Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930

E-Dergi

Emre Kurt

çok okur, çok yazar, çok izler, çok gezer. şiirleri hiç yayınlanmamış dahası hiç yayınlamayı denenemiş bir şair, öyküleri hiç yayınlanmamış dahası hiç yayınlamayı denenemiş bir yazar, yolunu arayan, bulamayan ama çok güzel arayan biri. kitaba, müziğe ve filmlere sığınmış fırtınanın dinmesini bekleyen biri.

Emre Kurt Tarafından Yapılan Yorumlar

Yalnızlık- kalabalıkta yalnızlık ekseninde dertleşme içeren bir roman/ öykü diyebiliriz bu kitaba.
Meltem çocukluğundan beri yalnız kalmış, okumuş, evlenip boşanmış, şehirli, kurumsal, kalabalıklar içinde yalnız bir kadın.
Selime teyze çocukları olan ama pek görüşmeyen, erken döneminde kabalık, eşinin vefatı üzerine yalnız kalmış, kalabalıktan uzaklaşmış, nihayetinde tüm ilişkilerini koparıp köye yerleşen 70 yaşında bir kadın.
Kitabın ana teması neredeyse hiç kimseye bir şey anlatmayan, yalnızlığını ve hissettiklerini kendisinden başka kimseyle paylaşmayan iki kadının bir araya gelmesi, bir gün geçirmeleri, bir diyalog gibi değil ama içsel anlatımları ile ifadesi diyebiliriz.
Şehirleşme, aile kavramı, sevgi, sevgisizlik, yalnızlık, kimsesizlik gibi temel kavramlar etrafında, çoğu zaman duygusal, karakterlerin karşısındakini ve kendisini anlamaya çalışması ile ortaya çıkan bir içsel yolculuk bütünü. Hafif bir aile bireyleri ilişkisi eleştirisi, empati kırıntıları, duygusallık ve ağır olmayan bir dram. Çok tarzım değil ama duygu yoğunluğu sevenlerin kitabı beğeneceğini tahmin edebiliyorum.

Genel değerlendirme olarak bakarsam:
- akıcı bir dili var.
- kitap yeteri derinlik içermiyor.
- birkaç saatte bitirilebilecek al tüket tarzında bir kitap
- konu çok standart. İyi işlendiğini düşünmüyorum, biraz daha derinlikle daha üst seviyelerde bir eser ortaya çıkabilirdi. Mevcut haliyle doyuruculuktan uzak buldum.
- ne yazık ki, kitap bana yer yer fazla internet kitabı gibi – edebiyat eseri olmaktan uzak – yer yer de çocuk kitabı gibi hissettirdi.

Özetle, fazla beklentiye girmeden zaman geçirmek için okunabilir bir kitap olduğunu düşünüyorum.
18.12.2025

serinin devam kitabı,
öncekilerdeki eksende, benzer tonda ve kararlılıkla devam ediyor.
Simon Beckett'in anlatımı ve kurgusunu seviyorum. adli tabip gözünden olayların işlenmesi de farklılık katıyor. polisiye severler değerlendirmeli.
18.12.2025

gayet güzel bir derleme olmuş,
uzuner sevenler ve merak edenler kütüphaneye eklemeli.
16.07.2025

duruma göre çin devriminin kara yüzünü anlatan bir kara propaganda kitabı olarak da bakılabilir, çin devrimi insanlara ne acılar çektirdi, bakın, izleyin, okuyun, ne kadar absürt olsa da gerçekler bunlar, gerçekte yaşananlar bunlar şeklinde de bakılabilir. kişisel olarak hangisi olursa olsun, abartılarak yazıldığını düşünüyorum.


fazla dram geldi bana. bazı duyguların sömürülerek anlatı konu edilmesi beni rahatsız ediyor. içim burularak okuduğum bölümler oldu. bu tarz konseptler bana göre değil, iflah olmaz bir dram bağımlısıysanız siz kaçırmayın ama :)
kitabın anlatım dili fena değil.

özetle, kitap pek içine çekemedi beni, kara propaganda soslu dram dokusu tam tersine itti de itti. zor bitirdim, bitirdikten sonra fark ettim ki çok yorulmuşum.
İlk düşüncem: kitabın adı neden sarı yüz? başlamadan hiçbir yere oturtamadım ancak olay örgüsünde makul bir yere oturuyor. Dipnottan aktarıyorum: kitabın da orijinal adı olan yellowface İngilizcede genellikle bir gösteri dahilinde doğu asyalı insanlar gibi görünmek için yapılan makyajı ifade etmektedir.

Havuz başında okunabilecek bir kitap mı: kesinlikle evet.

Hatta zaman sıkıntınız yoksa bir solukta bitirmeniz mümkün; dili sade, hikaye akıcı.

Yazar olan kahramanımız, yanında hayatını kaybeden bir başka yazar arkadaşının (Athena) yayımlamamış olduğu kitabını düzenleyip tamamlıyor ve yayınlıyor. Haliyle popülerlik basamaklarında ve çok satanlar listesinde ilerlerken, hayatı hep Athena’nın gölgesinde devam ediyor, tüm bu süreçte bütün içsel çatışmalarını takip ediyoruz. Her ne kadar popcorn bir kitap gibi dursa da karakter derinliğini sevdim. Yazarın yolculuğu sırasında, geçmişten gelen bilgilerle, konuya farklı açılardan bakıyoruz. Ahlaki açıdan farklı cephelerden yorumlamalar mümkün ve yazar bu noktada bizi yeterince yönlendiriyor.

Romanın arka planında tüketim toplumu, sosyal medyanın (bütün toksikliğiyle) hayatımızdaki yeri, woke kültürü, iptal kültürü (cancelling), hatta gizli ve açık ırkçılık gibi temalar işleniyor. Tüm bu eleştiriler öyle kuru kuru veya didaktik değil, hikâyenin akışı ile ortaya çıkmakta. Bu da kitabı keyifli bir yaz okumasından belki bir parça ileri taşıyor.

Kısacası kitap hem akıcı hem de düşündürücü; bir yandan sizi içine alıyor, bir yandan bitirdikten sonra kafanızda bazı sorular bırakıyor.