aynı şeyler olmadığı için 2 nolu bahsettigim kitabın ismi degiştirilerek satıldığı için bu yayın evinde benim açımdan bir şüphe oluştu.AMA YİNE DE SİZE ""TİCANİ""nin BU KİTAPLARINI DA OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM.İÇERİĞİN DEĞİŞTİRİLDİĞİNİ SANMIYORUM.Okuyan ne kaybedebilir ki?Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?

“Allah” ismi üzerine yapılan bu çalışma hakkında şunu söylemek istiyorum.İlk önce bu tür kitaplar yazarken yazan kişinin amaç ve maksadının ne oldugu eleştiri yaptığı konu üzerinde(bu kitap için düşünürsek) İslamiyet üzerinde yeterince bilgisinin olup olmadığı araştırılmalı… Şunu hiç unutmuyorum bir gün gazetenin birinde Kuranı Kerim de “Leheb” (Peygamber efendimizin amcası olan İslamiyet düşmanı bir zatın nitelendirilmesi) den bile isim yönüyle bahsedilirken devlet yönetiminden nasıl bahsedilemediği konusunda bir eleştiri okumuştum.Belki konu hakkında bilgisi olmayan ve henüz tam olarak inanmamış veya neye inandığını bilmeyen bir insan bu eleştiriyi haklı bulabilir.Fakat eleştiriyi yazan kişi tek taraflı sorgulama tekniklerini kullanmaktan başka bir şey bilmeyen ve amacı doğrultusunda kendi kapasitesine göre eleştiri yapan( ki bunda anormal bir durum yok) bir insan olduğu için bilgisizliğinden Leheb kelimesini özel bir isim olarak almış ve aslında devrinde yaşıyan kişinin özel isminin, bu isim olmadığını(devrinde de kullanılmadığını) ve bu “kavramın” o kişi özelliklerini taşıyan Kuran ı Kerim in geliş itibariyle gelecek tüm zamandaki insanlar için kullanıldığını kavrayamamış.Ki Leheb kelimesinin “bildiğim kadarıyla” Arapçadaki manası elleri kurumuş demektir.Daha farklı manaları da araştırılabilir.Ben bu kitapta da aynı yanılgıyı görüyorum.Allah ismiyle bahsi geçen kavramın ne olduğunu anlamak için elbette onu tanımlayana yönenilmeli.
Bismillahirrahmanırrahim
Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O’ndan) nasıl çevriliyorsunuz?(ENAM 95)
Hani siz, “Ey Mûsâ! Biz Allah’ı açıktan açığa görmedikçe sana asla inanmayız” demiştiniz. Bunun üzerine siz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı. (BAKARA 55)
Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.(BAKARA 115)
İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.(ALİ İMRAN 66)
Gözler O’nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder. O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır. (Enam 103)
Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim. (Enam 104)

Hak: Hak, inkarı mümkün olmayan, ispat edilmesine gerek duyulmayan, varlığı kabul edilendir. Buna göre yüce Allah'ın varlığı kabul edilmesi gereken şeylerin ilkidir. O'nun varlığı, kabul etme emri henüz insanlara gelmeden kabul edilmiştir. Bu yüzden varlığı inkar edilemez. Bütün varlık alemi, O'nun varlığının apaçık delilidir. Yüce Allah'ın her sözü ve fiili haktır. O'nunla buluşmak haktır. O'na dayanan ve dayandırılan her şey hak ve gerçektir. O, Hak olmakla gerçeklerin gerçeğidir. O'nu bilmek, bilgilerin en gerçeğidir. O'nu ikrar etmek sözlerin en gerçeğidir.
Allah’ın, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi giderir ve yeni bir halk getirir(İbrahim 19)
Allah’ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri Allah’a secde ederek ve tevazu ile boyun eğerek sağa ve sola dönmektedir. (Nahl 48)
İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?(Meryem 67)

Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. O hâlde nasıl (haktan) döndürülüyorlar?(Ankebut 61)
Andolsun, onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka, “Onları mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen (Allah) yarattı” diyeceklerdir.(Zuhruf 9)
ALLAH ancak kendi esmasıyla bilinebilir.Yani tecelli ettiği yönleriyle kavranabilir.Ki insanın kavrayabilmesi için ölçmeye ve karar vermeye ihtiyacı vardır.Bu ALLAH ın varlığını bilmek içindir.Daha da açarsak mutlak bir aklın olduğunu farklı kriterlerle değerledirerek hepimiz görüyoruz.Ki en son çıkan “Yanılmışım Tanrı Varmış” adlı kitapta bu konuya ateizimden dönen bir insan tarafından yeterince yer verilmiş.Pozitif ilimler sebep sonuç ilişkileri ,doğanın bir düzeninin ve dengesinin olması bunun bir ilme dayanması örneğin bu gerçeği ALLAH ın varlığını “ALİM” ismiyle işaret eder.Bu örnekten sonra şunu çıkarmak gerekir:ALLAH ismi tüm esmayı kapsayan özel bir isimdir; yani ALLAH diye işaret edilen tüm esmayı kapsar.
ALLAH ın “KEBİYR” esmasının anlamını idrak edilemeyecek kadar büyüktür.Yani bir ölçüye sığdırılamayacak kadar özel demektir.Zaten bir ölçüye sığabilen şey o ölçü nihayetinde kapsanmış olur.Salt olarak bu ALLAH tır demek ve böyle bir arayışa girmek zaten büyük bir çelişki olur ve buna putlaştırma denilir. Bu kapsama giren ancak kul olur ki O da ALLAH ‘ı zikretmiş olur.Bu da esması yönünden “ALLAH” ı bilmeye denk gelir yoksa salt olarak zatın idrak edilmesi mümkün değildir.Yani yaratıcının ZAT ismi ölçülerle sınırlandırılamaz.Mesela yukarıda bahsi geçen ayetler incelendiğinde;”ALLAH” ,”HAK” kın idrak edilmesini istiyor.Yani sebep sonuç ilişkisi bakımından kendisinin bilinmesini istiyor.Yüzünüzü nereye dönerseniz ALLAH ın yüzü oradadır ayetinden de anlaşılması gereken budur.Gözler onu idrak edemez o ise gözleri idrak eder ayetinden ise ZAT yönüyle ölçülere sıgdırılamayacağı açıkça bildiriliyor.Kısacası ALLAH ın varlığı her şeyin ilk yaratıcı ve tanımlayıcısı bulunması zorunluluğu olması yönünden zaten aşikardır.Yoksa insan kendisini inkar etmiş ve bu satırları hazır üzere bulmuşken yazarının olmadığını savunmuş gibi olur.Bu konu hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler “Ahmed Hulusi” nin “Hz.Muhammed in Açıkladığı Allah” ve diğer eserlerini okuyabilirler.Tavsiye ederim.
İKİ NAMAZI BİRLEŞTİRMEK
Bütün bilginler,Arefe günü Arafat 'ta öğle ve ikindi namazını öğlenin ilk vaktinde birleştirmek(cem-i takdim);Müzdelife'de ise akşamı erteleyerek akşam ve yatsı namazlarını birleştirmek (cem-i tehir'in gerekliliği) hususunda görüş birliğine varmıştır.Bu iki mekanın dışındaki yerlerde ise,görüş ayrılığına düşmüşlerdir.İnsanların çoğunluğu, birleştirmenin olabileceği yer ve durumlarda namazları birleştirmeyi kabul etmiş;bazı bilginler ise görüş birliğine varılan yerlerin dışında bunu kesin olarak reddetmişlerdir.

Benim vardığım görüş,vakitlerin herhangi bir görüş ayrılığı olmaksızın saptandığıdır.Dolayısıyla yoruma kapalı kesin bir nas olmaksızın bir namazı kendi vaktinin dışına çıkaramayız.Çünkü sabit bir ilkeden yoruma açık bir durum nedeniyle çıkmak ve ayrılmak uygun değildir.Bilgi kokusu koklamış hiç kimse bunun aksini söyleyemez.Bu konuda aktarılan bütün hadisler yoruma çıktır ya da yoruma açık olmakla birlikte hakkında konuşulmuş ya da güvenilir olmakla birlikte kesin bir nas değildir.

Kişi öğle namazını 'ortak vakte' erteleyip böyle birleştirirse -aynı şeyi akşam ve yatsı namazlarında yaparsa- hiç kuşkusuz her namazı kendi vaktinde kılmış demektir.İtimat edilebilecek doğru görüş budur.Çünkü nas hükmündeki güvenilir bir hadiste Enes (b.Malik) şöyle aktarır:Hz. Peygamber, güneş batıya dönmeden yolculuğa çıktığında ikindiyle beraber kılmak üzere öğle namazını ertelerdi.Bu, daha önce söylediğimiz gibi yoruma açık bir hadistir.Güneş tepe noktasından sapmışken yolculuğa çıktığında ise sadece öğleni kılar,sonra yola koyulur,ikindiyi öğlenin vaktine almazdı(cem-i takdim).Çünkü bu vakit ,bütün bilginlerin görüş birliğiyle ikindinin vakti değildir.

Bununla Hz.Peygamberin öğle namazını(ertelemeyip sadece) son vaktinde kılıp namazın bir bölümünün ortak vakte denk geldiği yorumu güçlenir.Ortak vakit,kendisi genişlemeden iki namazın beraberce kılınabileceği vakittir.Böylece öğle namazından üç ya da daha az rekatı,ikindiden ise ortak vakitten kalan süreye sığan rekatları kılardı.Uygun ve ihtiyatlı görüş budur.

Futuhattı Mekkiyye 4 Sayfa 56 İBN ARABİ

................Öyleyse bir müçtehit,kendi içtihadının sonucuna bağlanıp farklı düşüneni suçlamaya yeltenmemelidir.Çünkü başka bir müçtehidi suçlamak,ŞARİ'YE(MUHAMMED(S.A.V.)) karşı yapılmış bir saygısızlıktır.Şeriat bilginlerine ise, onayladığı bir konuda Şeriat karşısında saygısızlık yapmak yaraşmaz.

Futuhattı Mekkiyye 4 Sayfa 58 İBN ARABİ

NAMAZLAR NASIL BİRLEŞTİRİLEBİLİR
Bilginler ,yolculukta namazların nasıl birleştirileceğinde görüş ayrılığına düşmüştür.Bazı bilginler, birini namazın ertelenip ikinciyle beraber kılınabileceğini kabul etmiştir,bazı bilginler ise kişinin serbest olduğu görüşündedir, kişi dilerse sonraki namazı öncekinin vaktine alır(cem-i takdim),dilerse ilk namazı ikincinin vaktine erteler.

Futuhattı Mekkiyye 4 Sayfa 58 İBN ARABİ

BİR MAZERET OLMAKSIZIN YERLEŞİK İKEN NAMAZLARI BİRLEŞTİRMEK
İbn Abbas,Hz. Peygamber'in mazeretsiz iki namazı birleştirmesiyle ilgili şöyle demiştir.:'Hz.Peygamber ümmetine sıkıntı vermek istememiştir.'Bu durum 'Allah size dinde bir güçlük çıkarmaz'42 ayetine uygundur.Hz.Peygamber de 'Allah'ın dini kolaydır' buyurur.Zahir ehlinden bir grup da bunu kabul etmiştir.Bazı bilginler ise şöyle demiştir:Namazı birleştirmeyi mübah yapan bir mazeret olmaksızın birleştirmek caiz değildir.

Futuhattı Mekkiyye 4 Sayfa 60 İBN ARABİ Kitaba NT mağzalarından ulaşılabilir...

*42 Hac 78

ARABİYİ SEVİYORUM ÇÜNKÜ BENCE GERÇEK BİR KALP TAŞIYOR.GÖRDÜĞÜNÜ BİLDİĞİNİ SÖYLÜYOR.İNANCINI DA BELİRTİYOR.OBJEKTİF BİR DİN ALİMİ...