Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
Bibliyograf_34 Tarafından Yapılan Yorumlar
Hayrettin Pınar, bu eserinde Tanzimat döneminin merkez–taşra ilişkilerini Mısır Hıdivi İsmail Paşa üzerinden ele alarak, Osmanlı’da iktidarın sınırlarını sorguluyor. Kitap, Babıali’nin merkeziyetçi reform çabaları ile Mısır’ın yarı-özerk yapısı arasındaki gerilimi, diplomasi, maliye ve idarî düzenlemeler bağlamında inceliyor. İsmail Paşa’nın modernleşme girişimleri, Avrupa ile kurduğu ilişkiler ve borç politikaları, Osmanlı merkezinin otoritesini zorlayan dinamikler olarak detaylı biçimde analiz ediliyor. Yazar, arşiv belgeleri ve dönemin basınından yararlanarak, merkezî iktidarın sınırlarını tayin eden uluslararası baskılarla iç siyasî dengeleri birlikte değerlendiriyor. Eser, Tanzimat reformlarının yalnızca iç düzenlemeler değil, aynı zamanda imparatorluk ölçeğinde farklı güç merkezleriyle yürütülen mücadeleler olduğunu ortaya koyarak, Osmanlı siyasi tarihine özgün bir katkı sunuyor.
Nebahat Avcıoğlu, bu çalışmada Avrupa’da 18. ve 19. yüzyıllarda ortaya çıkan Turquerie modasını, yalnızca estetik bir eğilim olarak değil, aynı zamanda kültürel temsil ve iktidar ilişkilerinin yansıması olarak ele alıyor. 1728’deki Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin Paris elçiliğinden 1876’ya uzanan süreçte Osmanlı imgesinin Batı’da nasıl şekillendiğini, mimariden resme, dekoratif sanatlardan edebiyata kadar geniş bir yelpazede inceliyor. Eser, oryantalizmin Osmanlı’ya özgü bir boyutunu gösterirken, Turquerienin Batılı kimlik inşasında ve Doğu algısında oynadığı rolü ortaya koyuyor. Avcıoğlu, görsel kültür ve temsil teorilerinden yararlanarak Osmanlı’nın hem egzotik bir öteki hem de siyasi bir rakip olarak nasıl konumlandırıldığını tartışıyor. Kültür tarihi, sanat tarihi ve oryantalizm çalışmalarıyla ilgilenenler için disiplinlerarası bir başvuru kaynağıdır.
Aykut Çağlak bu eserinde, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzanan kritik süreçte Türk ve Rus istihbarat faaliyetlerini karşılaştırmalı olarak inceliyor. 1900–1925 arası, iki imparatorluğun çözülme dönemleriyle birlikte yeni rejimlerin doğuşuna sahne olurken, istihbarat kurumları da bu dönüşümün merkezinde yer almıştır. Kitapta, Çarlık Rusyası’nın gizli servislerinden Bolşevik istihbaratına, Osmanlı’nın hafiye teşkilatından Milli Mücadele’nin istihbarat ağlarına kadar uzanan geniş bir çerçeve sunuluyor. Ajanlık faaliyetleri, propaganda yöntemleri, şifreleme teknikleri ve karşı istihbarat girişimleri arşiv belgeleriyle desteklenerek aktarılıyor. Yazar, istihbaratın yalnızca savaşlarda değil, diplomasi ve iç siyaset üzerinde de belirleyici bir rol oynadığını gösteriyor. Eser, yakın dönem Türk-Rus ilişkilerini ve istihbarat tarihini anlamak isteyenler için özgün ve değerli bir başvuru kaynağıdır.
Çiğdem Bayraktar Ör, bu çalışmada Türkiye–İsrail ilişkilerini tarihsel süreklilik ve değişim ekseninde kapsamlı bir şekilde inceliyor. Eser, iki ülke arasındaki diplomatik temasların 1949’daki tanıma sürecinden itibaren güvenlik, ekonomi, askeri iş birliği ve Filistin meselesi çerçevesinde nasıl şekillendiğini ortaya koyuyor. Soğuk Savaş dönemi dengeleri, ABD’nin bölgedeki etkisi ve 1990’ların stratejik ortaklığı, kitabın merkezinde ele alınırken; 2000’li yıllarda yaşanan siyasal krizler, kamuoyu baskısı ve bölgesel dönüşümler de titizlikle analiz ediliyor. Yazar, Türkiye’nin dış politika yapım sürecinde iç siyaset, ideolojik yönelimler ve uluslararası konjonktürün etkilerini birlikte değerlendiriyor.
Arif Akbaş, bu eserinde 19. yüzyıl Rus oryantalizmini merkeze alarak, Çarlık Rusyası’nın Orta Doğu’ya bakışını ve bu bakışın siyasal, kültürel ve akademik boyutlarını inceliyor. Kitap, Rusya’nın Osmanlı, İran ve Arap dünyasına yönelik ilgisinin yalnızca stratejik değil, aynı zamanda entelektüel bir yön taşıdığını ortaya koyuyor. Dil çalışmaları, tarih yazımı, seyahatnameler ve arşiv belgeleri üzerinden şekillenen Rus oryantalizmi, Batı Avrupa’daki oryantalizmden farklı olarak imparatorluk siyasetinin bir uzantısı olarak ele alınıyor. Akbaş, Rus şarkiyatçılarının Orta Doğu toplumlarını tasvir ederken kullandıkları söylemleri ve bunların güncel politikalar üzerindeki etkilerini de analiz ediyor. Bu yaklaşım, oryantalizmi yalnızca bilgi üretimi değil, aynı zamanda iktidar stratejisi olarak anlamamıza imkân tanıyor. Eser, Rusya-Orta Doğu ilişkilerini ve oryantalist söylemin özgün yönlerini anlamak isteyenler için değerli bir katkıdır.