Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Bibliyograf_34 Tarafından Yapılan Yorumlar
Lenni Brenner’in Şebeke adlı kitabı, 20. yüzyılın en tartışmalı konularından birine, Siyonist hareket ile Nazi rejimi arasındaki ilişkilerin mahiyetine odaklanmaktadır. Yazar, bu işbirliğini iddia eden 51 belgeyi okuyucunun dikkatine sunarken, özellikle 1930’lu yıllarda Almanya’daki bazı Siyonist temsilciler ile Nazi makamları arasındaki temasları tarihsel bir örüntüye oturtmaya çalışır. Kitap, Brenner’in daha önce kaleme aldığı Zionism in the Age of the Dictators adlı çalışmanın belgelerle desteklenmiş devamı olarak görülür.
Brenner, Marksist ve anti-siyonist kimliğiyle bilinen Amerikalı yahudi bir yazardır. Bu ideolojik duruş, kitabın değerlendirilmesinde kritik bir rol oynar. Metin, akademik çevrelerde sıkça “seçmeci belge kullanımı”, “tek yönlü anlatı” ve “politik yorumların belgelerden önce gelmesi” gibi eleştirilerle karşılaşmıştır. Buna karşın, resmi tarih anlatılarına eleştirel yaklaşan kesimler için önemli bir alternatif arşiv okuması sunar.
Helmut Ortner, bu metinde Nazi Almanyası’na karşı tek kişilik ve vicdani bir direniş örneği sunan Georg Elser’in hikâyesini anlatıyor. Mütevazı bir marangoz olan Elser’in, 8 Kasım 1939’da Münih’te Hitler’i hedef alan suikast girişimini, teknik hazırlıklarından planlamasına, yıllarca süren Gestapo gözetiminden Dachau’daki ölümüne dek izliyoruz. Kitap, röportajlar ve dönem belgeleriyle belgesel tarzda ilerliyor; suikast gecesi ve Nazi rejimi içindeki vicdanlı unsurlar ile suikastın ardından yaşanan propaganda çabalarını etkileyici biçimde ortaya koyuyor. Anı/hatıra türüne yakın duran yapı, konunun tüm siyasi ve stratejik bağlamını ele almaktan ziyade bireysel tanıklık düzeyinde derinleşiyor. Bu nedenle, iç muhalefeti ve suikast girişimini canlı biçimde öğrenmek isteyen okurlar için paha biçilmez bir kaynak.
Philipp Freiherr von Boeselager’in kaleme aldığı bu eser, Hitler’e yönelik 20 Temmuz 1944 tarihli Valkür Operasyonu suikast planını doğrudan tanıklık temelinde anlatıyor. Henüz 27 yaşında bir Wehrmacht subayı olan Boeselager, planın hazırlık sürecini, içinde bulunduğu riskleri ve Nazi rejimine karşı vicdanî direnişi sade ama çarpıcı bir dille aktarıyor. Kitap yalnızca suikast girişimiyle sınırlı kalmayıp, Doğu Cephesi’ndeki askeri atmosferi, subayların moral yapısını ve Nazi rejimi içindeki muhalif damarları da ele alıyor. Metin güçlü bir tarihsel belge niteliği taşırken, yapısı itibarıyla daha çok anı türüne yakın duruyor. Suikast planının tüm siyasi ve lojistik boyutlarını değil, bireysel tanıklık temelindeki yönlerini öne çıkarıyor. Nazi karşıtı iç muhalefet üzerine gerçek bir sahici anlatı arayanlar için değerli bir kaynak
Ahmet Refik Altınay, 1718–1730 yıllarını kapsayan “Lâle Devri”ni kültürel, siyasi ve toplumsal açılardan ele alıyor. Karlofça’dan Pasarofça’ya uzanan süreç içinde Sadâbâd eğlenceleri, matbaacılık gelişimi, Şair Nedim ve Patrona Halil isyanını etkileyici bir anlatımla sunuyor. Dönemi halk diliyle canlandıran canlı üslubu güçlü; ancak akademik metot ve kavramsal derinlik açısından popüler tarih çizgisinde kalıyor . Osmanlıca terimlerin açıklamasız bırakılması, modern okuyucu için anlaşılabilirliği düşürebilir. Edebî ve mizahi anlatımıyla keyifli olduğu kadar, kültürel dokuyu okura hissettiren bir metin. Derinleşmek isteyen tarihçiler için ek akademik kaynaklarla desteklenmeli. Lâle Devri’ni genel perspektif kazanmak amacıyla okumak isteyenler için bilgilendirici bir başlangıç sağlar.
Ahmet Refik Altınay bu eserinde, III. Selim’i tahttan indiren Kabakçı Mustafa isyanını yalnızca bir darbe değil, bir dönemin zihniyeti olarak ele alıyor. Yeniçeri ocağı, ulema sınıfı ve reform karşıtlığı arasındaki ilişkileri canlı, yer yer mizahi bir üslupla anlatıyor. Eserde sosyal sınıf ayrımlarına dikkat çekilirken, isyanı tetikleyen dinî, askerî ve kültürel gerilimler tarihsel bağlamıyla sunuluyor. Ancak bazı Osmanlıca pasajlar sadeleştirilmeden bırakıldığı için okuma zorluğu oluşturabiliyor. Kabakçı ve yamaklara yönelik “aşağı sınıf” vurgusu, bugünün gözünden sınıfsal bir önyargı olarak değerlendirilebilir. Popüler tarih çizgisinde yer alsa da, Osmanlı’daki yenilik-karşıtlığını anlamak için etkili bir metin. Derinlemesine analiz için tamamlayıcı kaynaklarla birlikte okunması önerilir.