Toplam yorum: 3.285.374
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
hh06ty Tarafından Yapılan Yorumlar
kalemle okuduğum kitap. zira altını çizdiğim bir ton yer vardı. ilk aklıma gelen söz; "en karanlık an, şafak sökmeden önceki andır." olmuştur okuduğum yıllardan bugüne değin. ikinciye okunmasında fayda olabilir deyi düşünmekteyim şimdilerde.
burjuva kulturunu oylesine dogru oylesine derin elestirtirmistir ki insanin bir daha bir daha okuyasi gelir. kucuk burjuva sinifindan, burjuva ozentisi biri okursa kitabi bunalima girip intihar seviyesine gelebilir. butun hayalleri yikilir, ulasmak istedigi yerin ne kadar bos oldugunu gorur. o kadar ki etkilidir.
hayatimizin icinden onlarca ornek verir kitap. hepimiz martin eden gibi dusunurken kendimizi, eksiklerimizi yuzumuze vurmaktadir. 100 yil once yazilmis bu kitabin hala bizleri etkileyebilmesi, hala milyonlarca insanla bulusmasi ise ayri konudur.
şte savaşmadan yenilmiştim. fakat zararı yoktu: bütün korkaklar gibi hem ölüyordum, hem diriliyordum. on yüz bin canlı olmuştum. (ya da bana öyle geliyordu.) gülümsedim. neden? ( ne düşüncelerimin, ne de gülümsemelerimin hızına yetişemiyordum artık.) evet, şundan gülümsemiştim: artık yalnız kalacağıma göre, kimse artık benim yüksek sesle ya da içimden düşündüğümü bilemeyeceğine göre, bundan sonra her şey bana nasıl geliyorsa öyleydi. yüksek sesle de düşünürdüm; istediğim kadar korkar, istediğim kadar ölürdüm.
ben bu kulaklara göre ağız değilim cümlesi ilk vurucu etkiyi yapmıştı bana, sonrasında kitabın gerisi çorap söküğü gibi geldi zaten. içerisinde geçen her cümle tekrar tekrar okunası ve üzerinde düşünülesi. okumak isteyenlere tavsiyem kitabında başında sıkılıp bırakmamaları çünkü cümleler ilk başta "amaan amma dolandırmış lafı" şeklinde geliyor.
felsefeye ilgi duyan veya farklı fikir ve düşüncelere açık kişilerin mutlaka okumasını tavsiye ettiğim bir kitaptan ziyade bana göre bir kılavuz.
distopia romanlarının belki de en korkuncu, çünkü günümüz dünyasına en yakin olanı. baskın otorite yok, faşizm göndermesi yok, sadece aptal kutusu ve toplumun o duruma kendi kendine gelmiş olması; tıpkı bizim de tuttuğumuz yol gibi.