Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Hakan Uysal Tarafından Yapılan Yorumlar

31.10.2025

Bu kitapta beni en çok etkileyen şey, Nazım Hikmet’in kelimelerle kurduğu duygusal derinlik. Bir insanın hem özlemi hem inancı hem de sevgiyi bu kadar yalın ama aynı zamanda bu kadar vurucu anlatabilmesi inanılmaz. Her mektupta sanki satır aralarından bir insanın kalp atışlarını duyuyorsun.

Benim için “Piraye’ye Mektuplar”, sadece bir aşk hikâyesi değil; sabrın, umudun ve insana olan inancın bir dışavurumu. Futbolda da, hayatın içinde de bir şeye tutkuyla bağlı kalmanın nasıl bir güç yarattığını hatırlatıyor. Nazım’ın kalemi burada bir teknik direktör gibi duyguları organize ediyor, cümleleriyle sahaya karakter koyuyor.

Kısacası bu kitap, duygusal dayanıklılığın edebi bir dersi gibi. Okudukça hem bir aşkı hem de insan ruhunun direncini hissediyorsun.
25.10.2025

Çekiç ve Gül tam anlamıyla Behzat’ın dünyasının kalbine inmek gibi. Bu kitapta artık sadece bir cinayet soruşturması yok; çökmüş bir adamın, vicdanını ve umudunu arayışı var. Emrah Serbes, Ankara’nın karanlık sokaklarını, yağmurunu, o ağır havasını öyle bir anlatmış ki, sayfaları çevirirken fonda sanki “Behzat Ç. müziği” çalıyor.
Diziyi ezbere bilen biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: kitap, diziden bile daha acı, daha çıplak, daha gerçek. Her cümlede Behzat’ın o yorgun sesi, içkili yalnızlığı ve inadına hayatta kalma çabası var.
En çok sevdiğim tarafıysa, Serbes’in adaleti, sevgiyi, kaybı ve inadı aynı potada eritmesi. Çünkü Behzat Ç. sadece bir karakter değil — bir ruh hali.
Kısacası, Çekiç ve Gül’ü okuduktan sonra insanın içinden bir sigara yakıp şöyle diyesi geliyor:

“Bazı yaralar iyileşmez, sadece üstü kapanır… tıpkı bir dosya gibi.”
25.10.2025

Son Hafriyat, Behzat Ç.’nin dünyasına bir kez daha girdiğinde insanın içini hem karanlık hem de garip bir huzur kaplıyor. Emrah Serbes yine o sert, küfürlü ama bir o kadar da duygusal Ankara dilini öyle güzel işlemiş ki, kitabı okurken Behzat’ın sesini, Harun’un patavatsızlığını, Hayalet’in sessizliğini duyuyorsun.
Bu kitapta Behzat biraz daha yorgun, biraz daha kırık ama hâlâ adaletin, belki de kendi vicdanının peşinde. Her sayfada “Ankara böyle bir yer işte” dedirten o kasvetli atmosfer birebir hissediliyor.
Bir Behzat Ç. hastası olarak şunu net söyleyebilirim: Son Hafriyat, sadece bir polisiye değil, bir adamın kendiyle, geçmişiyle ve toplumla olan hesaplaşması.
Kapatınca elinde kalan his şu oluyor: “Bazı şeyler çözülmez… sadece içine gömülür.”
25.10.2025

Her Temas İz Bırakır’ı okurken sanki diziye değil, dizinin ruhuna geri dönüyorsun. O karanlık Ankara sokakları, yağmurun altındaki sorgu odaları, Behzat’ın iç sesi… Hepsi satırların arasında yeniden canlanıyor.
Emrah Serbes öyle bir dil kullanmış ki, kitabı okurken Behzat’ın ses tonunu bile duyuyorsun. Her küfrün, her suskunluğun, her cümlenin altında başka bir yara var. Dizi ne kadar iyiyse, kitap o kadar daha derin. Çünkü burada Behzat sadece bir polis değil; kaybolmuş, ama hâlâ adaletin peşinde koşan bir adam.
Bir Behzat Ç. hastası olarak söyleyebilirim ki, bu kitap karakteri sadece anlatmıyor, yaşatıyor. Bitirdiğinde içinden şu geçiyor: “Lan, keşke yine Emniyet’te bir sigara yaksak Behzat’la.”
Kısacası, Her Temas İz Bırakır sadece bir polisiye değil; vicdanı olan herkes için yazılmış karanlık bir ağıt.
24.10.2025

Duygusal Zeka, insana “zekâ sadece IQ’dan ibaret değil” gerçeğini bütün açıklığıyla gösteren bir kitap. Daniel Goleman, hem bilimsel temellere dayanan hem de hayatın içinden örneklerle dolu bir anlatım kullanmış.
Okurken en çok etkilendiğim şey, duygularımızı tanımanın ve yönetmenin aslında hayatın her alanında işte, ilişkilerde, kararlarımızda ne kadar belirleyici olduğunu fark etmek oldu.
Bu kitap bana, başarılı olmanın sadece akılla değil, empatiyle, sabırla ve kendini anlayabilmekle mümkün olduğunu hatırlattı.
Kısacası, Duygusal Zeka insanın kendini geliştirmesi için okunması gereken temel kitaplardan biri. Sadece bilgi vermiyor, bakış açını değiştiriyor.