Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220

E-Dergi

efsus_efsus Tarafından Yapılan Yorumlar

01.04.2013

Hayatta başrol olamayanları figüranların insafına terk eden bir kitap Ruhi Mücerret. Dublörün Dilemması ve Korkma Ben Varım kitaplarını büyük bir beğeniyle okuduğum Murat Menteş’in son kitabı bir parça hayal kırıklığına uğrattı beni. Murat Menteş okuru arkadaşlar arasında benim gibi düşünenler pek de azınlık sayılmayacak oranda. Buradaki yorumlardan da benzer düşüncede olanları görünce bu yazıyı yazmak istedim.
Öncelikle kapak tasarımı gerçekten eğlenceli ve kitabın raftaki albenisini arttırıyor. Okurken çevrenizdeki kişilerin dahi dikkatini çekiyor. Giriş cümlesine hatırlatma babında kapaktaki televizyonda çift başrol var ve ikisi de erkek. Kitabı 4-5 sayfalık bölümlerle anlatmaya devam etmesi takibi kolaylaştırıyor, beğeniyorum. Ancak aynı şeyi kitabın içeriği ile ilgili söylemek zor. Buradaki bazı yorumlarda da bahsedildiği gibi M.M.’in daha önceki yazdıklarından farklı. Sanki üzerinde titizlenilmemiş izlenimi uyandırdı bende. Buna verebileceğim örneklerin en basiti isimler… Hayati Tehlike, Müntekim Gıcırbey,Nuh Tufan’lardan Ozan,Civan Ve Nazlı Hilal Kazanova’lara… Ruhi isminden Edip Cansever’e gayet güzel selam çakılabilirdi. Antikacı bir Çağrılmayan Yakup gibi, Yerçekimli Karanfil Sokağı gibi. Sonra okuyucuyla konuşuyormuş gibi bir denemeye girmeye ne gerek vardı? Sabahattin Âli’nin “Sen aşkın ne olduğunu bilir misin adaşım, sen hiç sevdin mi?.. Çoook desene! Sevgilin güzel miydi bari? Belki de seni seviyordu..” seslenmelerinin tadı güzeldir ama M.M.’de yadırgadım. Kadirşinaslık gösterip Müntekim Bey’in bu kitapta arz-ı endam etmesine müsaade ettiği için teşekkür ederim.
Anlatımlarından zevk aldığım Chuck Palahniuk’un tarzına benzer bir tarzda yazardı M.M. Ancak KBV’de Müntekim’in Şebnem’e yazdığı mektuptaki insanı afallatan naiflik ve liriklikle ya da DD’de rehin alınan köpeğin rehinesi olmayı bambaşka ifade eden cümlelerle kendini farklı tutardı. Bu kitapta aradaki farkı azaltmaya azmetmiş gibi. Asırlık Ruhi; bu yaştan sonra azanı artık neyin paklayacağını bilemediğim bir ruh halinde Nazlı Hilal’e tutulmuş. Konuşmalarının arasına sıkıştırdığı tren dolusu reklamlar. (M.M. bu markaları kullanmadan kendi markalarını oluşturur hatta pazarlayabilir, buna inanıyorum). Diline pelesenk ettiği mezar taşıma şunu yazdıracağım, bunu yazdıracağım cümleleri… Palahniuk şimdi “Boo” yapacak beklentisine sokuyor insanı. Umarım bir sonraki kitabında Palahniuk kahramanlarından biriyle karşılaşmam.
Kısaca, M.M. daha iyisini yazabilir. Kitabın aceleye geldiği kanısındayım. Bir sonraki kitabı daha büyük bir iştah ile beklemekteyim.
28.10.2008

Maceraperest Kitapların Türkiye Polisiyeleri içinde şu an 4 eseriyle yeralan Barbara Nadel'ın ilk kitabı "Belşazzar'ın Kızı " İçyazısında belirtildiği gibi Türkiye'ye çok sık ziyaretler düzenleyen yazarın konusu İstanbul'un kozmopolit ya da turistik yerlerini (bu kitapta Balat, bir diğerinde Beyoğlu İstiklal, bir başkasında Sultanahmet) mekan olarak kullandığı ve sadece bu güzel semtlerin isimlerini geçirmekle yetindiği, tasvirlerden ya da en azından bu mekanlardan vereceği ufak detaylarla (Orhan Pamuk kadar olmasa da ) okuyuşu daha bir keyifli kılacağını düşünüyorum. Yazar aynı handikapını romanlarının karakterlerinde de göstermiş. Komiser Çetin gibi ana tarafından Arnavut, babası polis ortahalli 7 çocuklu bir baş kahramanı bile her garip hareketini annesinin Arnavut olmasına bağlaması ya da Komiser Süleyman'ın neredeyse her olayda mağdur ya da faille arasında kendi aristokrat kökeni sebebiyle (empati gibi) gelgitler yaşamasını bunlar arasında düşünebiliriz. Ki bunları artırmak da mümkündür. Güzelim İstanbul'u karton dekor gibi kullandığı kadar güzel ve yalnız ülkemin insanlarını da karton tipler haline getirmiştir. Buna tezat:ermeni ve adli tabib iki kardeş, yahudi ve doğulu birer polis, arnavut amir ve başta travesti Samsun, garip akrabaları ve gelenekleri,Son Rus Çarının kayıp kızı vb. işlenmeye değer zengin materyaller.
Lakin batıdan bir yazarın polisiye gibi bizde henüz ilgi görmeye başlayan bir konuda "otantizm-oryantalizm"den kurtulamadan yazdığı bu seri; kendi has dilini oluşturacak, eli ayağı düzgün ürünlerin müjdecisi olarak da algılanabilir.

Serinin kitaplarında göze batan bir diğer konu da dizgide ve tashihde gözden kaçan yazım ve anlatım hataları. Özellikle 3. kitap "Arabesk" bunun bariz örneği. Dikkatli bir tashihle bunun üstesinden gelmek mümkün.
Tüm bunlara rağmen polisiyeye yeni başlayanları sıkmadan peşine takacak eserler.