Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Kitap, ihtiyaçtır... Tarafından Yapılan Yorumlar

Türk siyasi hayatına Demirel ve Ecevit'le birlikte en uzun süre damgasını vurmuş bir politikacı Necmettin Erbakan. Bugün siyaset yapması yasaklanmasına rağmen Refah Partisi'ni perde arkasından idare ettiği hemen her kesim tarafından kabul ediliyor. Gazeteci yazar Kenan Akın, Necmettin Erbakan'ın siyaset tarihini kaleme almış 'Olay Adam Erbakan' adlı kitabında. Kaderi belki de babası tarafından isminin koyulmasıyla çizilmiş bir siyasetçi o. Necmettin adı 'dinin yıldızı' anlamına geliyor. Erbakan'ın siyasete girişinden 28 Şubat'a gelene kadar 30 yıllık inişli çıkışlı siyasi yaşamı hakkında her şey var Akın'ın kitabında. Yandaşlarının coşkuyla, karşıtlarının ise endişeyle izledikleri bir siyasinin yaşamının bilinmeyen yönlerini de bulacaksınız kitapta.
Küçük oteller kitabı ile farklı bir rehber kitap hazırlayan ve büyük başarı elde eden Sevan - Müjde Mişanyan çifti o otellerde kalmak için de bir neden hazırladılar. Türkiyenin bilinen bilinmeyen doğal ve tarihi yörelerini tanıtan, herkesin bilmediği olağanüstü yerler. Nasıl gidilir, özelliği nedir, nerede kalınır ve ne yenir? Oteller ve yerler kitaplarıyla farklı bir tatilin rotasını izleyebilirsiniz.
Aziz Nesin çok değil, çok okuyan bir yazardı. Sadece edebiyat ve edebiyat üzerine değil, ileri akademik düzeyde kitaplar da okurdu. Ve ciddi bir okurdu; hep masa başında ve not tutarak okurdu. Gazeteleri bile masasında okurdu. Aileden birini, yerde, yatakta, koltukta, kanepede okurken görse, kendini tutamaz, okumanın ciddi bir iş olduğunu söyler, kitaba saygı duyulması gerektiği konusunda uyarılarda bulunurdu. Yalnızca son birkaç yılında geceleri yatağında şiir kitabı okuduğunu gördüm. Son yıllarda gözleri neredeyse hiç görmüyordu. Çok zorlanarak okuyordu. Okuması daha az zahmetli olduğundan şiir okuyordu genellikle. Roman ve öyküleri Vakıf çocuklarına ya da arkadaşı Ayben Kop'a okuturdu. Ölümünden sonra, başucunda, okunmuş ve okunmayı bekleyen yüzlerce kitap bırakmıştır. Notlarını genellikle kitaplara yazardı. Bu notları daha sonra, zaman bulabilirse kâğıda geçirip dosyalardı. Dosyanın adı, 'Okuduğum Kitaplar'dı. Ölümünden sonra, Vakıf'taki dolaplardan dört klasör dolusu 'Okuduğum Kitaplar' notu çıktı. Yarısı eski yazıyla yazılmıştı. Onlar daha yeni yazıya çevrilmedi. 'Okuduğum Kitaplar' notları, Aziz Nesin'in de defalarca belirttiği gibi, eleştiri yazısı olarak değerlendirilmemeli. Bunlar bir yazarın okur olarak tuttuğu, kendi kişisel beğenisini, kendi öznel görüşünü yansıtan notlardır. Bu notlarda benim en çok dikkatimi çeken, bana en ilginç gelen, Aziz Nesin'in düşünsel dürüstlüğüdür. Yazarı kim olursa olsun, ne kadar tanınmış olursa olsun, Aziz Nesin genel yargıya kendini teslim etmeden, kendini akıntıya bırakmadan, bir kitabı eleştirmekten, hatta kimileyin yerden yere vurmaktan çekinmemiş. Her an tetikte olduğu kesin. Aziz Nesin'in bu düşünsel dürüstlüğü, bu kitapta yer almayan, 1950'de tuttuğu kitap notlarında da kendini gösteriyor. Bundan çıkardığım sonuç şu: Aziz Nesin tüm yaşamı boyunca kendine yalan söylememiş, kendini kandırmamış, her düşünceyi kendi süzgecinden geçirmiş, en azından bu uğurda büyük bir çaba harcamış bir aydındır. Toplumun yadırgadığı düşünceleri, ilginç çıkışları, düşündüğünü çekinmeden söylemesindeki cesareti, hiç kuşku yok ki, bu dürüstlüğünden kaynaklanıyor." diyor kitabı yayına hazırlayan Ali Nesin.
Yirminci Yüzyılın en önemli kadın romancılarından biri olan Marguerite Duras, yalnız yazarlığıyla değil, özel yaşamıyla da çok konuşuldu, çok tartışıldı. Ancak kimse onu Yann Andrea kadar açıkça ortaya koymadı. Yann Andrea 1975 yılında bu büyük yazarı ilk gördüğünde, karşısındaki insanın son yıllarının tanığı olacağını umut bile edemeyecek kadar genç, ürkek, âşık bir okurdu. Her şey mektuplarla başladı. Yann Anrea'nın durmaksızın yazdığı mektuplarla bir gün yazardan yanıt geldi. 1980 yılıydı. Marguerite Duras ve kendinden yaşça çok küçük olan Yann Andrea artık iki sevgiliydiler. Sürekli yaratma sancıları içinde kıvranan, yazma ihtiyacıyla yaşayan bir yazarla, aşkının kölesi genç âşığı olmadan yaratamıyordu. İkisi için de bu aşk, dünyanın yeniden keşfiydi. Duras, dünya çapında üne kavuşan Sevgili adlı romanını da bu dönemde yazdı. Kafasından geçen her cümle, her sözcük, gençlikle besleniyordu. Genç âşık, bu benzersiz kadının yanında hayatının olağandışı bir kesitini yaşadı. Yazarın ölümü ise, genç adamın o olmadan katlanamayacağı bir deneyim oldu. İşte bu yüzden, Duras'ın ölümünden sonra "O Aşk"ı yazdı. Elimizdeki roman, aşk yeterli gelmediğinden ruhunu sözcüklerle yatıştırmaya çalışan Marguerite Duras'ın huzursuzluğunun güncesi, fırtına gibi yaşanan bir aşkın kahramanı bir genç adamın büyük yazara duyduğu tutkunun ağıtı sanki.
Osmanlı Sarayı'nın atmosferi romancıları büyülemeye devam ediyor. Teoman Ergül harem entrikalarının yanında siyasi atmosferi de veren bir tarihi roman yazmış. Şehzadeler kenti Manisa bu kez romanının mekanı. II. Selim ve Hürrem Sultan'ın ona İstanbul'dan gönderdiği cariyesi Nurbanu'nun Manisa'daki yaşamlarını anlatıyor yazar. Taht kavgalarının merkezi değil orası. Tahta çıkma ihtimali en zayıf şehzadelerden biriyken birden tahtın adayı olan II. Selim ve cariyesinin yaşadıkları tutkulu aşk ve bu aşkın iktidar yolunda onu yönlendirmesi. Aşk ve iktidar atmosferini vermesi bakımdan da benzerlerine göre daha başarılı.