Bu kitabı, hakkında oldukça güzel şeyler duyduktan sonra satın aldım ve ne yalan söyleyeyim, tamamıyla hayal kırıklığına uğradım. 400 sayfadan oluşmasına rağmen okumak öyle eziyet haline geldi ki, bir hafta boyunca tek kelimesini okumadan bir köşeye attım. Sonra da belki yanılıyorumdur düşüncesiyle elime alıp bir günde kitabı bitirdim. Ve sonrasında yanılmadığımdan emin oldum. Kitabın beni bu kadar hayalkırıklığına uğratmasının nedeni bence, yazarın, belli başlı kurallara bağlı kalarak-zoraki yazmış izlenimini uyandıran üslubuydu. Hernekadar karakterlerin hikayeleri, olay örgüsü iyi-çok iyi değil ama orta derecede iyi- bir şekilde yazılmış olsa da, muhtemelen belirlenen hikayeye sadık kalma amacı, hikayeye verilmesi gereken derinliğin ve içtenliğin önüne geçmiş ve oldukça bilindik olan konu, sıradan bir seri katil hikayesinden öteye geçememiş.
Bence, bir kitabın okuyucuya zevk vermesi, hikayesinin karmaşıklığından veya farklılığından öte, yazım şekline, üslubuna bağlıdır. Ve ancak ki bir yazar, hikayesine inanarak, hikayesinin içine girerek yazdığı zaman, okuyucuya bu zevki yaşatabilir. Ve hele ki yazılan kitap bir romansa, bu içtenlik herşeyden önemlidir. Okuyucunun, yazıyla ve karakterlerle bütünleşmesi, yazarınsa kendi hikayesine yürekten inanması gereklidir.
Shane Gericke'nin kitabında ise maalesef bu özelliklerin hiçbirini bulamadım. Tersine, televizyonda oldukça popüler olan (csi, criminal minds, ncis vs tarzı, birbiri ardına çekilen benzer dizileri düşünürsek..) seri katil hikayesini oluştururken yazar, bence hikayeye sadık kalma amacıyla içtenliğinden oldukça çok taviz vermiş ve güzel olabilecek olan bu hikaye 400 sayfalık bir işgenceye dönüştürmüş ve karakterler, yalnızca kağıt üzerinde yaşayan-bize fazlasıyla uzak kalan roman karakterlerinden öteye geçememiş.