Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Murat Kara Tarafından Yapılan Yorumlar

12.09.2007

Kitaba ismini veren isim (Doğu'nun yedinci oğlu), Sezai Karakoç'un yazdığı bir şiirdeki bir babanın yedinci oğulunu telmih etmekte. Altı oğlunu da batıya gönderen ancak batının esir aldığı, yedinci oğulun da gittiği ama esir olmadığını anlattığı. Yazar (Turan Karataş), söz konusu şiiri açıkladığında buna dair bir açıklamada bulunmamış. Ama kitabına bu ismi vererek hem o şiiri anımsatmış hem de Sezai Karakoç Beyefendiye büyük bir misyon yüklemiş. Aslında bakılırsa Sezai Karakoç Beyefendinin duruşu da sanki o yedinci oğulu çağrıştırmakta. Diğer yorum yazan arkadaşların da belirttiği gibi ortaya çıkmaktan, kendini ortaya çıkarmaktan çekinmesi. Ama yazılarına bakılınca da kendine olan güveni.
Mesela; "Kimlerin etkisinde kaldınız?" sorusuna verdiği cevapta "Birçok kişiden etkilendim. İşte eserlerim ortada. Onu da siz bulun." diyerek kendine olan güvenini bildirmesi.
Şiir düzeyinde değil ama düşünce düzeyinde Necip Fazıl'ın devamı sayılabilir. Nitekim okuduğum şiirlerinde Necip Fazıl'ın mısralarını hatırlatan herhangi bir mısraya, ifadeye rastlamak mümkün değil.
Kitabda Sezai Karakoç'un da hayatında (büyük) yer eden, hep "Üstad" veya "Bey" diye hitap ettiği ve benim de sevdiğim Necip Fazıl Bey'den de bahsedilmesi kitabı okumamı daha zevkli hale getirdi.
Kitapta en çok Necip Fazıl Bey ile Sezai Karakoç Bey arasında tabir yerindeyse "üstad-talebe" ilişkisi ve talebenin üstada saygısı hayranlık uyandırdı.
Kitapta "Sezai Karakoç'un (maalesef kitaplaşmamış) hatıralarını okumak, yazdığı eserleri daha iyi anlamamıza yol açacaktır." denilmekte. Buna karşın bu kitabı alıp okuduğumuzda eserlerini daha iyi, daha farklı, daha derinlikli anlayabilmemiz mümkün olmaktadır.
Bir düşünce adamının hayat öyküsü çok güzel bir şekilde anlatılmış. Hayranlığım sadece "Mona Rossa" şiiri ile sınırlıyken şimdiki sevgim daha farklı alanlara da yayılmış durumda.

Güzel, yararlı, okunması gereken bir kitap.
05.09.2007

Necip Fazıl. Birçok kitabını okuyup, ölüm yıldönümlerinde çıkan bütün yazılarını okumaya gayret ettiğim, hayatıma bakmamı sağlayan ve/ya hayata bakışımı değiştiren şair, mütefekkir, tiyatro yazarı. Kitaplarına müttali olduğumda, kimsenin onu eleştirmesine tahammül edemezdim.
Bu kitapta, kişiliği hakkında güzel yazılar, eserlerine ait değerlendirmeler, filme çekilen ya da oynanan tiyatroları hakkında güzel değerlendirmeler bulacaksınız.
Sevmeyenlerin dahi şairin şairliğini (hatta tiyatro eseri yazarlığında özellikle "Bir Adam Yaratmak" adlı eserini) görmezlikten gelemedikleri bir gerçek. Bir deha ürünü olan bu eser, kitaptaki bir yazarın ifadesine göre "Yaptığı yenilikle hala aşılabilmiş değil."
Kitaplarını okuduktan sonra bu toplu değerlendirmeleri okumam daha güzel oldu diyebilirim. Çünkü kitaplarındaki alıntılara veya bahsedilen kitaplara aşina olmam olayları anlamamda daha bir faydalı/yararlı oldu.
Kişiliği hakkındaki yorumları okudukça, insan olması hasebiyle bazı davranışlarının nedenlerini anlamakta zorluk çekmiyorsunuz. Önceden o taraflarına (farklı/değişik taraflarına) değinmek dahi istemiyorken şimdi bu davranışlarının nedenlerini anlayabiliyorum.
Necip Fazıl'ın kendi kitaplarından sonra okunması gereken çok güzel bir eser.
05.09.2007

Geçmişimizde zirve olmuş kişilerin hayatlarını farklı bir zaviyeden ele almış. Her birisi bir başka yönden hakikate ulaşmaya çalışıyorlar / ulaşmışlar.
Öz'de ise, her birisi aşk yolunun farklı maceralarına rastlamakta.
Kimi dosdoğru odun getiriyor, kimi ilmin peşinde diyar diyar dolaşıyor (İmam-ı Gazali ve diğerleri).. Her biri hakikatin peşinde ve her biri hakikati kendi gönüllerinde taşıyorlar. Ama şuan benim de söylediğim gibi söylemekle hakikat bilinmiyor. Bizzat yaşamak gerekiyor.
Kitabda yer alan ilginç bilgilerden birisi de; Yunus Emre'nin Hacı Bektaş-ı Veli'ye mürid olacağı esnada, (başkasına) Tapduk Emre'ye göndermesi. Bir süre sonra Yunus Emre'nin geri dönüp, Hacı Bektaş-ı Veli'nin eşiğinde durması, ve Hacı Bektaş-ı Veli'nin "Kimdir o" sorusunu soran kişi olması.. Bu olayın faillerinden birisinin Yunus Emre iken diğerinin Tapduk Emre olduğu bilgisi mevcuttu.
Nice hakikat yolcusunun hakikate ulaşmanın "hiç"likten geçtiğini görmek mümkün. Benlikten vazgeçip O'nunla varolmak, dünyadan vazgeçip "hiç" olmak.
29.08.2007

Kitaptaki yazılarında sürekli olarak barış ortamından bahseden Cevdet Said, böyle bir ortamda herkesin birbirini dinleyebileceğini ifade etmekte. Sonuçta karşı tarafa tercih hakkı sunulduğunda imanın ayrı bir değere sahip olduğunu söylemekte. İkrah (zorlama) sonucu kabul edilen düşüncelerin geçici olduğundan bahsetmekte, ikna yöntemiyle yetiştirilen insanların fedakarlıkta had safhaya varabileceğini söylemekte.
Kitabı okuduğunuzda "Ademin Oğlu Habil Gibi Ol" veya "Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları" adlı kitaplarında serdettiği düşüncelerini tekrar burada ortaya koymaktadır.
Kitapta en ilginç gelen fikir: İnsanın kendi kendine zulmettiği, başına gelen tüm kötü olaylarda insanın nefsine bakması gerektiği ayetlerle gösterilmekte. Mesela; Hz.Adem yasak meyveyi yiyince, onlara yasak meyveyi yemelerini telkin eden şeytana suç bulmamakta, "Biz kendimize zulmettik." sözünü söylediklerini ifade etmekte.
Birleşmiş Milletler teşkilatındaki veto hakkı ve Avrupa Birliği teşkilatı hakkındaki yorumlarıyla ilginç bir bakış açısı sunmakta.
Çok yararlı bilgilerin olduğu okunması gereken bir kitap.
13.08.2007

Maalesef Nusret Özcan (ağabeyi), ölümünden sonra tanıdım. İlk öne çıkan unsuru bir İstanbul ağabeyi olması, diğeri erken beyazlayan (Allah'ın nuru) saçlarıydı. Diğeriyse "Sokak Sesleri" adlı işbu kitabı. Kitabın ilk sayfasından itibaren geçmiş yaşantım gözler önünden birer birer geçti. Hepsi olmasa bile bir kısmı. Gaz ocağıyla pişirilen yemekleri ve gaz lambasıyla aydınlanan geceleri görmesem de televizyon başına konu komşunun toplanıp Mariana dizisini nasıl ağlayarak izlediklerini bilirim. Sokakta karlar içinde üşümemize rağmen oynadığımızı bilirim ama, yağcıları (yağ satan kişileri) bilmem. Aynı şekilde su almak için tanker peşinde nasıl koştuğumuzu bilirim ama gaz kuyruğu nedir bilmem. Bakkala defter getirip yazdırarak birşeyler aldığımızı da bilirim. Eski günlerimi birer birer hatırlattığında içimde hep bir sevinç dalgası büyüdü. Yitirdiğimiz bazı davranışların, basit ama ne kadar anlamlı veya ne kadar samimi olduğunu gösterdi.
Kitapta belirtildiği üzere şimdiki çocuklar nelerden mahrum olduğunun farkında değiller maalesef.
Bilgisayarın kullanıldığı bir zamanda, mail yerine elimle mektup yazıp gönderdiğimde eleştirildiğimi biliyorum. Halbuki ne güzeldi elle yazılmış mektuplar. Bütün bu kayıplarımızı anlattığı ve eski günlerimin gözlerimin önünden geçmesine sebeb olduğu için rahmetli Nusret Ağabeye minnettarım. Eyüp anlatılmış çoğunlukla ama bilirim ki bu olaylar İstanbul'un her yerinde hatta tüm Türkiye'de yaşanan birer gerçekliktir.
Hem geçmişimizi tanımak, hem de İstanbul'u tanımak adına kesinlikle okunması gereken bir kitap.