Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Murat Kara Tarafından Yapılan Yorumlar

10.08.2007

Uzunca bir süre aradıktan sonra nihayet siteden temin edebildim.
Zor cümlelerle başa çıkmak için epeyce dikkat etmek gerekiyor. Cümleleri anlamak için daha dikkatli okumak gerekiyor.
Kitaba baktığımda, orta sayfalardan sonra altını çizdiğim cümleler daha çok. Belki de yazarın üslubuna alışkanlık kazandığım için.
Beş vakte göre bölümlendirdiği kitabın anlatımının da bu zamana özel olacağını düşünmüştüm. Ama babaannenin ölümü nasıl karışık bir şekilde yer ediyorsa romanda, bölüm başlığında ifade edilen vakte göre de cümleler farklılık arz ediyor.
Aşağıdaki cümlelere nasıl giriş yaptı anlamıyorum ama cümleleri okuyunca da ne oluyor (n'oluyor) dedim:
"Vaftizci Yahya mesela, dünyada bu ismin verildiği ilk kişiyken, kıyamte vakti ölümü öldürme imtiyazını Allah ona niçin vermişti? 'Yaşıyor' anlamına gelen ismini bu yüzden mi almıştı, yaptığı işin isim vermek olması da bir işaret miydi?
Rönesans'a açılan ilk kitaplardan kabul edilen Yeni Hayat'ında Dante, kendisi doğmadan kırk yıl önce ölen İbn Arabi'nin Arzuların Tercümanı adlı kitabından, Palacio ve Guenon gibi araştırmacıların fark ettiği üzere fazlasıyla etkilendiği ve İlahi Komedya adlı kitabında astronomik gökleri, gül çemberleri, ilahi nuru çevreleyen melekleri İbn Arabi'nin tasvirlerine inanılmaz benzerlikler taşıdığı halde, neden İslam peygamberini cehennemin en alt katında tasvir etmişti, neden İbn Arabi'den bahsetme gereği hiç duymamıştı?"
Normal anlatımla birlikte düşünmeye iten cümleler de var.
Güzel, güzel olduğu kadar da okunması yorucu bir kitap...
07.08.2007

Turgut Cansever Hoca'yı bir yazarın yazısında Paris hakkındaki görüşleri ve bizim geçmişimize ait tesbitleri münasebetiyle tanıdım. Kitabı okumadan evvel, sadece cami, kümbet, kervansaray gibi yapılarda mimari özelliğin ortaya çıktığını çıkabileceğini düşünüyordum. Ama kitabı okuduktan sonra, oturulan evlerin yapısında bile bir mimari estetik, bir sevgi, saygı, tevazu mevcut olduğunu görüyoruz.
Osmanlı'yı övmesi, salt geçmişi savunmak adınay yapılan bir faaliyet değil. Delilleriyle birlikte geçmiş övülmekte.
Yıllar öncesinden çarpık yapılaşmaya, alt yapı yetersizliğine ve yıllardır süre gelen kültür (eserlerinin) erozyonuna (vurdumduymazlığına) vurgu yapmakta, tüm herkesi bu konuda uyarmakta. Şu an bakıldığında, yıllar önce serdettiği fikirlerin (maalesef !) gerçekleştiğini görüyoruz.
Dünyada, üç defa, Ağa Han Mimarlık Ödülünü alan tek kişi olarak dilinin de ağır olduğunu söyleyemeyiz. Tebliğlerinde bile anlaşılabilecek bir dil kullandığı görülecektir. Olaylara dıştan değil, içten bakan. Sorunlara sloganla değil, bilimsel bir şekilde yaklaşan bir kişi olduğunu kitabı okuduktan sonra görmek mümkün olacaktır.
Değerli Turgut Cansever'in değerinin anlaşılması ümidiyle...
01.08.2007

"Yazarın ilk yazılı eseri olan "Aşk Kağıda Yazılınca" adlı kitabından sonra bu kitabın daha kaliteli olduğunu söyleyebilirm. Buna karşın bazı eksikliklerini şöyle sıralayabilirim:
1) Kitap, akademik bir kitap gibi yazılmaya çalışılmış. Yani kimi yazılarını ara başlık olmadan tamamlamış, kimi yazılarını ise ara başlık koyarak yazmış. Hem başlıklardan hem de içindeki bazı ifadelerden kendinizi akademik bir kitap okuyorsunuz hissine kapılıyorsunuz.

2) Mustafa Demirci''''yi dinleyen ve bu kitabını okuyacak çapta bir kişiye; "tarumar, nihai, temaşa, cezbetmek, menkıbe, devasa" gibi kelimelerin sözlükanlamlarını vermek tuhaf geldi. Kaç kere acaba farklı bir anlamda mı kullanılmış olduğuna baktım. Hayır, herkesin bildiği anlamda kullanmış. Ancak sayfa 24''''de "gûl" kelimesinin anlamını (şeytan, hortlak) vermesi yerinde bir açıklama olmuş.
Hz.Mevlana''''ya diğer kitabına nazaran daha az yer vermiş. Ama yine de kitabından en çok alıntı yaptığı kişidir. (Hz.Mevlana''''ya karşı olduğum düşünülmesin.) Aslında kitabda pek yer almayan tasavvuf büyüklerinin konuyla ilgili sözlerine yer verilip çeşitlilik sağlanabilirdi.
Nihai olarak, içindeki güzel hikayeler elbette yüreğinizde çeşitli titreşimlere yol açacaktır."
25.07.2007

Mustafa Demirci'yi radyo programlarından ve seslendirdiği ilahi/ezgilerden tanıyorum. Özellikle radyo programlarındaki "aşk"la ilgili konuşmaları çok güzel. Bu yüzden kitaptan beklentim yüksekti. Ancak kitabı okumaya başladığımda o havayı yakalayamadım. Güzel sözler, güzel ifadeler var ama insanı o havaya sokabilecek ifadelerden yoksun. Yani ifadeleri birbirine bağlamada yetersiz kalmış. Leyla ile Mecnun adlı oyunda duyduğum ifadelerin bazılarını burada gördüm ve memnuniyet duydum. Buna rağmen radyo programındaki gibi ya da İskender Pala'nın Gözgü, Ayine veya Kitab-ı Aşk kitaplarındaki güzellik gibi alıp götürmedi kitap boyunca.
Yeni başlığa girişte Mevlana'nın sözleri çokca yer almış. Mevlana'yı inkar etmeden başka kişilerin de sözleri yer alması daha güzel olurdu.
17.07.2007

Avrupa'ya ilk giden öğrencilerden birisi. Türkiye sevdalısı olduğu, üniversitede birincilik kürsüsüne çıktığında İstiklal Marşını okunmasını istemesiyle zaten belli ediyor. "Hareket" Felsefesinin Türkiye'de önemli bir yer etmesini sağlamış. -Belki- aykırı ama yerli bir düşünür. Öğretmenlik hayatımda da örnek aldığım bir şahsiyet.