Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Ahmet Veske

Üsküdar'da doğdum. Kitapları severim. Hatırladığım ilk kitabımı, mazotlanmış ve talaş dökülmüş tahta zemini olan; kitap, gazete, defter ve rüzgargülü satan küçük bir dükkandan okul harçlığımla aldığım. Adı 'Tom Amcanın Kulübesi'ydi. İşte kitapla olan serüvenimiz böyle başladı.

Ahmet Veske Tarafından Yapılan Yorumlar

Birlikte kitap okuyup bir yandan canlandırmalar yaptığımız çocuğumun çok sevdiği bir kitap oldu: “masal kaçkını”. Yalnız yaşadığı ormanda karşılaştığı bir cüce ile arkadaşlık kurmasıyla gelişen olaylar üzerinden şekilleniyor. Devimiz “Çınçın” iyileri, Cüce ise hesapçı ve kötücül yüreklileri temsil ediyor. Okumanız devam ettiğinde iyilerle kötülerin mücadelesine tanık olacaksınız. “Haksever Kral”, ”Astım Kestim Kral”, “kırlangıç”, “ Yedi Bilge İnsan”, “müzevirbaşı” gibi masalsı romanın birçok kahramanı sizi karşılayacak. Verdiği mesajla kurgusunda iyilik çizgisinde durmanın, iyilikte sabretmenin kötülüğe galip geleceğini örnek kahramanlarla anlatması okuma ve anlamlandırmada akıcılığı sağlamış.

“İhtiyar adam, yeniden işine dönerken, “- Neden masalına dönüp orada sonsuza kadar mutlu yaşamıyorsun, dedi. “- Masaluma dönemem. Benim bu dünyada yapacak önemlü işlerüm var.” (s.36)

“Sakız Ormanı”, “Karaburçak Ülkesi” değişen adıyla “Kırlangıç Ülkesi”…”Yolun düşerse sen de mutlaka uğra!”(s.207).

Bence 9 yaş dahil ve üstü çocuklarımız için önerebileceğim bir kitap. Evet, bizler de onlara eşlik edersek çok hoş bir okuma yapmış oluruz diye düşünüyorum.

Okumaya başladığımda kitabın isminin çağrıştıracağı bir konuyla karşılaşacağımı sanıyordum ki, hemen hemen her okurunda bu durumu yaşayacağını umuyorum. Ancak başladığınızda kitabın bir kahraman üzerinde yürüyen kurgusu ve bu kurguyu besleyen ilginç bir dili olduğunu göreceksiniz. Kitabı popüler kılan unsurlardan biri bu galiba. Elbette, 1951 yılında yayınlandığını düşünürseniz; dönemin ABD’sinde Holden adındaki yeni yetme bir ergen karakteri üzerinden okuldan başlayarak (nihayetinde okuduğu okullardan atılan bir öğrenci) toplumsal, ahlaksal ve dinsel eleştirileri sansür ve yasaklamayı getirmiş olduğunu görüyoruz. Kitabı popüler kılan özelliklerden bir diğeri de bu sanırım.

Yazarın kendi yaşamından esinlendiği muhakkak. Ana karakter ve anlatıcı ‘Holden’ için J.D.Salinger’in kendisidir diyebiliriz. Ergenliğin getirdiği bir başkaldırı ve zaman zaman boş vermişlik, kural tanımamazlık, ben merkezci tutumun psikolojik yansımaları metinde kendini baskın olarak hissettiriyor. Küfür, argo konuşma ve cinselliğin serseri bir ergenin dünyasında ne kadar yer tuttuğunu size gösteriyor.

Kitap içinde yer yer kitap isimleri, okuma edimine yaklaşımlar Holden’ın ilginç kişiliğini ortaya çıkran ayrıntılar…“Oldukça cahilimdir, ama epey okurum. (…) Bir kitapta en hoşuma giden şey, en azından, arada bir gülünç şeyler olmasıdır. (…) Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.” (s.23)

Dikkat çeken bir başka başlık başına buyruk bir ergen olan Holden’ın ikiyüzlülüğe, yapmacıklığa ve dayatmacılığa tepki vermesi… Anlatısında net ve saklamadan romanda geçen kişiler üzerinden bunu sürdürmesi… “…tanıştığıma hiç memnun olmadığım kimselere, durmadan, “Tanıştığımıza memnun oldum,” demek beni öldürüyor. Ama, hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvaları söylemek zorundasınız.” (s.86)

Ergenliğin getirdiği psikolojik savrulmalar, karşılaştığı yenidünyalar, ayakları yerden kesilmeler, zaman zaman olgun tavırlar… Özetle, Holden “Çavdar Tarlasında Çocuklar” da kendini,ergenliğini anlatıyor yapmacıksız ve yalın bir dille.

İkinci Dünya Savaşı’nın her savaş gibi nelere mal olduğunu, savaş sonrası tablonun ne kadar vahim sonuçlar doğurduğunu, insanlık tarihinin üzerine bir karabasan gibi çöktüğünü, sanırım hepimiz biliyoruz. Gerçi bu karabasan, halen yeryüzünün çeşitli coğrafyalarında devam ediyor.

“Sadako”, işte böyle bir savaşın sonunda on binlerce insanın yaşamına son veren, on binlerce insanın dayanılmaz acılar içinde yaşamını sürdürmesinin yanı sıra acılar içinde yavaş yavaş ölümüne neden olan bir sonucun canlı bir örneği. Ve yıllar sonra anısının kitaplaşmış hali… O, Japonların deyimiyle bir “hibakuşa”. Atom bombası atıldığında radyasyona maruz kalmış kişilere verilen isim… Sadako, iki yaşındayken ilk bombanın atıldığı Hiroşima’da buna maruz kaldı ve on yıl sonra hayatını kaybetti.

Sadako’nun bir Japon efsanesine dayanarak yapmaya başladığı kağıttan bin turnanın O’nun acılarını hafifletmek umuduyla kanat çırpmasının öyküsü…

Kitabın 65 ve 66'ncı sayfalarında, bir halkın böylesine canice bombalamanın ardından teslim olmasının ardından, ilk kez atılan bombaların sonuçlarının bombayı atan ülke olan ABD’ce izlemeye alınması Japon halkı için bombanın etkisi kadar ağır olduğunu hissediyorsunuz.

Şairin dediği gibi : “Hiroşima’da öleli/ oluyor bir on yıl kadar./ Yedi yaşında bir kızım/ büyümez ölü çocuklar.”

Ders alınmış mıdır, bilinmez; Ancak acı sonuçları olan bu öykünün hepimize, tüm insanlığa anlatacağı çok şey var…

Kahramanımız beş yaşında… Adı Zezé… Yoksulların yaşadığı bir mahallede oturuyorlar muhtemeldir ki “favela”… Ayakta kalma mücadelesinin verildiği çok çocuklu bir aile… Aile bir aradaymış fakat değilmiş gibi… Ayrı havadalar izlenimi… Bu ortamda kahramanımız Zezé’nin konuşacağı, dertleşeceği, hayallerini paylaşacağı en yakın arkadaşı kendisi gibi bir fidan olan “şeker portakalı”. Adı “Minguinho” dert ortağı ve kankası.

"İyi düşün, Zezé. Henüz gencecik bir fidan bu. Bir gün koca bir ağaca dönüşecek. Seninle beraber büyüyecek. İki kardeş gibi iyi anlaşacaksınız. Dalını gördün mü? Bir tanecik dalı olsa da sanki özellikle senin binmen için hazırlanmış bir ata benziyor." (s.33)

Zeki, afacan beş yaşındaki bir çocuğun dünyasında hayatın gerçeklerinin nasıl yansıdığını ve karşılaştığı zorlukları çocuksu bir yaklaşımla nasıl anlamlandırdığının öyküsü… Ayakta kalma çabasının getirdiği koşuşturmada birçok insanla yüz yüze gelme. Çok sayıda farklı karakterde insan öyküde dolaşıyor. Zor yaşam koşullarının getirdiği sıkıntılar, Zezé’yi ev dışında çözümlerle bu sıkıntıları çocuksu bir çabayla göğüslemeye götürüyor. Okumaya başladığınızda bu akışı göreceksiniz. Örneğin, evde uğradığı şiddetin Zezé’nin zihin dünyasında nasıl izler bıraktığını bir ders olarak okuyucuya bırakıyorum. Önemli bulduğum, romanda kilit roller yüklediğim insan örnekleri söz konusu. Abla Gloria, Edmundo Dayı, Dona Cecilia Paim Öğretmen, şarkı sözü satıcısı Ariovaldo, iyi yürekli Portuga. Ancak, her zaman, ev dışında iyi insanlarla karşılaşılmayacağını unutturmamalı Zezé’nin öyküsü.

Hepimizin küçüklüğünde bir “şeker portakalı” mutlaka vardır.

İyi okumalar
Her insanın geleceğe taşıdığı anıları mutlaka vardır ve hayat pek boşluk kabul etmez. Bu arada geçen olaylar sevinç, mutluluk, acı, keder, üzüntü, göç gibi tek düze olmayıp değişkenlikler taşıyacaktır. Kapka Kassabova’yı “Sınır” kitabıyla tanıdım. Anlatımındaki rahat dil ve gözlemlerini okuru sıkmadan detaylandırması dikkatimi çekti. Bu kitabını da bitirdiğimde, sanki beraber büyüdüğümüz mahalle arkadaşı olduğumu hissetmem oldu.

1990 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılışının ardından bir Demirperde ülkesi olan komünist Bulgaristan’dan ayrılarak, önce İngiltere daha sonra Yeni Zelanda’ya göç etmiş bir ailenin ferdi. Kendisi Almanya, Fransa derken İskoçya’ya yerleşmiş. On beş yıl sonra memleketi Bulgaristan’a giriş yapmış. Akrabaları ziyaret, arkadaşlarına uğrama ve ülkesini yeniden gözlemleme fırsatı; sonuçta elinizdeki kitabın ortaya çıkması kaçınılmaz olmuş. Yazarın edebiyatçılığı, kitabın dilinde ve havasında kendini belli ettiğini söyleyebilirim. İyi bir çevirmenin elinde kitap, bu havayı solumanıza büyük katkı sağlıyor. Kendisinin dediği gibi,”…her şeyden öte istediğim, bir halkın zamandaki yolculuğunu yazmaktı. Ben de onlardan biriyim.” (s.15)

Kapka ile çıkmış olduğunuz yolculukta, kitabın ilk sayfalarında verilen harita, okur için büyük bir kolaylık. Anlatıyı haritayla birlikte götürdüğünüzde, coğrafi ve tarihsel izlek zihninizde daha anlamlı hale geliyor. Başlangıçla son arasındaki tüm hikaye, okur olarak sizi bekliyor kısacası. “…bütün önemli yolculuklar daireseldir, daireyi kapatmak zorundayım.” (s.310)

“Farkına varmadan haritada saat yönünün tersine yolculuk etmişim. Sofya’dan başladım ve yine burada bitirdim.” (s.317)

İyi okumalar dileğiyle.