Toplam yorum: 3.285.254
Bu ayki yorum: 6.780
E-Dergi
Kadir Çapkın Tarafından Yapılan Yorumlar
Büyük Elif ; aralarında çok güçlü bir bağ bulunan iki veya daha kişinin tesadüfen Küçük Elif’te bir araya gelmesiyle oluşur. İki, farklı, enerji, birbirini tamamlayarak zincirleme bir tepkimeye yol açar… Tanrı isterse, aşkı bir kere tatmış olanlar tekrar bir araya gelebilirler…”
Bu kitap, o bir araya gelişin ve bir yazarın kendisini arayışının öyküsüdür…
Bu kitabı sitesini gördükten ve arka kapak yazısını okuduktan sonra almaya karar verdim. Kısa süre önce de temin edip bir solukta bitiverdim.
Yazarın bahşettiği şahane bir eser. Tamamen kurgusal bir evreni, kendi yarattığı evreni zihinlerimizi işlemekte bu kitap ile. Fantastik, bilimkurgu öğeleri içeren bir yazınsal… Ve okurken anlatınlanların bir hikaye değilde gerçek olduğunu düşünüdürüyor. Anlattığı hikaye de oluşturduğu evrenin ve zamanın tarihsel dokusunu nasıl şekillendirdiğini gösteriyor. Yarattığı devletler, toplumlar, onların tarihleri, bugünleri… Hepsini gözler önüne sermeye çalışıyor ve bunu başarıyor. Kelime dağarcığı oldukça geniş, kendini sürekli tekrar eden vasat ve basit kelimeler ya da kelime öbekleri oluşturmuyor, tamamen akıcı ve seçkin bir dille anlatıyor konuyu.okudukça bir sonraki sayfada ya da bölümde ne olduğunu merak etme durumu yok, aslında bir sonraki cümlede ne olacağını merak ettirmeyi başarabiliyor.
Bu yazarın ilk kitabı ve fantastik edebiyat seven biri olarak bu kitabı içtenlikle sizlere önerebilirim.
“Bu son fasıldır, ey ömrüm
Nasıl geçersen geç…”
Türk Sanat Müziği şarkılarından “Dönülmez Akşamın Ufkundayım” ‘a ait bu dizeler insanoğlunun son dönemini ne de güzel ifade eder…
Aynı, okumasını daha yeni tamamladığım, “Sokaktaki Adam” gibi… İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan edebiyatının bol ödüllü, saygın ve çok okunan yazarlarından Philip Roth’un 107 sayfalık kitabı çok etkileyici ve yaşı ilerlemiş birisi olarak çok sevdim bu kitabı…
Bunca derin bir konuyu bu kadarcık sayfada anlatmak bile, yazarın kalitesini gösteren bir kanıt bana kalırsa..
Daha önce iki kitabını okumuştum ; “Pargalı İbrahim Paşa” ve “Rüstem Paşa” .. Sonraki kitabı “Son Hazaryalı” yı okuyamadım ama “Suların Getirdiği Padişah” ı yeni bitirdim ve sıcağı sıcağına okumamış olanlarınızla paylaşmak istedim.
Ülkü ; Kanuni devrinin ve hemen sonrasının tarihini bu “dörtleme” de anlatıyor. Kitabın arkasında, “Tarihi roman değil, tarihin romanı yazıyor” , katılmamak elde değil. O kadar çok sayıda ve güvenilir kaynakçadan yararlanmış, olayların örgüsünü o kadar başarılı yapmış, karakterleri o kadar titiz betimlemiş ki hayran olmamak için, sevmemek için hiçbir bahane bulamıyorsunuz. İrdelediği konuların bazıları size ne kadar irkiltici gelirse gelsin, tarihi sevenler bilir ki, anlatılanlar hiç de mantık dışı değil. Dizi senaryosu hiç değil !.. “Bu bir roman nasıl olsa !” deyip geçemiyorsunuz. Sonra, düşünüp başka okuduklarınızla karşılaştırdığınızda, “neden olmasın ?” demeye başlıyorsunuz.
Heyecan daha ilk sayfadan başlıyordu. İnsanların elektrikli tellerle çevrili yerlerde verdikleri yaşam mücadelesi…
Capitol denilen zenginlerin yaşadığı alt sınıflardaki insanların ulaşamadığı yer… Acımasızlık baştaki insanların ruhuna işlemiş. Onlar dokunulmazlar, kimse onlara karşı gelemez, karşı gelmenin cezası ölüm..!
Capitol’deki acımasız, zevk düşkünü insanları eğlendirmekse mıntıkalarda yaşayan insanların görevi. Görev değil daha çok zorunluluk. Açlık Oyunları… Capitol’ün güç gösterisi…
Her yıl düzenlenen Açlık Oyunları’na her mıntıkadan bir erkek bir kız olmak üzere 2 kişi seçiliyor. Seçilme yaşı gelen kuraya giriyor. Oyunu kazanan bir daha katılmıyor ancak diğerleri… 13 mıntıka var yani 26 insan, bir kişi galipse diğerlerine ne oldu? Capitol’ün güç gösterisi onların ölümü…