Yetimhaneden kendilerine yardımcı olabilmesi için erkek evlat edinmek isteyen bir çiftin, bu taleplerini yanlış anlayıp, bir kız çocuğunu kendilerine gönderen aile dostlarının neden olduğu bu yanlışlığın üzerine gelişen bir roman: “Yeşilin Kızı Anne”.
Anne, dramatik bir hayat hikayesi ile yetimhanede kalmaya başlayan bir kız. Hayal dünyası alabildiğine geniş. Belki de kendisini küçük yaşta olgunlaştıran yaşadığı acılar. O’nu kurduğu ve çok boyutlu anlamlar yüklediği hayallerin yaşama tutundurduğunun farkında. “Hayal kuracaksan, zamanına değecek şeyler üretmelisin çünkü.”(s.21) der doğal olarak.
Evet, kitap dostları! Anne’i evlat edinen Marilla ve Matthew Cuthbert kardeşleri (çiftlikleri Green Gables’i), komşularını, Avonlea kasabasını sihirli hayalleri ile renklendiren ve sıradanlığına can suyu veren bu kızı evlat edindikleri için zaman geçtikçe büyük sevinçler yaşadıklarını üçüncü bir göz olarak her anına tanık olduğunuz, serüvenden kopamadığınız bir roman. “Kesin olan bir şey var ki onun içinde yaşadığı hiçbir ev sıkıcı olmayacaktır.”(s.116)
Romanı okurken başından sonuna değin sizi sarıp sarmalayacağını ifade etmek isterim. Kurgusu nedeniyle romanın sinemaya uyarlanmış olması şaşırtıcı değil.
“Eğer düzgün büyümezsem geriye dönüp baştan başlayamam.”(s.272)
Roman kahramanımız Anne Shirley, bu bilinçle hayatın tüm güçlüklerini aşarak amacına ulaşır. Bize anlamlı bir son söz bırakır.
“Doğuştan edindiği hayal kurma hakkını ya da düşlediği ideal dünyayı kimse elinden alamazdı.”(s.328)
İyi okumalar! Kitapla kalın efendim.