Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Hakan Uysal Tarafından Yapılan Yorumlar
Bu kitabı okumak, psikanalizi icat eden adamın, yani Freud'un kendisinin üniversitede dersine girmiş gibi hissettiriyor. Adam, o karmaşık ve zamanı için çok sarsıcı olan fikirlerini, sanki karşısında bu işlerden hiç anlamayan bizler varmış gibi tane tane, en başından anlatıyor. Kitap size "bilinçaltı nedir, rüyalar neden önemlidir, unuttuğumuzu sandığımız şeyler hayatımızı nasıl gizlice yönetir?" gibi en temel soruların cevaplarını veriyor. Psikanalizin bütün derinliklerine dalmıyor, daha çok işin alfabesini, temel mantığını öğretiyor. Yani bu, konuya başlamak için harika bir ilk adım. Freud'u kendi ağzından, en sade haliyle dinlemek için birebir. İnsanın kendi zihnine dair acayip bir merak uyandırıyor.
Stefan Zweig yine yapmış yapacağını ve insan beyninin en tekinsiz, en karanlık odalarına elinde fenerle girmiş. Bu kitap, dışarıdan gayet normal görünen insanların içinde kopan gizli fırtınaları, bir anda hayatlarını ele geçiren saplantıları ve kimseye anlatamadıkları o "karmaşık duyguları" anlatıyor. Her bir hikâyeyi okurken sanki biriyle bir odada baş başa kalmışsın da, sana hayatının en büyük sırrını, en utanç verici anını itiraf ediyormuş gibi hissediyorsun. Yavaş yavaş başlayan bir gerilim, sayfanın sonuna doğru öyle bir tırmanıyor ki, nefes almayı unutuyorsun. İnsan ruhunun röntgenini çeken, okurken hem büyülenip hem de biraz rahatsız olacağınız, kısacık ama bir o kadar da yoğun bir eser.
Yüz yıldan uzun bir süre önce yazılmasına rağmen bugünün toplumunu ve siyasetini anlamak için hala bu kadar geçerli ve sarsıcı tespitler içerdiği için tam puan.
Bu kitabı okumak, öyle bir oturuşta bitirilecek bir macera değil, bildiğin ağır ve uzun bir vicdan yolculuğuna çıkmak gibi bir şey. Tolstoy, bir insanın geçmişiyle nasıl yüzleştiğini, "ben nerede yanlış yaptım?" diye kendini nasıl yiyip bitirdiğini alıp bütün çıplaklığıyla masanın üzerine koyuyor. Ama hikâye sadece bir kişiyle sınırlı kalmıyor; o kişinin gözünden bütün bir toplumun adalet sisteminin, hapishanelerin, zenginliğin, kısacası tüm düzenin röntgenini çekiyor. Yazarın derdi size heyecanlı bir olay anlatmaktan çok, "doğru yaşamak nedir?" sorusunu sordurmak. Okurken bol bol düşünüp sorgulatan, bazen karakterle birlikte bunaldığınız, bittiğinde ise kolay kolay unutamayacağınız devasa bir eser.
Bu kitabı okumak, sanki İlber Hoca'yı karşına oturtup Atatürk'le ilgili aklına gelen ne kadar merak ettiğin soru varsa hepsini tek tek sormak gibi bir şey. Hoca da her birini lafı hiç dolandırmadan, en net ve hap gibi haliyle cevaplıyor. Ağır, akademik bir tarih kitabı beklemeyin; bu daha çok bir sohbet, bir başucu kitabı. Sayfaları çevirdikçe "Vay be, olay aslında böyle miymiş?" veya "Bunu hiç bu açıdan düşünmemiştim" diye insan kendi kendine konuşuyor. Bildiğini sandığın birçok konuya farklı bir gözle bakmanı sağlayan, insanın ufkunu açan, pratik ve dolu dolu bir eser.