Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Mehmet Utku Yıldırım

1988’de doğdu. Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Öyküleri Trendeki Yabancı, Öykü Gazetesi, Sonlu Sonsuz Fanzin, Kafkaokur gibi dergilerde yer aldı, Dedalus Kitap tarafından Asker Daha Fazla Elliott Smith Dinlemek İstemiyor adıyla kitaplaştı. Okuduğu metinleri kitaplardananlamayanadam.com’da inceliyor.

Mehmet Utku Yıldırım Tarafından Yapılan Yorumlar

Mü-kem-mel.

Oyuncu romanları çok severim, oyunların sınırı yoktur çünkü. Mıy mıy hikâye dinlemezsin, zaman, mekan, karakter, ne varsa birbirine girer. İçinden çıkabildiğin ölçüde zevk alırsın. İşte bunun yeni bir örneği, en kralından.
Şundan sonra düz bir roman beklemek mantıksız olur. Belli ki aklımız alınacak, belli ki balatalar yanacak, kayışlar kopacak. Bir sürü çılgın benzetme bekliyor okuru. Eğlendirici gayet.

Bir iki ayrıntı var, onları vermeden geçme yazar. Ahmet Midhat Efendi'ye denk geliyoruz Menteş'te. Neşelere gel: "Konservatuarda geçirdiğim üçüncü senenin son günleriydi. Aldığım burslarla kıt kanaat geçiniyordum. Çevremdeki çocukların tamamı denyoydu. [Denyo: Ortaoyununda budala tipi. Denilo da denir. Yaygaracı, kendisine gösterilen müsamahayla şımarmış, küstah, arsız, küfürbaz, yüzsüz ve sırnaşıktır.]" (s. 25) Metin arasına açıklama sıkıştırmak nedir? Postmodernciler, göreve.

Hemen oraya gelmeyeyim dedim, yine geldim. Murat Menteş izlediğim kadarıyla, ki pek de izlemedim taktığı gözlüklerden ötürü, tüketim toplumundan iğrenen bir şahıs. Beigbeder, Ellis, Palahniuk gibi biraderlerin bizdeki temsilcilerinden biri. Dolayısıyla reklamlar, şunlar bunlar kötü. Eh, şu reklam katakullilerine bakınız. Gerçeği bilmeyip reklama inananlara bakınız, hatta gerçeğin zaman zaman reklam olup olmadığını bile bilmeyenlere bakınız. Bunların hepsi daha büyük bir hadisenin parçası ama oraya bari gelmeyeyim daha. Devam. Bir saniye, şu da var: "Her ev, tüketim çılgınlığıyla satın alınmış lüzumlu lüzumsuz ürünlerle giderek daralmaktaydı." (s. 65)

Oyunlara bakalım; üç dört farklı karakter, yer yer anlatıcı oluyor. Farklı açılardan olayları izleyebiliyoruz böylece. Borges, Tolkien, Nueve Reinas, bir sürü gönderme, bir sürü atıf. İbolu bölümlerde ihtimaller (Kafanıza meteor düşmesi ihtimali 7/3678234682, yani var) mesela.

Son olarak, kitabın kendisi bir simulakr. Baudrillard'ın varlığı da bu sebeple önemli. The Matrix'in efil efil Baudrillard estiğini biliyoruz, Voçoski Biraderler kör göze parmağım şeklinde gösterdilerdi. Murat Menteş, burada Baudrillard'ın kendisini koyuyor romanın ortasına. Bu şahsın sahtelik, kandırıkçılık, simülasyon ve kaotik diğer şeyler temalı fikirlerinden yola çıkarsak maskeler, yüzlerin kopyalanması, ürünler, reklamlar, hatta karakterlerin adları ve hatta kitabın adı da bir gerçeklik-taklit ilişkisini, bu çıkmazı ortaya koymuyor mu? Nuh, Ferruh'un yerine geçtiğinde bazen kim olduğunu unutacak gibi olur. İbo bir bilen abidir, bir yüce dayıdır, maskeler onun başının altından çıkmıştır ama ondan da üstün bir yaratıcı vardır; yazarın ta kendisi. Onun da üstünde birileri vardır, hayatımızı yönlendiren, sadece görünüşlerinin farkında olduğumuz şeyler.

Bir simulakr bile günde iki kez doğruyu gösterir. Menteş'ten komik, edebisi yer yer derin, güldüren, güldürürken düşündüren süper bir roman.
Kariler, bazı kitaplar vardır, bitince bir daha dönüp okumazsınız. "Bu ne" fikri kitaptan sonra aklınızda kalan tek şeydir. Bazı kitaplar vardır, belli bölümlerini açıp okursunuz. Benim için böyle sadece bir tane kitap var, Dreamcatcher'da yıllar sonra çocukluk arkadaşlarının buluşması vardı, orası. Bir de tekrar tekrar okuduğunuz kitaplar vardır. Bu da bende bir tane, o da bu kitap.
Justin adlı gencimiz burada babasının söylediklerini yazmaya başlıyor, takipçi sayısı arttıkça artıyor ve senarist abimize süper kapılar açılıyor. Şimdi yeni bir kitap yazıyormuş ilişkilerine dair. Babası da olacakmış kitapta. Zaten böyle bir baba olmazsa olmaz. Her şeyden önce düz bir adam görmek ister misiniz? Ben istemem.

Heh. Sam dayımız evlenmiş, çocukları olmuş, eşi ölünce yeniden evlenmiş. Justin bu ikinci evlilikten ve son çocuk. Biraz çelimsiz, her çocuğun yaptığı gibi saçmalıklar yapıyor, babasını çileden çıkarttığı zamanlarda lafın kralını yiyor. Sam nükleer tıpçı, Justin'ın annesi, adı aklıma gelmedi şimdi, avukat. Baba ve anne çok zor şartlarda büyümüş, özellikle baba. Biraz da bunun etkisiyle oğluna hayatı öğretmeye çalışıyor, kendi öğrendiği şekilde. Çocuk kaç yaşında olursa olsun aynı üslup, aynı sertlik ve aynı içtenlik.

Hikâyeler var, bir de anekdotlar var. Genelde kronolojik bir sıra izliyor bunlar. Bence kaçırmayın.

İlkokul 3'te Emre diye bir çocuk geldi bizim sınıfa. Aynı servisle gidip geliyoruz. Bu çocuğun yanına oturabilmek için uğraşıyorum, komik biri. Sonra muhabbeti ilerletip Şirinler dergilerimle bunun evine gidiyorum. Pıtırcık'ı ilk kez orada görüyorum. Dergileri bırakıyorum, Pıtırcık'ın iki kitabını alıyorum. Galiba Pıtırcık Tatilde ve Pıtırcık Kampta. Okuyorum, bir daha okuyorum, bir daha okuyorum. Bugün de okuyorum, galiba her şeyi Pıtırcık'a borçluyum.
Goscinny, Asterix'le Red Kit'in de yazarı. Bir işi de bu seri. Bir zaman önce Pıtırcık'ın bilinmeyen öyküleri de basıldı Can tarafından.
Nasıl anlatayım ki. Pıtırcık ve arkadaşları var, çok şahane olaylar, komiklikler. Lan anlatamam ben bunu ya, garanti okumak lazım. Bu kitapta kırılan vazo var mesela, anneyle babanın çekişmeleri. Müze gezisi var, büyüklerin kafayı yediği. İribaş yakalama hadisesi, futbol maçında yaşanan komiklikler. Büyüklerin dünyasını anlamaya çalışan çocuklar, büyüklerin çocuklukları, öğretmenler -Karagöz- ve her şeyin ortasında Pıtırcık, haşarı ve sevimli bir çocuk.

Yeminle alın, pişman olmazsınız. Benim için al bak. Evin bir köşesinde buldum bunu, yıllar sonra tekrar okudum, aldığım keyfi anlatamam. Süper.
İşte bizde dava ediliyor kitap, çevirmenine bir sürü saçma sapan sorular, dava süreci. Bu kitabın kültürümüzü bozması, insanları pornoya teşvik, ahlaksızlık. Evet, bu kadar yeterli sanıyorum.

Cassie Wright, son bir filmle porno sektöründen emekli olacaktır. Sonlara doğru ölebilir, o zaman çekime devam edilecek ve snuff türü bir iş çıkacak ortaya. Kitabın orijinal adı Snuff. Tesis diye bir film var, ben şansa izlemiştim. Orada işkenceyle adam öldürmeli bir bey vardı, bütün bu işkenceyi kaydedip satıyordu. Bu tür filmlere deniyor snuff. Burada da hanım ölürse zengin olunacak, eğer polisler ortamı basıp çekimi durdurursa skandaldan meşhur olunacak. İki türlü de yapımcıların işine geliyor..

Şimdi üstkurmaca olarak bunların her birinin bir hikâyesi var, orada olma hikâyesi. Burada anlatırsam bir heyecan kalmaz.

Bir acayip hadiseler, bir acayip ilişkiler. En sonda bir absurd final var, ben böyle şey görmedim.
Ben sevdim. Film yıldızlarıyla ilgili bir sürü ayrıntı veriyor Cassie flashback'lerde, o da güzel. Güzel yani.
Menzoberranzan adlı mağara dünyasında evler var, bu evler hiyerarşik sıralı. İlk sekiz evin Ana'sı, Lloth adlı Örümcek Kraliçe'nin konseyini oluşturuyor. Bu mekan anaerkil, kadınlara büyük saygı duyuluyor ve erkekler damızlık vaziyette. Anadolu'daki anaerkil tanrılar dönemini düşünün… Ya aynı sistem işte.

Menzoberranzan'ın olayı ilginç. Evler birbirine saldırabilir, lakin saldırıdan kurtulan birileri saldıranları suçlarsa saldıranlar ölüyor. Geriye kimse kalmazsa her şey unutuluyor, kazanan taraf kaybeden tarafın yerine geçmiş oluyor sıralamada. Bir de baskıcı iktidarlarda görüldüğü üzere burada yaşayan drow namlı kara elf kardeşlerimizin dışındakiler düşman olarak bellenmiş. Yüzey elfleri, gnome'lar, herkes. Evet.
Şimdi karakterler açısından çok başarılı bir kitap olduğunu söyleyemeyeceğim, saçmalıklar mevcut.
Sonuçta konu uzuyor öyle. Başladık bir kere, devamı gelecek. Keyifli ama öyle çok derin şeyler beklemeyin. Öyle.