Toplam yorum: 3.284.933
Bu ayki yorum: 6.439

E-Dergi

asezgin Tarafından Yapılan Yorumlar

21.08.2006

Kitabı alıp okumadan önce Can Dündar'ın "Seks Shop Manzaraları" başlıklı yazısının okunması gerekmektedir. Ancak yazarın kendisinin de değindiği gibi eğer mide bulantısı gibi rahatsızlıklarınız var ise yazıyı okumamanız daha iyi olur. Böyle bir rahatsızlığınız yoksa ve de okumazsanız sadece kubur deryasında yüzen bir dünyayı referans aldığımızı bilmemiş oluruz. Bu bilginin cahili olmak çok da büyük bir kayıp değildir.

Böylece (yazıyı okuduktan sonra kitabı da okuyarak) Aşk yolculuğundaki insanoğlunun geçmişi ve bu günü arasındaki yolculuğu konusunda bir fikriniz de olabilecektir. Emin olun ki siz de kitabı okuduktan sonra geçmişi tercih edenlerden olacaksınız. Çünküsünü yazar( kendi deyimi ile yazıcı) kitabındaki eşsiz yazı dili ile zaten anlatmaktadır.

Kimi zaman karnımızı doyurmak için alelacele yemek yediğimiz olmuştur. Kimi zaman hızlı okumak zorunda kaldığımız ya da hızlı okumak zorunda olmasak bile hızlı okuduğumuz kitaplar olmuştur. Nazan Bekiroğlu'nun yazdığı bu kitap; yavaş yavaş okunması gereken her kelimenin üzerinde duraksayarak tadına varılması gereken sadece ama sadece zevk için okunası gelen bir kitap.

Kitap aslında Kur'anı Kerim'de de geçen Yusuf ile Zuleyha'nın kıssasını hikaye eder. Benim okurken sadece bir kıssa ama içersinde ibret alınması gereken noktaların da olduğu bir hikaye olarak gördüğüm bu kıssa aslında (Yusuf İle Züleyha kitabını okurken) Kur'an'da bir aşk hikayesinin geçtiğini de farketmeme neden olmuştur.

Kitap bize aynı zamanda artık böylesine aşkların olamayacağını da anlatmaktadır ki zaten yazının başında okunması gerek dediğim makale de biraz da buna işaret etmektedir.

Nihayetinde kitabın daha fazla hüzünleneceğimiz muhakkaktır çünkü öyle bir aşkı böyle bir zamanda yaşama imkanımız artık mümkün değildir. Biz sadece kitabın eşsiz ama belki de bir benzerinin zor olabileceği yazı dilinin keyfini çıkarmakla avunmalıyız. Yazı dilinin şiirsel anlatımında yol alırken "istenç", "gönenç" gibi zorlama kelimelerin ne kadar zevksiz ve beyinsel olduğunu farkedeceksiniz. Oysa ki Nazan Bekiroğlu'nun kitabında kullandığı kelimeler kalbinizden yakalayacaktır.

İyi okumalar.
13.08.2006

Kitabında Sayın Karaman diyalogun zaten yeni bir şey olmadığını, Peygamber sünneti olduğunu da anlatmaya çalışıyor. Kitabı okumadan önce diyaloğa karşı olanların neden karşı olduklarını anlamakta zorlanırdım, halen daha anlmıyorum. Diyalog şudur, şu işe yarar gibi tanımlamalara girmek istemiyorum çünkü bu ziyadesi ile itiraza mahal bırakmayacak bir şekilde kitapta işlenmiş ki değerli yazarın görüşlerine aynen katılmaktayım beni en çok etkileyen kitapta değinilen "Medine vesikası" olayıdır. Ben başlı başına bu olayın bile bize çok şey öğreteceğine inanıyorum.
03.08.2006

Kitabı okuduktan sonra 600 yıllık yüce çınarın hiç de tesadüfi büyümediğini anladım. Osmanlı zamanının en değerli devleti imiş bunu da anladım. Biz ne kadar çalışırsak çalışalım yeninden Osmalı gibi bir medeniyeti mevcut koşullarda oluşturamayız; bunu da anladım. Hele Enderun sistemi ile YÖK sistemini mukayese edince de "Allah sonumuzu hayreylesin" demekten başka çarem yok. (İşimiz şansa kalmış.)

Bu gün Osmanlı'nın yerine koyabileceğimiz; işte Osmanlı'nın mirası ve misyonuna bu devlet talip diyebileceğimiz bir başka devlet yoktur.
Belki de bu yüzden hepimiz (derken kendimden bahsediyorum) Osmanlı'nın gönülden vatandaşlarıyız. Belki de bu yüzden "Vatan haini Vahdettin" deyince yutmuyoruz, umursamıyoruz.

Bence okullardaki Tarih kitaplarını kaldırsınlar; bu gibi kitaplardan Tarih öğretsinler. Böyle bir medeniyeti böyle bir aydının kaleminden öğrenen nesilleri kimse durduramaz. Zaten günümüzde Dünyamızın Osmanlı'ya ihtiyacı yok mu?
30.07.2006

Elif Şafak'ın okuduğum ilk kitabı.

Savcılar falan soruşturma açmasaydı okur muydum bilmiyorum. Birazda savcıların soruşturma açması nedeniyle karşı tez olabileceği düşüncesi ile okumak istemiş olabilirim.

Kitabı okurken en çok şu soru işaretleri beynimi meşgul etti; Ermeni Tehcirinin olduğu dönemde yüzbinlerce Türk öldü. Ülke dört bir taraftan düşmanları ile savaşmak zorunda kaldı.(İçerde de Ermeni ve eşkiyalarla mücadele etti tabi) Bazı cephelerinde yenildi, bozguna uğradı. Bazı cephelerinde bünyesindeki bütün etnik grupları ile beraber zaferler kazandı. Sadece Çanakkale'de 250000 gencini yitirdi. Aynı şey karşı taraf için de geçerli. Savaş yıllarında kaç İngiliz, Anzak, Arap ya da Alman öldü bilemiyorum ama ölümlerin az olmadığını hepimiz biliyoruz. Keza savaş döneminde halkın yoksulluk ve yoksunluk içersinde olduğunu da biliyoruz. Ölen Ermeniler olduğu gibi öldüren Ermeniler de olmuştur ki ölen Ermeniler (bence) biraz da öldüren Ermenilerin sonucudur.
Hal böyle iken neden en çok sızlayan Ermenilerdir? Bunu çok düşündüm. Kitapta bu soru geçmişe saygı vs. şeklinde işlenmiş. Ama bunu çok da inandırıcı bulmadığımı söylemeliyim. Çünkü geçmişi bilmek geleceği aydınlatmak içindir. Diğer bir konu Ermeniler ölen dedeleri için bir bedel istiyorlar öldüren dedeleri için ne ödeyecekler bunu söylemiyorlar?
Kitapta ABD bütün bu soykırım faaliyetlerinin yürütüldüğü merkez gibi tasvir edilmiş ki bu ülke Kızılderililerin yok edildiği bir ülkedir. Bu da aklıma gelen diğer bir tezattır.(Ki Hiroşima, Nagazaski ya da Irak gibi konulara hiç girmeyelim.)

Kitapla direkt ilgili değil de kitabı okuyunca aklıma gelen düşünceler kısaca bunlar.
20.06.2006

Yakın bir geçmişte sinema filmi de çekilen bu kitap esasında esaslı bir şekilde izlenmesi gereken çizgi romandır.
Eğer filmini izlemediyseniz okumanız gereken bir kitaptır. Eğer filmini izlediyseniz zaten okuyacağınız bir kitaptır.