Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Bibliyograf_34 Tarafından Yapılan Yorumlar

13.07.2025

Kitap, 19. yüzyılın karmaşık Balkan koşullarında Sırp ulusunun kimlik inşa sürecine dair çarpıcı bir tarih anlatısı sunuyor. Eserde, Miloş Obrenoviç’in Osmanlı’ya karşı yerel diplomasi ve direniş yöntemlerinden, Milan Obrenoviç’in saray merkezli otorite kurmaya yönelişine kadar uzanan, “kapsamlı bir halk-devlet oyun tablosu” kuruluyor. Özkan, yalnızca diplomasiyi değil; edebiyat, din ve hafıza pratiklerini bu sürece dahil ederek, bağımsızlığın çok katmanlı zeminini ortaya çıkarıyor. Kitap, merkezi otorite ile halkın özneleşme biçimi arasındaki sürekli gerilimi, incelikli bir tarihsel okuma eşliğinde inceliyor. Yazar, milliyetçi söyleme kapı aralarken aynı zamanda onun sınırlılıklarını da göstermekten kaçınmıyor. Bu çalışmada, Sırp direnişi hem “yayılmacı bir ulus projesi” hem de yerel özgürleşme mücadelesi olarak eleştiriliyor. Balkan tarihi meraklıları ve kimlik-toplum ilişkileriyle ilgilenen entelektüel okuyucular için derinlikli bir pencere açıyor.
13.07.2025

arih üretiminin ötesine geçip tarihin kendisini yeniden düşünmeye davet ediyor. Ortaylı, tarihçinin sadece belge temizleyicisi olmadığını; metinler arası anlamdan, söylem pratiklerine, kronolojinin gücünden toplumsal hafızanın inşasına kadar bir tarih kurucusu olduğunu vurguluyor. Osmanlı’dan modern Türkiye’ye uzanan bir perspektifle, tarih yazıcılığının epistemolojik sınırlarını tartışmaya açıyor. Ancak en dikkat çekici yanı, Ortaylı'nın post-yapısalcı angajmanlara kapı vermeden, ontolojik-söylemsel sorulara yönelmesi: “Tarih misyon mu, inşa mı?” sorusunu gündeme taşırken, okuru metinle yüzleştiriyor. Bu eser, tarihçinin özneleştiği noktayı kavramak isteyen her entelektüel okur için düşünsel bir laboratuvar sunuyor.
13.07.2025

Kitap yayınevi baskısından okumuştum daha önce. Selim Aslantaş’ın Osmanlı’da Sırp İsyanları adlı eseri, 19. yüzyıl Osmanlı-Sırp ilişkilerini salt tarihsel olaylar silsilesi değil; kimlik, aidiyet ve imparatorluk aidiyetsizliği üzerinden sisli bir fotoğrafa dönüştürüyor. Kitap, isyanların nedenlerini sadece siyasi veya ekonomik değil, aynı zamanda kültürel alanlarda, hafıza ve anlatı üzerinden okuyor. Aslantaş’ın metni, milliyetçi söylemin yükseldiği bir coğrafyada “özgürleşme” talebinin nasıl hem kapsayıcı hem dışlayıcı olabildiğini incelikle vurguluyor. Eserde öne çıkan en güçlü tema, merkezi otorite ile yerel hâkimiyet kavgası arasındaki elastik gerilim; bunu anlatırken yazar, tarihçi olarak nesneliğini korumaya çalışıyor. Saray vekaletiyle köylünün gündeliğinde farklılaşan bu hikâye, Türkiye’de Balkan tarihiyle ilgili okur için hem yeni pencere hem de entelektüel sorgu alanı açıyor.
13.07.2025

Kitabı 12 yıl sonra tekrar okudum. Ahmet Nezihi Turan’ın bu biyografisi, tarihin içinden geçen bir entelektüelin portresini çiziyor. Gezgin ve Bilgin başlığı bu vasıflara hâkim bir anlatıyı vaat ediyor; yer yer bir rehber, bir yargıç, bazen de bir düşünsel yoldaş olarak ilerliyor. Turan, Ortaylı’yı tarihsel süreçlerin dışında konumlamıyor; aksine onu Türkiye’nin siyasi, kültürel ve akademik dönüşümlerinin bir aynası haline getiriyor. Ancak kitabın en güçlü yanı, Ortaylı’nın fikirlerini kutsamaktan ziyade, paradokslarını sahneye çıkarması: modernleşme vurgusu ile geleneğe duyulan sadakat arasındaki gerilim, akademideki popülerlik ile eleştirel özerklikteki hassas denge. Yazar, kahramanlık yerine insani örüntüler peşinde, her okur için entelektüel bir yolculuk çağrısı sunuyor.
13.07.2025

Geçmişle kurulan bağ, sadece bilgi meselesi değil, aynı zamanda bir varoluş sancısıdır. Kitap, yazarın makalelerinden derlenmiş. Oktay Özel, bu kitapta Türkiye’de akademik tarihçiliğin hem yapısal açmazlarını hem de tarihî bilinçle kurduğu problemli ilişkileri masaya yatırıyor. Popüler tarih üretiminin ideolojik çağrışımları, devletin resmî tarih anlatısıyla iç içe geçerken, akademik tarihçinin alanı giderek daralıyor. Özel’in kalemi bu daralmayı teşhis etmekle kalmıyor, etik ve epistemolojik bir müdahaleye de çağırıyor. Kitap boyunca hissedilen en güçlü tema, geçmişi yazmanın iktidar ilişkileriyle ne kadar örülü olduğu ve tarihçinin bu ilişkiler karşısında nasıl bir duruş alması gerektiği. “Tarihi savunmak” burada nostaljinin değil, entelektüel namusun bir gereği olarak beliriyor. Dün Sancısı, Türkiye’de tarihçilik mesleğine sahip çıkan, sorgulayan ve dirençli bir dil öneriyor. Her satırı, tarihle kurulan düşünsel bir hesaplaşma.