Toplam yorum: 3.285.374
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Kitap, ihtiyaçtır... Tarafından Yapılan Yorumlar

Alan Weisman Bizsiz Dünya'da jeolojik zaman ölçeğinde bize bir geçmiş ve gelecek yolculuğu yaptırıyor. Hayranlık uyandıran örnekler var. Mesela: Bir zamanlar doğuda Sibirya'ya, batıda İrlanda'ya kadar uzanan şimdilerde Polonya ile Beyaz Rusya arasındaki sınıra sıkışmış, kırılmamış bir biyolojik eski uygarlık mirası olan ve çocukluğumuzun Grimm Kardeşler masallarındaki sisli ve loş ormanlarına benzeyen Bialowieza Puszcza ormanı; 1965'te tesadüfen bulunan, birbirine bağlanan odaların en az on sekiz kat ve seksen beş metre aşağıya indiği, yaklaşık otuz bin kişinin yaşayabileceği 'Güzel Atlar Ülkesi' Kapadokya, Derinkuyu yeraltı kenti; barındırdığı hominid kazı alanlarından edindiğimiz bilgilerle hepimizin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde Afrikalı olduğumuzu kanıtlayan ve ilk kez iki ayak üzerinde yürüyen hominidlerin varlığını üç buçuk milyon yıl önceye götüren ayak izlerinin bulunduğu, Kenya, Etiyopya bağlantılı Olduvai Vadisi; dünyanın ulaşılması en zor noktalarından biri olan, Pasifik Okyanusu yüzeyinin on beş metre altında yatan on beş kilometre uzunluğunda, okyanus suyunun kobalt mavisinden turkuvaza dönmesi yüzünden seçilebilir olan ve üzerinde Scripps Oşinografi Enstitüsü uzmanlarının geleceğimizi kurtarabilmek için araştırmalar yaptıkları Kingman Reef mercan kayalığı; ormanın yosun gibi kaplayarak gizlediği, 1950 de keşfedilen, 1600 yıl boyunca yaşayan, altı milyon nüfusa ulaşan ve aniden çöküşünün nedenleri hala tartışılan Maya Uygarlığı...
Yazarının da kitabı bitirdiği cümleyle bitirelim "Biz olmadan dünya dayanabilir, varlığını sürdürebilir ama ne var ki, dünya olmadan biz biz olamayız."
Kapitalizmin Suç Tarihi'nde, savaşlar da, kapitalizm tarihinin önemli bir unsuru olarak konu ediliyor.
Biermann ve Klönne kapitalizmin tarihinden yola çıkarak bizlere, çağımızın insan hakları hamisi kesilen uluslarının, geçmişin en büyük insan hakları ihlalcileri olduğunu anlatıyor.
Kitap, başlığından ve üstbaşlığından da anlaşılacağı gibi, Avrupa devletlerinin ve Katolik kilisesinin Türklere ilişkin bakış açısını ortaya koyuyor. Bunun için de yazar, kimilerince bir paranoya olduğu iddia edilen, ama somut, gerçek ve kemikleşmiş olan Türk düşmanlığının tarihsel kökenlerine, yani 16. yüzyıl arşivlerinin derinliklerine iniyor.
Kitaba Osmanlı tarihinin üstadı Halil İnalcık da bir önsöz yazmış. Hatta bununla da kalınmamış kitapta Osmanlı tarihine ilişkin bir makalesi basılmış.
Halil İnalcık hocanın önsözü ve ardından gelen diğer makalesi Osmanlı tarihinin yanı sıra Osmanlı-Avrupa ilişkileri konusunda da özlü, aydınlatıcı ve öğreticidir. İnalcık Hoca, Kumrular'ın sunduğu belgelerin ikna edici olduğunu onaylar. Belgeler sadece ilginç değil aynı zamanda Türkiye'de ilk kez incelenmektedir. Kumrular, "Avrupa'da erişilebilecek pek çok belge koleksiyonunu, elçi ve gezgin raporlarını gözden geçirmiş ve o yüzyıllarda Batılı'nın, Türk'ün inancı, padişahı, savaş taktikleri, yaşamı, şehirleri, esir ve forsaları nasıl gördüğünü ve nasıl tasvir ettiğini" gözler önüne sermiş.
Haldun Taner'in oyununda, timsahın midesindeki bu adam 27 Mayıs ihtilalinde mağdur duruma düşen 147 öğretim üyesini temsil ederken, bu durumdan faydalanmaya çalışan kişiler de bu öğretim üyelerinin yokluğu sırasında üniversitede bir şekilde kadro alan ve üniversiteden ihraç edilen öğretim üyelerinin geri dönmesini sağlayacak çalışmalara, kendilerince bazı gerekçeler öne sürerek kayıtsız kalan akademisyenler olarak karşımıza çıkıyor. Tabii ki, Haldun Taner'in toplumsal sorunları mizahla birlikte ele alışı da oyuna ayrı bir anlam ve önem katıyor.
Kitap, dört ana bölümden oluşuyor. Birinci bölüm, 'Tanışmak, Kavuşmak, Anlamak' başlığını taşıyor. Burada birçok alt başlık var. 'Annevatan' Üsküp'ü tanımaktan başlayıp, 1999'daki Kosova krizine kadar Üsküp'teki değişimleri anlatıyor yazar. Özellikle Yahya Kemal'in Üsküp'ü edebî açıdan dikkatimizi çekiyor. 'Üsküp Tarihi' başlığını taşıyan bölümde ağırlıklı olarak Üsküp tarihi ve göçler anlatılmış. Bu bölümde arşiv belgelerine, Kosova Vilayet Salnamesi ile çeşitli kaynaklara başvurulmuş. Üçüncü bölümde Üsküp'ün başkent olduğu Makedonya Cumhuriyeti dünü ve bugünüyle tanıtılıyor. 'Üsküp Turu' başlıklı bölümde ise Üsküp'teki Osmanlı izleri olan tarihi eserler tanıtılmış. Yine bu bölümde de kaynaklara sıkça başvurulduğunu görüyoruz. Kitabın sonuna eklenen fotoğrafların bir kısmı bizzat yazar tarafından çekilmiş, diğerleri de Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Arşivi'nden alınmış.
Yazar kimi zaman on üç yaşında bir çocuğun gözlemleriyle, bazen bir yetişkinin bakış açısıyla veriyor sevgili Üsküp'ünü. Ve diyor ki: "... hissettiklerimi kimi zaman bir tarihçi, kimi zaman bir gezgin olarak paylaşmaya gayret ettim."
Ağanoğlu'nun önsözün son bölümünde söyledikleri bir çağrı niteliğinde: "Osmanlı'yı daha yakından anlamak, Osmanlı'nın mimari dokusunu bütün tahribatlara rağmen hâlâ muhafaza eden şehirleri; Türk'ü, Arnavut'u ve Boşnak'ıyla hayatta kalan son Osmanlıları görmek isteyenler; Üsküp'ü veya daha geniş bir ifadeyle Balkanlar'ı yeniden keşfetmeye hazır mısınız