Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930

E-Dergi

GERÇEKÇİLİKYANLISI Tarafından Yapılan Yorumlar

Bioenerji yi matematiksel ve fiziksel kanunlarla anlatan belirli bir mantık çerçevesinde vücut yapısını çalışma mekanizmasını insanın bioenerjiyle aksayan enerji sistemini nasıl normale dönüştürecegini bozuklukları nasıl giderecegini anlatan kitap serisinin ilki bioenerjiyle ilgilenenlere kesinlikle tavsiye ederim.Doga üstü güçlere degil sistemi anlamaya ve çalışmaya ihtiyacınız varın nasılını anlatan kitap serisinin ilki.
İş dönüp dolaşıp kim oldugumuza geliyor kitap ta en fazla vurgulanan şey olarak bu olgu dikkat çekiyor. insanlar ve cinlerin kulluk etsinler diye yaratıldıgından bahseder Kuran ı Kerim de kulluk etmenin de Allah ı bilmek oldugu söylenir tasavvufta bu baglamda okudugum tasavvufi kitaplarla bire bir örtüşüyor yazarın atıfta bulundugu konuyla ilgili kısımlar bu baglamda "Ahmed Hulusi" nin "Kendini Tanı" adlı kitabını şiddetle öneririm.Ne varsa tasavvufta var butür kişisel gelişim kitaplarını okudukça buna tekrar tekrar kanaat getiriyorum.
Merhaba Ahmed Hulusi'nin kitapları bence gerçekten okunmaya değer ve dili en kolay anlaşılan kitaplardandır.Ve mutlak suretle sorgulanarak okunması gereken kitaplardandır kanaatimce...Fakat TASAVVUF ve UYGULAMALARI için ben aşağıdaki Kuran Ayetleri ne dayanarak şunları söylemek istiyorum.Allah herşeyi bir ölçüye göre yaratmış helal olan nimetlerinin haram kılınmasını yasaklamıştır.Ahmed Hulusi nin bir kitabında dediği ve anladığım kadarıyla dünyayı tam anlamıyla(peki ya ölçü) bırak sadece ve sadece ahireti düşün(bu gayet normal peki ya ölçü) ve kendinden geç gibi görüşlerine katılmadığımı belirtmek isterim...İyi Okumalar....
Bismillahirrahmanırrahim
Siz ey imana ermiş olanlar! Allahın size helal kıldığı hayatın güzelliklerinden kendinizi yoksun bırakmayın, ama hakkın sınırlarını da aşmayın: Allah, sınırları aşanları asla sevmez.(Maide 87)
De ki: “Allah’ın size indirdiği; sizin de, bir kısmını helâl, bir kısmını haram kıldığınız rızıklar hakkında ne dersiniz?” De ki: “Bunun için Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?” (Yunus 59)
Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık. (Kamer 49)
O, her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.(Furkan 2)
Sonra bunların peşinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa’yı gönderdik, ona İncil’i verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk. (Kendiliklerinden) icat ettikleri ruhbanlığa gelince; biz onu onlara farz kılmamıştık. Allah’ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat etmişlerdi. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükâfatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da fasık kimselerdir.
(Hadid 27)
Bu kitap Yaşar Nuri yi seven yada sevmeyen tüm insanlar tarafından dikkate alınmalıdır.Araştırma ve ögrenme niteliğinde bile olsa değerlendirilmelidir.Özellikle de hadise ulaşmak konusunda ehlibeytin miras bırkalıp bırakılmadığı gerçek ehlibeytin kim olduğu sunni kaynaklardan dikkatinizi çekerim SUNNİ tarih ve hadis kaynaklarından araştırmanızı tavsiye ederim.Bir müslümanın en önemli özelliği doğru olmak gerçekleri saklamamak değil midir?Gerçekleri kim saklayabilir.Hem de bu devirde...Kaldı ki Mustafa İslamoğlu gibi Sunni bir insan bile çoğu şeyi kabul etmişken.....Ör:İmamlar ve Sultanlar.... Size bu böyledir şu şöyledir demiyorum.Benim bildiğim ve emin olduğum şey şudur.Peygamber efendimizden sonra en efdal kişi olarak Hz.Ali ve ehlibeyt gelmektedir.(Bunları Hanefi Kaynaklardan rahatlıkla bulabilirsiniz. Hz.Ebubekir,Hz.Ömer ve Hz.Osman hilafet konusunda Hz.Ali 'nin hakkını almışlardır.(Bunu Fethullah Gülen cemati de dahil Sünni bir çok kişiden delilleriyle bulabilirsin).Peygamber efendimizi gören her kişinin sahabe olacağına dair olan saçmalık kabul edilemez. (Bu bilgi tamamıyla bana ait ve inkar edilebilecek yanıda yoktur.)Kuranda Peygamber Efendimiz(S.A.V.) zamanındaki münafıklardan bahsetmektedir.Dolayısıyla Peygamber Efendimiz(S.A.V.) i gören herkes sahabe olamayacağı gibi bu sahabe tanımındaki gökteki yıldız gibi olupta hangisine uyarsan uy doğru yola çıkarır gibi bir kabul tam bir saçmalıktır.Muaviye sahabe felan olmadığı gibi münafık bir kafirdir.Bana ashaba küfür ediyor diyemezsiniz çünkü bu adam ashab felan değildir.Bu adam Hz.Hasan ı zehirletmiş.Hz.Ali için başlattığı camiler de küfür olayını tam 85 yıl sürmüştür.Bu adamın bir mezarıda yoktur.Bildiğim kadarıyla Timur bu şahsın mezarını yerle bir etmiştir.Nasıl olurda din konusunda bu kadar alim kişi bunları bilmez anlayamıyorum.(Yada şimdiye kadar açıklamaz)Ben Caferi(ŞİA) mezhebini daha hak olarak gören bir insan olarak sana bunların Sünni kaynaklarda olduğunu söylüyor.Ve Sunni kaynaklardan bunları araştırmanızı istiyorum.Kaldı ki Hz.Ömer in başkasının karısına tecavüz eden bir adamı niye cezalandırmadığını araştırmanızı istiyorum(Sunni Kaynaklardan araştır dikkatini çekerim hepsini Sunni Kaynaklardan araştırmanı söylüyorum.....)Ayrıca Ehlibeyt İmamlarını ve Ehlibeytle ilgili olan hadisleri sunni kaynaklardan lütfen araştırın.Kalbi olan bir insana bu kadar bilgi kafidir.
DR.ALİ ŞERİATİ'nin TASAVVUF 'A YAKLAŞIMLA İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ:
.... Egzistansiyalizm (varoluşçuluk) ve hippilik akımı (ABD’de türeyen ve diğer ülkelere yayılan gençlik akımı mensubu. Simgesi, çiçektir.) Bu yasaya uygun olarak belirmiştir. Bizim eski ağalar ve soylularımızın TASAVVUFA düşmeleri, Hind ve Çin ağa ve soylularının gizemci (mistik) bir ‘nirvana’ (hırslarını, tutkularını yok edebilen, kendini yenebilen kişinin varabileceği üst manevi basamak.) anlayışı içinde maddi yaşamı yadsımaları da bu yasaya dayanır. Bugünün burjuvazi düzeninde yeni neslin tüketimi ve maddi yaşayışı hippice yadsımaları da bu yasaya göredir ve bundan başka da olamaz.
İnsan, onlara erişemediği sürece günlük maddi istek ve özlemlerine değer verir, erişince de boşluk ve anlamsızlığa düşer. İnsanın ülküsü, özlemi, öylesine yüce olmalıdır ki, bir noktaya bağlı kalmasın. Yoksa bu ülkü, duruş ile, durak sonuçlanır ve duruş da anlamsızlık ve boşluk bunalımına iletir. Doğaldır ki, kendi zoru içinde tutsak olan insan Doğa’ya egemen olsa bile yine de silahlı bir acizdir.
...

Holllanda’da Rotterdam’da kentin büyük meydanının ortasında çok ilgi çekici bir heykel vardır. Heykel taştandır, ancak bütün eklemleri birbirinden ayrılmıştır. Mesela boyun azıcık yana eğri, dirseği kolunun yanına doğru, diz ve bilekleri de böyle! Öyle ki Meydan’ın ortasında duran bu heykele uzaktan baktığınızda, hafif bir yer eserse bu heykel yıkılıp-dökülür diye içiniz oynar. Oysa heykel taştan yontulmuştur. Heykeltraş, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki insanı simgelemek istemiştir. Fakat, bu heykel çağdaş insanın simgesidir. Her zamankinden daha güçlü, kaya gibi, fakat her zamankinden çok mahvolacağı tasası içinde. Bu niçin böyledir? Çünkü üç zindandan kurtuluş onu şimdiye değin sahip olmadığı büyük bir güç vermiş, ancak yine aynı adam, buradan Merih’in bombalama gücünde olduğu, buradan karmaşık bir makineye Ayküresine veya uçsuz-bucaksız uzaya yöneltip gidebilir durumda büyük bir bilgin olduğu halde, başka bir yerde aylığına 10 riyal zam yapılıncı oraya gidecek ve buraya karşı çıkılacak ölçüde zayıf olabilecektir. Köleliğin Afrika’nın bazı yörelerinde henüz var olduğunu işitirdim. Çok geri kalmış ve bozulmuş yarı vahşi bazı Afrika kabileleri bulundukları bölgeden alıp başka bir yörede sattıklarını duyardım. Fakat kendi gözlerimle gördüğüm kölelik Batı’nın kendisinde Cambridge’in merkezinde (Oxford ile birlikte İngiltere’nin en önemli üniversite kenti) Sorbonne’un merkezinde (Paris Üniversitesi merkezi) idi. Kaçak pazarlarda vahşi kabile mensuplarının değil, en üstün insan beyinlerinin pazara çıkarıldığını gördüm. Artırma masasına çekiç vuruluyordu: -Sen ne veriyorsun!- O ne veriyor! Deniyordu. Kara Çin’inden, Sovyetler’den Kuzey Amerika’dan, Avrupa’dan önemli firmaların büyük sermayedarları geldiler.
-Beyefendi, bu filan sınıfta ikinci olan öğrencidir. Ne verirsin buna?
-Biz mi beyefendi? 15.000 riyal veririz.
Oradan bir diğeri atılır:
-Biz üstelik bir de otomobil veririz.
Üçüncüsü:
-Ben bir de şoför veririm.
Söz konusu olan kişi de, bir o patrona bakar, bir bu patrona bakar, kararsızdır, kimi seçse ki? Sonunda en çok veren birini seçer. Niçin? Çünkü tutsak, esir bir insandır. Kabul etmesi ricaları ile çağrılan ve yüzin dinar verilmek istenen bu kimse, işte toplumu Doğa zindanından kurtarabilecek insandır, yahut insanı Toplum zindanından çıkarabilecek bir ideolog veya toplumbilimcidir, ya da insanı Tarih zindanından çıkarabilecek feylosofun ta kendisidir.
Gelgelelim, kendi kendinin ne ölçüde zebunu olduğunu görüyoruz. Bu yüzden de köle durumuna gelmiştir. Bir köle insanlığı özgür kılamaz. Kendisi de üç önceki zindandan kurtulmuş olsa bile özgür değildir. İşin çetin yanı şuradadır ki bu dördüncü zindan insanın kendi boyutları arasında, insanın bir parçası gibidir. Bilgin insan, kendi dışında olan zindanlardan kurtulsa bile, kendine karşı başkaldırıp özgür olamaz.
...
Kolayca ele geçirilemeyen bu korkunç dördüncü zindandan, insan, aşk gücü ile kurtulabilir. Aşk, akıl ve mantığın ötesinde, bizi kendimize başkaldırmaya ve kendimizi (nefs-i emmare) yadsımaya çağırır. Gereğinde bir ülkü veya başkası uğruna fedakarlık etmeye çağırır. Bu, insan olma sürecinin en üst aşamasıdır.

Sözlerimin özü:O özgür kılıcı, yaratıcı, bilinçli insan; Doğa, Tarih ve Toplum düzeni zindanlarından bilim ile kurtulur. Dördüncü zindandan ise din ile kurtulur, aşk ile kurtulur. Radhakrishnan’ın (18888-1975 Hind feylosofu) dediği gibi: ‘Biz insanlar, insan olma ödev ve sorumluluğu ile, bir işbirliği andına çağrılıyız. Nasıl bir ahd ve and? Öyle bir and ki, bu and ile insan, Tanrı ve aşk, başka bir yaratış ve başka bir insan için koyulurlar. Budur insanın sorumluluğu’
(DR.ALİ ŞERİATİ'nin İNSANIN DÖRT ZİNDANI adlı eserinden bir bölüm),
Tasavvuf gerçekten benim en azından benim hayatım açısından çok önemli bir olgu;ama nasıl bir anlayışla ve hangi niyetle yaklaşığınız bence daha da önemli....Ancak tasavvufun insan algısına dönük çok farklı yönleri vardır.Nitekim bu yola girerken bir insanın donanımlarının yüksek olması gerektiği kanaatindeyim....Bu yüzden size
DR. ALİ ŞERİATİ nin tüm eserlerini tavsiye ederim.Özellikle de yol olarak izlenen tasavvufi yaşamdan da bahsedilen "İSLAM VE SINIFSAL YAPI" adlı eserini ve Peygamberimiz(S.A.V) zamanınında tasavvufta geçen zühdün nasıl yaşanması gerektiğini gösteren "EBUZER" adlı eserini; yada insanların dinlerini yaşamakta niye sıkıntı çektiği ortamlarda daha entellektüel görünmek için yaptıkları çalışmaların nedenlerini açıklayan "ANNE BABA BİZ SUÇLUYUZ" adlı eserini.
TASAVVUF İÇİN NİYET ÖNEMLİDİR!