Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Ahmet Veske

Üsküdar'da doğdum. Kitapları severim. Hatırladığım ilk kitabımı, mazotlanmış ve talaş dökülmüş tahta zemini olan; kitap, gazete, defter ve rüzgargülü satan küçük bir dükkandan okul harçlığımla aldığım. Adı 'Tom Amcanın Kulübesi'ydi. İşte kitapla olan serüvenimiz böyle başladı.

Ahmet Veske Tarafından Yapılan Yorumlar

Günümüzde insanların dikkatini dağıtan, odaklanmayı engelleyen o kadar çok ayartıcı ve karartıcı etken var ki; bu önemli konuyu yakalayan ve üzerinde kafa yoran bilim adamları, sosyologlar, psikologların yanı sıra pratikte kendi hayatlarından hareketle çözümler üretmeye çalışan araştırmacılar var. Chris Bailey de bu konuyu gündemine alarak nasıl üretken olunabileceğine dair yüzlerce makale yazıp, konuşmalar yapan bir araştırmacı ve yazar. Ki makaleleri önemli yayın organlarında yayınlandı, yayınlanmaya devam ediyor.
Chris Bailey bir yandan insan odaklı gözlemler yaparken, diğer yandan kendi yaşadığı pratikleri de sizinle paylaşıyor. Bu da kitabın size sağlayacağı katkının gerçekçiliğini arttırıyor. “Sınırlı dikkat kapasitemize, zekice ve bilinçli bir şekilde yatırım yaparsak, derinlemesine odaklanabilir ve daha net düşünebiliriz.”(s.11). Bilinçli bir şekilde yapacağınız işlere ve hedeflerinize odaklanmanın, dikkatinizi dağıtan birçok nedenin olduğu günümüz dünyasında ne kadar önemli olduğunun farkında olmanızı, bunun hayatınızı nasıl değiştireceğini, “Kusursuz Dikkat” le üretkenliğinizi nasıl verimli hale getirebileceğinizin ipuçlarını ortaya koyuyor.
Kitabın birinci bölümünde yazar, konuya “Kusursuz Dikkat” başlığıyla giriş yapıyor. İşlerinizdeki üretkenliğin başlangıç noktası, dikkatinizi bilinçli bir şekilde ve amacına uygun kullanma yolları ve sonuç elde etme temelinde ciddi bilgiler edinebiliyorsunuz.
İkinci bölümde “Serbest Dikkat” başlığıyla zihnin serbest gezinmesinin ve dikkatin içe doğru yönlendirilmesinin önemi ortaya konmakta. Burada sorun çözmenin, daha yaratıcı düşünmenin ve yeni fikirler için beyin fırtınası yapmanın ve tazelenmiş bir enerjiyle sonuca ulaşmanın adımlarına değiniliyor. “Kusursuz dikkat beyninizin en üretken çalışma durumu iken, serbest dikkat en yaratıcı olanıdır.”(s.136).
İşlerin karmaşıklaştığı, dikkatinizi olabildiğince toplamanızı engelleyici bir dünyada deneyimlerini derli toplu ve sistematik bir şekilde “Kusursuz Dikkat” adlı kitabında sunmuş Chris Bailey. Bu farkındalığı yakalamak için “Kusursuz Dikkat”i öneriyorum.
Modern İran Edebiyatı’nın önemli isimlerinden Sadık Hidayet’in 1942 yılında yayımlanan öykü kitabı Aylak Köpek, sekiz öyküden oluşuyor. Kitap; Aylak Köpek, Kerec Don Juanı, Çıkmaz, Katya, Taht-ı Ebu Nasr, Tecelli, Karanlık Oda, Vatanperver başlıklarından oluşan, konu olarak birbirinden farklı kısa öyküleri içeriyor.
Sadık Hidayet, Aylak Köpek’i oluşturan öykülerini; kahramanların hayata dair kırgınlıkları, yaşadıkları olaylar örgüsündeki hayal kırıklıkları, bir anda hiç ummadıkları biçimde düştükleri boşluk, insanların birbirlerine karşı ikiyüzlülükleri, ayrılıklar, umutsuzluklar… bir anda karşılarında ölümün soğuk yüzüyle karşılaşmaları üzerine kurgulamakta.
“Gözleriyle insanların gözleri arasında sadece benzerlik değil bir tür eşitlik vardı; acılar ve dertlerle dolu iki ela göz, sadece aylak bir köpeğin yüzünde görülebilecek bir intizar duygusu yaratıyordu.” (sf.2) Sadık Hidayet öykülerinde rastladığımız realistik/ sürrealistik anlatımın bir örneği diyebiliriz buna. Sözkonusu öyküde aylak köpeğin yerine bir insan objesini yerleştirdiğinizde, öykünün kurgusunun değişmediğini rahatlıkla görebiliriz. Sahibinin koyduğu kuralların dışına çıktığında ödediği bedelin ağır olduğunu, “dişi bir köpeğin kokusu”nun delirtmesi, “dünyevi güçlerin üstünde olan bir güç”ün ayartıcılığının ağır basması sonunda gelişen süreçte görebiliyoruz. Sahibinin izini kaybetmesiyle “Pat’ın o günden sonra, buradaki (Veramin Meydanı) insanlardan tekme, taş ve sopa yemekten başka bir nasibi olmadı.” (sf.12) Yeni hayatına alışmış olması, ara ara önceki hayatından parçaları hatırlamasını engellemez. O’na eziyet veren şeyin “okşanma” ve “sevilme”ye olan duyduğu ihtiyaçtan nüksettiğini bilir. Sonuçta Pat (Aylak Köpek) kendisine geçici ilgi gösterenlerin peşinde koşarken, geri dönüşü olmayan bir yola girmesiyle acımasız bir sona doğru ilerler.(sf.15)
Sonuç olarak Sadık Hidayet’in her öyküsünde farklı figürler üzerinden kendi yaşamına dair ipuçları verdiğini söyleyebiliriz.
Ali ve Nino, öncelikle saf bir aşkın romanı olarak öne çıksa da ardında yaşandığı dönemin tarihsel, toplumsal örgüsünü ve psikolojisini de yansıtan detaycı bir roman. Romanın, Azerbaycan topraklarında geçmesi ayrıca bizim için önemli. Günümüzde yaşanan ve Ermenistan tarafından 1993 yılında işgal edilen Dağlık Karabağ’da halen süren Azerbaycan’ın haklı savaşının yıllar önceki ipuçlarını ve bölge haritasını önünüze koyduğunuzda hiçte yabancısı olmadığınız bir coğrafyayı, şehir adlarını bir kez daha göreceksiniz.1937 yılında yayınlanmış ve birçok dile çevrilmiş bir roman. 2016 yılında İngiliz yönetmen Asif Kapadia tarafından beyzaperdeye aktarılmış Ali ve Nino.
Romanın anlatım tekniği, üslubu ve akıcılığı, tarihsellik ve mekan tasvirleri, romandaki karakterler okuyucuyu olaylardan koparmadan sonuca kadar sürüklediğini söyleyebilirim. Kahramanımız Ali Han Şirvanşir Azerbaycan’ın köklü ve kahramanlar çıkaran ailelerinden birinin oğludur. Roman, kahramanımızın etrafında şekillenir. Yaşananlar, anılar, mekanlar, dini ve kültürel terminoloji O’nun ve zaman zamanda ikinci kişiler dilinden anlatılır. Romanın merkezindedir. İkinci önemli kişilik Ali Han Şirvanşir’in gönlünü kaptırdığı Gürcü güzel Nino Kipiani. Nino Kipiani ise bir Gürcü Prensin kızı.
Romanı okurken romandaki ana kahramanın yerini aldığınızı hissetmek farklı bir duygu. Ali ve Nino size bunu yaşatıyor. Bir diğer gerçeklik, coğrafyasından kaynaklanan farklı milletlerin ve bağlı oldukları dinlerin bir arada yaşaması ve Çarlık Rusyası’nın egemenliğinde olması. Farklı kültürlerin birbirlerini tanıması. Roman size bu ayrıntıları vererek geniş bir havuz oluşturuyor. Ali Han Asya’yı yani Doğu’yu, Nino Batı’yı yani Avrupa’yı temsil etmektedir. Ancak bu durum Ali Han’ın içsel sorgulamalar yapmasını engellemez. Babasının yaptığı öğütleri (sf.26) dinler, bu öğütlere uyacağına söz verir, artık büyümüştür.
“Bir banka oturdum. Güneş; karmakarışık, gri ve dört köşeli evlerin arasından parlıyordu. Arkamdaki ağacın gölgesi uzadıkça uzuyordu. Bir kadın mavi çizgili çarşafı ve ayaklarında takırdayan terlikleriyle geçip gitti. (…) Hayır, Nino’yu çarşafa sokmayacaktım! Yoksa ileride fikrim değişir miydi? Bilemiyordum. Birden karşımda, batan güneşin ışığında parlayan Nino’nun yüzü belirdi. Oh, o güzel Gürcü ismini taşıyan Nino Kipiani! Saygın ve bir Avrupalı gibi yaşayan ailesi! Bana ne oluyordu böyle?” (Sf.27)
Ali ile Nino’nun evliliğine giden süreçte yaşadıkları maceraları ve coğrafi bölgede ait oldukları ve ailelerin büyüklüğü nedeniyle çok sayıda şehrin gezildiğini ve kalındığını anlatan bölümler romana okuyucuyu bağladığını söyleyebilirim. Gürcistan Tiflis, İran Tahran, Karabağ’da Şuşa, Gence, Dağıstan Mahaçkale gibi.
Romanda 1905 yılından 1920 yılına kadar olan tarih diliminde birçok siyasi, tarihi ve yönetimsel değişim yaşandığını görebiliyoruz. İlk olarak Çarlık Rusya’sının işgali ve asimile politikaları; ardından Ekim devrimiyle Bolşevik işgali ve Osmanlı Kafkas İslam Ordusunun Bakü’ye girişiyle kısa süreliğine de olsa Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşu. Mondoros Mütarekesi ile Osmanlı Ordusu’nun geri çekilmesi yerini İngiliz kuvvetlerine bırakışı. İngilizlerin çekilmesiyle Bolşevik güçleriyle Azerbaycan Ordusunun mücadelesi. Bolşeviklerin tekrar Azerbaycan’ı işgali.
“Ben artık yaşlı bir insanım, Ali Han,” dedi. “(…) Sen ise gençsin, cesursun! Azerbaycan’ın sana ihtiyacı var.” (sf.231)
Ali Han bu gelişmeler karşısında eşi Nino’yu ve kızını Tiflis’e gönderir. Ardından Bolşeviklerle olan savaşta Gence Köprüsü’nde şehit düşmesiyle roman sona erer.
Romanın son sayfalarında Almanca’dan Türkçe’ye çeviren Dr.Orhan Aras’ın Romanın yazarı Kurban Said ve romanın yazılış ve yayınlanış serüveni üzerine emek verilmiş bir değerlendirmesi yer almakta.
Özetle, bu romanı okumanızı ısrarla öneririm...
02.11.2020

Hayatımızdaki bir gerçekliği bu kadar güzel anlatılması, verdiği mesajı hem ebeveyn hem de çocuklar için önemli. Gözü kapalı öneririm. Yazarın kitabının resimlemelerini kendinin yapması ayrıca güzel.
02.11.2020

Gerçekten pedagojik bir öykü. Başarma duygusunun kırıp dökmeden bir çocuğa nasıl kazandırılacağını anlatan güzel bir çalışma. Sade ve anlaşılır bir dille ve resimlemesiyle bütünleşen bu kitabı tavsiye ederim.