Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220
E-Dergi
Bahar Akan Tarafından Yapılan Yorumlar
Büyük beklentiyle aldığım ama pek sevemediğim bir kitap oldu kendisi. Aslında güzel bir konusu var, iyi bir atmosfer yakalamış, güzel de ilerliyor fakat bir noktada bir patlama anı bekledim ama olmadı. Bazı karakterlerin neden var olduklarını anlamadım konuya hizmet etmediler, karakter derinliği de pek yoktu, bazılarının motivasyonu neydi anlayamadım. Bir kabuk var evet ama içi biraz boş gibi geldi bana. Belki ben anlamamışımdır ya da bana hitap eden korku türü bu olmayabilir. Tabi ki okunmaz demiyorum boş vaktiniz varsa okunur hem belki sizler çok seversiniz ama ben okumasam da olurmuş. Bir de kitabın adı da 'Korku Filmi' olunca korkmam garanti olur gibi düşünmüştüm maalesef olmadı :)
Daniel ve Laura, Avrupa'da yaptıkları tren yolculuğu sırasında inmemeleri gereken bir durakta inince hayatlarının en korkunç gecesini yaşıyorlar ve tanık oldukları olay, hayatlarının geri kalanını da mahvediyor. Eve dönmeyi başarıyorlar fakat ikisi de paranoyak bir hal alıyor ve bu durum ilişkilerini de bitme noktasına getiriyor. Sonrasında yaşadıkları bir takım garip olaylar da o gece yaşananların peşlerini bırakmadığını hatırlatıyor. Okur olarak sürekli, o gece ne gördüler? Nasıl oldu da evlerine dönebildiler? diye sormaktan kendimi alamadım. Edwards’ın dili çok akıcı, karakterlerin yaşadığı korku ve suçluluk duygusunu gerçekten iyi aktarıyor, gerilimi sürekli yükseltiyor ve bizi sürekli tetikte tutuyor. Sadece sonlara doğru biraz konuyu uzattığını söylemeliyim ama gerçekten beklentimin üzerinde bir kitap oldu. Okumak konusunda kararsızsanız bence şans verin.
Boileau ve Narcejac’ın Şeytani romanı, sıradan bir polisiye gibi başlasa da kısa sürede psikolojik gerilime dönüşüyor. Satış temsilcisi Fernand, doktor sevgilisi Lucienne ile birlikte karısını öldürüp hayat sigortasından para almayı planlar. Zaten ilk başta bile yeterince şeytani olan bu plan, olayların kontrolden çıkmasıyla yarı korku yarı fantastik bir havaya bürünür. Kurban ile suçlu arasındaki sınırlar bulanıklaştıkça, okur olarak bizler sürekli bir şaşkınlık halinde kalıyoruz. Yazarlar, insan doğasının zaaflarını ve korkularını ustalıkla işliyor; pişmanlık, suçluluk ve kötülüğe yatkınlık romanın merkezinde ve hepimize tanıdık geliyor. Akıcı dili ve beklenmedik dönüşleriyle bu roman, yalnızca bir cinayet hikâyesi değil; aynı zamanda insan ruhunun karanlık yanlarına tutulmuş bir ayna. Bu yönüyle hem sürükleyici hem düşündürücü bir okuma deneyimi sunuyor.
Kesik Baş romanı, Türk edebiyatında korku ve fantastik öğelerin mizahla birleştiği ilginç bir örnek bence ve aslında yazarın her zaman ki tarzının da dışında. -polisiye yazan Hüseyin Rahmi'yi okumanın ayrıca zevkli olduğunu belirtmeliyim- Halkın hurafelere olan bağlılığını ve batıl inançların gündelik yaşamlarını nasıl şekillendirdiği alıştığımız o hiciv dolu bir üslubuyla anlatılıyor. Kesik Baş motifi, hem ürkütücü hem de düşündürücü bir sembol olarak karşımıza çıkıyor. Bizler okur olarak, bir yandan gerilim dolu olayların içine çekilirken, diğer yandan toplumun cehaletiyle yüzleşiyoruz. Gürpınar’ın dili her zamanki gibi samimi, akıcı ve çok eğlenceli; korku öğeleriyle mizahı harmanlaması romanı sıradan bir korku hikâyesi olmaktan çıkarıp sosyal bir eleştiriye dönüştürüyor. Bu yönüyle Kesik Baş, hem eğlenceli hem düşündürücü bir okuma deneyimi sunuyor. Gerçekten Hüseyin Rahmi okumak kadar ruhuma iyi gelen bir şey yok.
Zamanı ölçmeye çalışan ama aslında kendini ölçemeyen bir toplumun anlatısı. Doğu ile Batı arasında sıkışmış bireyin trajikomik hâli.. Hayri İrdal’ın gözünden ince bir mizahla, toplumun kendi kendini nasıl kandırdığını görüyoruz. Her yenilik girişimi, eski alışkanlıkların gölgesinde kalıyor. Tanpınar, modernleşme adı altında şekillenen yapay düzeni hicvederken bireyin içsel dağınıklığını da gözler önüne seriyor. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, bir dönemin eleştirisi olmaktan öte, bugün hâlâ süren bir zihinsel ikiliğin aynasıdır: değişmek isteriz ama değişmekten korkarız.