Kitaba ismini veren isim (Doğu'nun yedinci oğlu), Sezai Karakoç'un yazdığı bir şiirdeki bir babanın yedinci oğulunu telmih etmekte. Altı oğlunu da batıya gönderen ancak batının esir aldığı, yedinci oğulun da gittiği ama esir olmadığını anlattığı. Yazar (Turan Karataş), söz konusu şiiri açıkladığında buna dair bir açıklamada bulunmamış. Ama kitabına bu ismi vererek hem o şiiri anımsatmış hem de Sezai Karakoç Beyefendiye büyük bir misyon yüklemiş. Aslında bakılırsa Sezai Karakoç Beyefendinin duruşu da sanki o yedinci oğulu çağrıştırmakta. Diğer yorum yazan arkadaşların da belirttiği gibi ortaya çıkmaktan, kendini ortaya çıkarmaktan çekinmesi. Ama yazılarına bakılınca da kendine olan güveni.
Mesela; "Kimlerin etkisinde kaldınız?" sorusuna verdiği cevapta "Birçok kişiden etkilendim. İşte eserlerim ortada. Onu da siz bulun." diyerek kendine olan güvenini bildirmesi.
Şiir düzeyinde değil ama düşünce düzeyinde Necip Fazıl'ın devamı sayılabilir. Nitekim okuduğum şiirlerinde Necip Fazıl'ın mısralarını hatırlatan herhangi bir mısraya, ifadeye rastlamak mümkün değil.
Kitabda Sezai Karakoç'un da hayatında (büyük) yer eden, hep "Üstad" veya "Bey" diye hitap ettiği ve benim de sevdiğim Necip Fazıl Bey'den de bahsedilmesi kitabı okumamı daha zevkli hale getirdi.
Kitapta en çok Necip Fazıl Bey ile Sezai Karakoç Bey arasında tabir yerindeyse "üstad-talebe" ilişkisi ve talebenin üstada saygısı hayranlık uyandırdı.
Kitapta "Sezai Karakoç'un (maalesef kitaplaşmamış) hatıralarını okumak, yazdığı eserleri daha iyi anlamamıza yol açacaktır." denilmekte. Buna karşın bu kitabı alıp okuduğumuzda eserlerini daha iyi, daha farklı, daha derinlikli anlayabilmemiz mümkün olmaktadır.
Bir düşünce adamının hayat öyküsü çok güzel bir şekilde anlatılmış. Hayranlığım sadece "Mona Rossa" şiiri ile sınırlıyken şimdiki sevgim daha farklı alanlara da yayılmış durumda.
Güzel, yararlı, okunması gereken bir kitap.