Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930
E-Dergi
Damla Ç.D. Tarafından Yapılan Yorumlar
Rus edebiyatına damga vurmuş isimlerden Lev Tolstoy ve Fyodor Dostoyevski’yi okuduktan sonra karşıma Nikolay Gogol çıktı. Meğerse kendisi çağdaş Rus edebiyatının öncülerinden biriymiş ve Tolstoy ile Dostoyevski’nin Gogol’dan etkilendiği sıkça dile getirilirmiş.
Petersburg Öyküleri’nde yer alan altı öyküde, yazar genel olarak sıradan insanların iç çatışmalarını ve kaygılarını işler. Bunun yanında Rus bürokrasisine yönelik hiciv dolu eleştiriler de dikkat çeker. Gogol’un anlatımında doğaüstü unsurların insan üzerindeki etkisi, dinsel göndermeler ve masalsı bir atmosferle karşılaşmak oldukça olağandır. Yazar, eleştirilerini doğrudan dile getirmek yerine alaycı, trajikomik ve mizahi bir anlatımla aktarmayı tercih etmiştir.
Son zamanlarda okuduğum kitaplardan çok farklı bir eser. Eski klasiklerden biri olmasının yanı sıra , yazarın ilk ve tek romanı olması kitaba ayrı bir esrarengizlik katıyor.
Karakterler baştan sona intikam hırsına bürünmüş, zalim ve hırçın; hatta cana yakın görünen bir karakter bile ansızın değişebiliyor. Olayların içine dalmak isteseniz bile, her şeyi buğulu bir camın arkasından izliyormuşsunuz hissi veriyor.
İnsanların yaşamları ve karakterleri doğayla iç içe ilerliyor. Hüznü anlatırken rüzgârın sesine, sevinci anlatırken güneşin iç ısıtan etkisine tanıklık ediyorsunuz.
Yaşamlar, tekrar eden bir döngünün içinde, mutlu bir sona ulaşmak için çabalıyor.
Eşekli Kütüphaneci, ismi kadar sevimli ve sıcak bir çağrışım yapıyor. Ancak hikâye baştan sona bu ılımlı havada ilerlemiyor. Masalımız, Anadolu’nun bağrından kitap kokusunu küçük yaşlarda içine çekmiş bir delikanlıyla başlıyor. Hayaller büyük; elbette gerçekleştirmesi zor. Adım adım önüne çıkan engelleri aşarak, kimi zaman hüzünlenerek kimi zaman üstekilere yalvararak, halka kitapları sevdirmek için yola düşmüş bir kitap sevdalısının hikâyesini okuyoruz.
Bu kitapta aslında yalnızca kitaplardan söz edilmiyor. Kitaplar bir araç; asıl amaç halkın bilinçlenmesi ve kalkınması. Fakir Baykurt, bireysel bir çabanın toplum üzerindeki etkisini sade ama çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Ayrıca Ürgüp yöresinde yaşamış iki farklı milletin bir araya gelişine tanıklık etmek de hikâyeye ayrı bir anlam katıyor.
Okudukça anlıyorsunuz ki bu masalda asıl kahraman sadece bir kişi değil; kitapla, umutla ve sabırla yoluna devam eden bir halktır.
Jack London yine kelimelere hayat vererek beni büyüledi. Bu kitap benim için sadece bir macera hikâyesi olmadı; daha çok bir yaşam gözlemi gibiydi. İlk sayfalardan itibaren doğanın sertliği ve sessiz gücü hissediliyor. Yazarın dili öyle sade ama etkili ki, bazen tek bir cümle bile zihinde bir manzara oluşturabiliyor. Betimlemeleri ile doğaya hayat verdi. Özellikle kitabın ilk sayfası; ormanı ve ırmağı bir insana dönüştürmüş gibi asalet vermesine hayran kaldım. Okurken kendimi bir olayın içinde değil de, sanki bir doğa belgeselinin içindeymiş gibi hissettiğim anlar oldu.
Kitap ilerledikçe anlatımın sadece dış dünyayı değil, iç dünyayı da işlediğini fark ediyorsunuz. Evet bir insanın değil, başlarda çok sert, acımasız ve duygudan yoksun bir kurdun dönüşümüne şahit olacaksınız. Hikayenin ilk bölümlerinde daha çok hayatta kalma içgüdüsü ve mücadele ön plandayken, zamanla duyguların ve bağ kurmanın da ne kadar dönüştürücü olabileceğini sezdiriyor.
Siddhartha, felsefi bir yolculuğun kitabıdır. Bir insanın içindeki “ben”e, nirvanaya ulaşmak için çıktığı seyahati gözler önüne seren bir eserdir. Çok ilgi çekiciydi. Siddhartha merdivenleri tırmandıkça ben de ona eşlik ediyormuş gibi hissettim.
Kitap; bilgi, inanç, duygular ve arayış kavramlarını bir araya getiriyor. Okurken sessiz ve sakin ortamlarda okunursa daha rahat ve kalıcı etkiler ortaya çıkıyor.
Ve en sona ulaştığımda, her zaman tarihi yerleri sevdiğimi ve oralarda bulunduğumda yaşamın heyecanını hissettiğimi anladığımı fark ettim. İşte bu kitapta yaşamların döngüsünü hissettim.