Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220

E-Dergi

Sadiye Arsoy Tarafından Yapılan Yorumlar

13.11.2025

Postman'ın bu eserini yüksek lisans eğitimim kapsamında okumuştum. Eseri, televizyonun Batı kültürünü nasıl kökten değiştirdiğine dair çarpıcı bir medya eleştirisi olarak tanımlayabilirim. Postman, kitap boyunca George Orwell'ın "1984" modelinden ziyade, Aldous Huxley'in "Cesur Yeni Dünya" modelinin (eğlence ve haz yoluyla kontrol) gerçekleştiğini ileri sürer. Başlıca anlatısı, televizyonun, her türlü ciddi konuyu (siyaset, haber, eğitim) "eğlence" formatına indirgeyerek ve görüntüye öncelik vererek kamusal söylemin kalitesini yok ettiği üzerinedir. Televizyonun, karmaşık argümanların ve rasyonel düşüncenin gerektirdiği "yazılı kültür" ortamını öldürerek, her şeyi bağlamından kopuk, anlık ve yüzeysel gösterilere dönüştürdüğünü düşünür. Şüphesiz, benim için sadece bir medya eleştirisi değil, aynı zamanda bilgi ve hakikat kavramlarını yeniden sorguladığım bir eserdi. Çünkü, toplumun bilgiyi ciddiyetle ele almayı bırakıp en çok eğleneni ciddiye aldığı gerçeğiyle yüzleşmemi sağladı...
12.11.2025

Psikiyatrist Dr. Gülcan Özer ile iletişimde olma fırsatım olmuştu. Nazik ve düşünceli bir insan, dikkatimi çeken videoları vardı. Kitabını da bu vesileyle keşfettim. Özer, bizleri hayatın, kararların ve kederlerin insana ait ve biricik olduğunu vurgulayan bir anlatı ile eserini kaleme almış. Doğru yaşamanın kuralı olmadığını belirterek kişinin kendisiyle, geçmişiyle ve geleceğiyle baş edebilmesinin önkoşulunu kendini samimiyetle okumaktan geçtiğini akıcılıkla anlatmıştır. Örneğin; "Aşk nedir, biter mi, aşkın gözü kör mü?" gibi temel sorularla başlayarak, evliliğe aileden getirilen kültürel yükleri, iletişimin önemini ve eşlerin ailelerle olan ilişkisini detaylı bir şekilde ele almış.

Özer'in, profesyonel bilgi birikimini samimi ve akıcı bir dille harmanlayarak, okuyucuya "İstediğinizi alın, istemediğinizi bırakın" mottosuyla özgür bir alan sunması en çok sevdiğim kısımlardan biriydi. İkili ilişkiler ve evlilik dinamikleri konularına ilgili kişilerin çok faydalanabileceği bir eser.
12.11.2025

İş hayatında zorlu zamanlar geçirdiğim bir dönemde yolumun kesiştiği bir eser. Lerner, öfkenin yıkıcı bir düşman değil, kişisel değişim ve sınırların ihlalini bildiren doğal bir alarm sistemi olduğu fikrini merkeze alan bir anlatım ile okuyucuya dönüştürücü bir okuma deneyimi sunuyor. Özellikle kadınların toplumsal beklentiler nedeniyle öfkeyi bastırmasının, suçluluk, depresyon ve fiziksel rahatsızlıklara yol açtığını vurgulaması detayı da tüm hemcinslerimin okuması için güzel bir neden, bence :)

Eserdeki esas anlatı, öfkenin -benliksizleşme- durumundan, yani kişinin ilişkide kendi kimlik ve isteklerinden uzaklaşmasından doğduğu üzerinedir. Bu kitap benim için, öfkelenmeye "hakkım var mı?" gibi anlamsız bir sorudan kurtulup, öfkenin ardındaki gerçek ihtiyacı görmemi sağlayan başucu rehberi niteliğindeydi. Çünkü, yalnızca duygu yönetimini anlatmıyor, aynı zamanda sağlıklı sınırlar ve öz saygı inşa etme yolunda neler yapılabileceğini de anlatıyor. Okumaya karar verenlere iyi okumalar!
12.11.2025

Yüksek Lisans dersi kapsamında hocamın önerisiyle okuduğum bir eser. Yazar Sanders, okuryazarlığın sadece harfleri tanımakla başlamadığını, asıl kökünün anne kucağında atılan sözel kültürde ve ritim duygusunda yattığını ifade ediyor. Ayrıca, elektronik medyanın (TV, bilgisayar) yaygınlaşmasıyla birlikte bu hayati öneme sahip sözel bağın koptuğunu belirtiyor. Yazara göre bu kopuş, gençlerde şiddet eğiliminin artmasını, vicdan ve pişmanlık duygularının azalmasının temel nedenidir. Öyle ki Sanders'e göre, genç bireyler, okuma-yazmanın oluşturduğu benlik duygusundan kaçıp çete olmaya yöneliyor. Bu durum, modern insanın yalnızlaşma ve yabancılaşma sürecinin acı bir fotoğrafı olarak anlatılıyor. Bence bu eser, okuma eyleminin kaynağını sorgulatan ve teknoloji çağında unuttuğumuz "dinleme" ve "anlatma" sanatının önemini gösteren bir uyarı niteliğindeydi. Özetle, ufuk açıcı ve öğretici bir okuma yapmak isteyen herkesin okumasını şefkatle öneriyorum. İyi okumalar, sevgiler.
12.11.2025

Eserde, modern dünyanın karmaşasından sıyrılıp Avustralya Aborjinlerinin (Gerçek İnsanlar, diye tanımlıyor) yalın ve manevi yaşamını gösteren güçlü bir yolculuk hikayesine tanıklık ediyoruz. Morgan, bir Amerikalı kadın üzerinden, Aborjinlerin doğayla kurduğu kusursuz uyumu, telepatik iletişim yeteneklerini ve maddiyatı tamamen reddeden felsefesini sürükleyici bir olay akışı içinde sunuyor. Diğer yandan, Batı'nın hırs, tüketim ve bencillik üzerine kurulu yaşam tarzını eleştirmesi ve bizleri "Mutant İnsanlar" olarak nitelendirmesi de oldukça dikkatimi çeken bir nokta oldu. Aborjinlerin bilgece öğretileri, hayata, inanca ve evrenle kurulan ilişkiye dair değer yargılarını kökten sorgulamamı / irdelememi sağladı. Kurgu olup olmadığı tartışılsa bile, içerdiği felsefi derinlik nedeniyle önemli bir kitap olarak tanımladığım bir eser. Yalın bir dili olduğu için anlatımı da sade kalıyor. Bu sayede ağır sorgulamaları kolayca sindirerek keyifli ve farkındalığı yüksek bir okuma yapabilirsiniz.