Toplam yorum: 3.284.917
Bu ayki yorum: 6.423

E-Dergi

asezgin Tarafından Yapılan Yorumlar

18.07.2007

Güncelliğini yitirmiş bir kitaptır. Elbetteki faydalı içeriğinden bir şeyler kapabilme ihtimali yüksektir ancak en azından bu günün iş dünyasına hitap edememektedir.

Sürekli iş dünyasındaki krize atıfta bulunması müstehzi bululanbilir ancak yine de geçmişe yönelik, mesleğin dününe ilişkin bilgiler edinmek açısından önemlidir.
11.07.2007

11 Eylül 2001 olayı Dünya tarihinin akışını değiştiren mühim bir olaydır.

Haçlı Seferlerinden, Dünya savaşlarından farkı olmayan; savaşlara, işgallere, terörlere neden olmuş faili malum olmakla beraber faili meçhul ilan edilen bir olaydır.

Aslında savaşlar küçük nedenlerle çıkar(tılır)lar; birinci Dünya Savaşının bir Sırp'ın bir Avusturulya Saray Erkanı mensubunu öldürmesi ile (yani cinayet) ile başladığı rivayet edilir. Öte yandan ülkemiz dahi organize edilen bu savaşa Almanya'dan satın alındığını zoraki açıklanan savaş gemilerinin Rusya'yı bombardıman etmesi sonucu katılmıştır.

Büyük savaşlar aslında küçük sebeplerle çıkar; en azından görebildiğimiz budur.

Dünya savaş tarihinin insanlık tarihi ile başladığı, yine insanlık tarihinin sona ermesi ile sona ereceği bilinir. Yani var olduğumuz sürece; öyle ya da böyle ama bir şekilde savaşmaya devam edeceğiz.

11 Eylül'de böylesine büyük ve devam eden bir savaşın sebebidir. Fehmi Koru bu sebeplerin ne kadar uydurmaca, ne kadar yapay olduğunu kanıtlamaya (aktarmaya) çalıştığı bir kitaptır; 11 Eylül O Kader Sabahı.

Aktarmaya çalıştığını vurgulamamın sebebi aslında kitabında kendisinin görüşlerinden ziyade saygın dünya medya organlarında sorulan soruları Taha Kıvanç süzgeci ile süzdükten sonra dilimize ve ülkemize tercüme etmiş olmasıdır.

Kitap bir polisiye romanı tadındadır. Kurgulanmamıştır, hayal mahsülü unsurları barındırmamaktadır, içeriğini ve rivayetlerini (kendi deyimi ile) Dünya'daki saygın gazetelerden almaktadır; tek eksiği kurgusuz, iyi adamları temsil eden kahramanları olmaması ve iyilerin kazandığı masalımsı mutlu sonla bitmemesidir.(Meraklısına not: Gökten elma falan da düşmüyor) Bu yönüyle kitap gerçekleri içerdiğinden acıtıcıdır.

Kitaptaki polisiye kahramanların eksikliğini gazeteci-yazar Fehmi Koru referans verdiği bazı romanlar ve sinema filmeleri ile doldurmaya çalışmıştır. Kitaptaki makaleleri daha iyi anlayabilmek için aslında içeriğinde ismi geçen romanları okumak ve sinema filmelerini de izlemek gerekmektedir. Buna sebepte ( Fehmi Koru'ya göre) atıyorum; Rambo, James Bond gibi film kahramanları "Gökten zembille inmiş" değillerdir. Her birisi aslında biraz gerçek, biraz hayal kısaca dünya hayatının içeriğinden alınmışlardır. Bu nedenle bazı dile getirilemeyen gerçekleri romanlardaki hayali sosuyla almamız gerekmektedir. Bahsi edilen kitaplardan biri de Bin Dokuz Yüz Seksendört adlı George Orwell eseridir.

Kitap 11 Eylül ve takip eden işgaller boyunca gazetelerde yayınlanmış makalelerden oluşmaktadır. Yukarda sayılan bütün özellikler aslında makalelerin tarih sırasına göre dizilmesi oluşturulmuştur. Kitap 11 Eylül'ü falanca kişi yaptı diye direkt bir saptamada bulunmamaktadır. Zaten dünyada hiç kimse tek başına böylesine bir eylemi tek başına yapabilecek kadar güçlü değildir.

Kanaatimce kitap bütün polisiye özelliklerine rağmen dezenfarmasyon çabalarını engellemeye çalışan, perdelenen bilgilerden sızan kırıntılarla sonuç alma çabası güden bir gayret içersindedir. Kelamın hasılı 11 Eylül'ü kimin yaptığını tam olarak vermemektedir kitap ama kimin haberdar, kimin ihmalkâr, kimin mağdur olduğunu biz zaten biliyoruz.

Dediğim gibi büyük savaşlar aslında küçük sebeplerle çıkar; en azından görebildiğimiz budur.

19.05.2007

osmanlı devleti son dönemlerine ve haliyle çöküş dönemine ilişkin yazmış olduğu eserdir. tarih bilimi doğrultusunda değerlendirilemez zira kitap sanki tarih sevmeyenlere tarihi sevdirmek için hitap ediyormuş gibi, olayları roman ya da daha çok hikaye tarzında anlatmaktadır.

daha çok drama tarzıdır. gurur duymaktan daha çok ( ki neresi ile gururlanabilir ki) hayıflanarak ancak okunabilir. ordu yönetime el koymuş; ülkeyi iki üç tane paşanın hayallerinin doğrultusunda yönetmektedir. nedense düşününce çöküşün büyük dönemi ittihat ve terakki partisi mensup ve muhibi olan subayların sultan ikinci abdulhamiti tahtan indirmeleri ile başlar. ordunun siyasete bulaşması yetmiyormuş gibi tıpkı günümüzdeki laik ve demokratların kavgası benzeri bir kavganın merkezi olmuştur ancak ismi farklıdır kavganın; halaskaran ve zabitan.

esasında kitap; yukarda da değinildiği gibi duygulara hitap etmekten ziyade bizzat tarih bilimine hitap etseydi; ordu göreve diya çığıranlara gönderilirdi. ancak dediğim aslında kitap roman bile değil hikaye tarzında; resmi belgelerden daha çok gazete ve hatıratlardan beslenmektedir.

uzun lafın kısası; birinci dünya savaşı sonrası gerçekten de ingiltere ve müttefikleri savaştan önce koydukları hedefe ulaşmışlardır; osmanlıyı yıkmışlardır ancak buna en çok biz yani ittihat ve terakki partisi yardımcı olmuştur.

ya da kısaca üstad mehmet akif ersoyun dediği gibi; "tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar, hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?"
10.03.2007

sıkıcı, sonucu önceden belli, ya bir kaç sayfa daha okuyalım da bitirelim, elimizde kalmasın dedirten roman.

gazeteci adnan karekteri neredeyse türk medyasını sembolize ediyor diye düşünebiliriz; akşamları içen, içtikçe okurları üzen, gündüzleri ise kardeşinden kaynaklanan haberin peşine adeta itilen bir gazeteci eskisi ile karşı karşıyayız. bence yazar tolga adlı fotoğrafçının üzerinde biraz daha çalışmalıydı.
07.01.2007

aslında zararlı bir oluşumdur derin devlet zira uygulamaları, kuralları ve kime karşı sorumlu olduğu açıklanmayan, halktan bile gizlenen bir devlet yapısının kimseye faydası yoktur.

zaten kendilerini devletin derin ve gizli kesiminden oluğunu hatta daha da ileri gidip devletin gerçek sahibi oldukları şeklinde tanıtıp icraatlarda bulunan kesim sürekli olarak bu millete ve milletin kazanımlarına zarar vermişlerdir.

daha da açmak gerekirse olayı; milletin seçtiği bir devletin milletin seçmediği ve hatta kimin seçtiği dahi gizlenen bir oluşum tarafından zaman zaman esir alınması, uygulamalarına hukuksuz tamamen keyfi yöntemlerle hatta cebren yön verilmesi sadece derin devleti seçenlerin ekmeğine yağ sürer. zira bir göreve getirilen getirenin kumandasındadır.

derin devlet adlı kitabı yazan ömer lütfi mete ve mahir kaynak kitaplarında her ne kadar derin devletin varlığının gerekliliğini savunsa da aslında derin devletin varlığı milletin egemenliğine gölgedir. zira millet olarak bizim bilmediğimiz, hesap soramadığımız hiç bir kurum, kurul ya da çete gibi varlıklar bizim değildir. gizliliğini bilenin, hesap sorabilenindir. çünkü ; at binenin, kılıç kuşananındır somut bir örnek vermek gerekirse; tbmm'ne hesap vermeyi red edenler, yargılanmayan darbeciler güçlerini nereden almaktadırlar?

Kitaba yönelik bir diğer eleştirim de kitabın bilgiye dayalı bir yoruma gitmemesidir. Büyük ölçüde yoruma dayalı hatta bazı cevaplarında açıkça bilgi sahibi olmadıkları söylemişler ancak yine fikirlerini söylemişlerdir. Bu da bize kitaptaki yorumların çok da güvenilir olmadıklarını gösteriyor.

aslında uzun lafın kısası demek istediğim şudur; derinliği olan devletlerin egemenliği şüphelidir.