Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Kitap, ihtiyaçtır... Tarafından Yapılan Yorumlar

Tercih, Amerika ve Amerikan iş dünyasının karşı karşıya olduğu önemli uluslararası ekonomik sorunlara kışkırtıcı ve tuhaf bakışıyla tüm kuralları altüst ediyor. Tercih'in ana karakteri, bir on dokuzuncu yüzyıl ekonomisti Ricardo'nun hayaleti. Ricordo, melek kanatlarını alabilmek için bir Amerikan televizyon imalat şirketinin genel müdürünü, yerel televizyon endüstrisini yok etme pahasına bile olsa ithalatın Amerika için iyi olduğuna ikna etmek zorundadır. Tercih, iktisat jargonunu kullanmadan uluslararası ticaretin iş hayatını ve günlük yaşantımızı nasıl etkilediğine ilişkin okuyucuya yeni bir perspektif kazandırıyor.
Tercih'ten çıkarılabilecek önemli bir sonuç da, Amerika tarafından dahi henüz tam olarak aşılamamış bir tartışma olan serbest ticaret - korumacılık tartışmaları, AB ile bütünleşme sürecinde olduğumuz, Gümrük Birliği anlaşması çerçevesinde birtakım yükümlülükler altına girdiğimiz, iç piyasada tekel ya da oligopol konumunda olan büyük grupların özel koruma talep ettikleri bir ortamda özellikle ülkemiz açısından da son derece önemlidir.
Demokrat Parti Dönemi Türk Dış Politikasının incelendiği bu kitap için, yazar hem yurt içi hem de yurt dışında çeşitli inceleme ve araştırmalar yaptığını belirtmiştir. Bu inceleme ve araştırmalarda özellikle Washington ve Londra'daki Public Record Office, British Library, Institute for International Strategic Studies, Library of London School of Economics, National Archives of the United States, Library of Congress, Institute of Turkish Studies gibi kurum ve kuruluşlardan yararlanılmıştır. Yazar ayrıca çalışması için hem Türk hem de yabancı çok sayıda kişi ile bizzat görüştüğünü ifade etmektedir.

Kitabın birinci bölümünde; Türkiye'nin Batı İttifakına Girişi, ikinci bölümünde Menderes Hükümetinin Öncülüğünde Türkiye'nin Ortadoğu Politikasındaki "Yeni Yönelişi", üçüncü bölümde ise "Kıbrıs Sorununun" Ortaya Çıkışı ve Menderes Hükümetinin Kıbrıs Politikası ve Sonuç anlatılmaktadır.

Kitap, Demokrat Partinin 14 Mayıs 1950'de seçimleri kazanıp iktidarı Cumhuriyet Halk Partisinden devralması ile başlamaktadır. İncelenen dönem 27 Mayıs 1960'ta, Menderes hükümetinin iktidardan düşürülmesine kadar geçen dönemdir. Kitapta İkinci Dünya Savaşından sonra Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren olaylar ve kararlar da ayrıntılı olarak değerlendirilmektedir.Kitabın ana teması, yazarın "Menderes Dönemi" olarak tanımladığı bu on yıllık süre içerisindeki Türk Dış Politikasının temelleri, gelişmesi ve uygulanmasıdır. Bu haliyle kitap Türkiye'de dış politika üzerine yapılan ilk "dönem çalışmalarından" biridir.

Birinci bölümde Türkiye'nin NATO'ya katılması incelenmektedir. Özellikle, o dönemde Türk-Amerikan ilişkileri ve Menderes Hükümetinin Kore'ye asker gönderme kararı anlatılmaktadır. Yazar Türkiye'nin NATO ittifakı içine alınmasını, Menderes Hükümetinin en büyük başarısı olarak değerlendirmektedir. Bu bölümde ayrıntılı olarak anlatılan bir diğer konu da ABD'nin Ankara Büyükelçisi Mc Ghee'nin, Türkiye'nin NATO'ya dahil edilmesi sürecinde Avrupa ülkelerinin yoğun tepkilerine karşı gösterdiği çabalardır.

İkinci bölümde Menderes Hükümetinin Orta Doğu ve Balkan Politikaları incelenmektedir. Yazar özellikle Menderes Hükümetinin Orta Doğu politikalarındaki "Yeni Yöneliş" ve onu ortaya çıkaran faktörler üzerinde durmaktadır. Orta Doğu'da "aktif politika" istemleri ve "Büyük Birader" politikası arayışları ve Bağdat Paktının kurulmasına varan gelişmeler değişik açılardan değerlendirilmektedir. Balkan Paktının kuruluşu ve bu paktın Menderes Hükümetinin Orta Doğu politikası için olan önemi de ayrıntılı olarak bu bölümde anlatılmaktadır.
Bandung Konferansı ve Menderes Hükümetinin o dönem bağımsızlığını yeni kazanan eski sömürge ülkeler arasında moda olan 'tarafsızlık' politikasına niçin sıcak bakmadığı da ikinci bölümde yer almaktadır. Yazara göre bunun temel nedeni Türkiye'nin o dönemdeki ulusal güvenlik anlayışıdır. Bu çerçevede Orta Doğu'daki krizli yıllar (1957-58) ayrıntılı olarak ortaya konulmuştur. Benzeri şekilde, Eisenhower Doktrini çerçevesinde ve 1956 yılında yaşanan Süveyş Bunalımı ile 1957 Türkiye-Suriye krizi esnasında, Türk ve Amerikan çıkarlarının ne dereceye kadar örtüştüğü de değerlendirilmektedir.

Üçüncü bölümde ise Menderes Hükümetinin Kıbrıs politikası irdelenmektedir. Yazara göre, Menderes Hükümetinin diplomatik ve hukuki önlemler alma gereğini duyması, Fatin Rüştü Zorlu vasıtasıyla, ancak Kıbrıs Sorununun Yunanistan tarafından Birleşmiş Milletlere getirilip uluslar arası bir boyut almasından sonra olmuştur. Dışişleri Bakanı Zorlu tarafından kurulan Kıbrıs Komisyonunun adadaki Türk güvenlik çıkarlarını dünya kamuoyuna nasıl anlatmaya çalıştığı yine bu bölümde yer alan konular arasındadır. Yazar ayrıca İstanbul'da 6-7 Eylül 1955'te meydana gelen Yunan karşıtı olayların aynı komisyon tarafından dünya kamuoyuna nasıl anlatılmaya çalışıldığını, bu olayların Menderes Hükümetinin iç ve dış politikalarında nasıl bir dönüm noktası haline geldiğini anlatmaktadır. Bu olaylar Menderes Hükümeti için gerek iç gerekse dış politikada önemli sorunlar yaratan ve prestij kaybına neden olan neticeleri de beraberinde getirmiştir. Öyle ki, ilk defa bu olaylardan sonra Başbakan Menderes'in popülerliğini yitirmeye başladığı görülmüştür.

Sonuç bölümünde yazar incelediği konuların kısa bir değerlendirmesini yapmaktadır. Yazarın Menderes Hükümetinin Kıbrıs politikasıyla ilgili değerlendirmesi şöyledir: "Demokrat Partinin Kıbrıs Politikası, planlanışı, uygulanışı ve ulaştığı sonuç bakımından kendisinden sonra gelen hükümetlere siyasi, diplomatik ve hukuki temel teşkil edecek bir baz oluşturmuştur".
Kitap, RAND, Ulusal Güvenlik Araştırma Merkezi ve Uluslararası Güvenlik ve Savunma Politikaları Merkezinde hazırlanan "The Future of Türkish-Western Relations: Toward a Strategic Plan" adlı bir rapordan oluşmaktadır ve Işık KUŞÇU tarafından dilimize çevrilmiştir.
kitap, vurgulanan esaslar dahilinde, konuya çok yönlü bir bakışla değerlendirme yaptığından ilgi çekici bir eser olduğu değerlendirilmektedir.
Kitabın ilk bölümünde kültür kavramı tanımlanmaktadır. Kültür tanımlanmasına geçilmeden önce kültür kavramının dünyada ve Türkiye'de hangi kökten ve aşamalardan geçtiği üzerinde durulmaktadır. Bu bağlamda medeniyet ile kültür arasındaki ilişki ele alınmaktadır. Medeniyetin maddi boyutu vurguladığı, kültürün ise manevi yöne ağırlık verdiği belirtilmektedir.

İkinci bölümün konusunu ise batı kültürünün özellikleri oluşturmaktadır. Batı kültürünün temelini oluşturan inanç sistemleri bireylerin toplumdan ayrılmalarını, ayrı düşmelerini teşvik eder ve onaylar. Bu onaylamayı bireyin kendi sorumluluğu ve bağımsızlığı kavramlarına yüklemektedir. Batı kültürü bireyci bir kültürdür.

Bireyci kültür; yaratıcılığı, girişimciliği, icat yapmayı, sorunlara karşı meraklı yaklaşmayı, bireysel bağımsızlığa önem vermeyi ön plana çıkaran bir kültürdür. Kapitalizm ve sanayi uygarlığının yaratılmasında bu bireyci kültür özelliklerinin etkili olduğu vurgulanmaktadır.

Üçüncü bölümde doğu düşüncesinin temel özellikleri olarak; maddenin olduğu gibi ya da ilk rastlayışta ona verilen değişiklikle kabul edilmesi geniş olarak açıklanmaktadır. Ulaşılan ilk özellikle yetinme şark kültürünün en önemli özelliğidir. Bu ilk ulaşılan özellik belki mükemmel bir aşama da olabilir. Bu aşamada kalınarak kalıplaşma gerçekleştirilmektedir. Doğu, madde üzerinde tasavvur etmez, madde üzerinde düşünmez. Doğu, daha çok inanca dayanır ve doğruların sadece öğrenilmesi gerektiği ilkesine dayanan toplumlardan oluşmaktadır. Şark kültüründe daha çok öğrenmekle yetinme mevcuttur. Bu kültürde araştırmaya, anlamaya ve eleştirmeye fazla yer yoktur.

Dördüncü bölümde Türk kültürü ele alınmaktadır. Türk kültürünün toplumcu bir kültür olduğu örneklerle açıklanarak ortaya konulmaktadır. Bireyci kültürün bakış açısına sahip batılı araştırmacıların bireyci kültür bakış açısıyla değerlendirmelerini yaptıkları ve araştırmalarının, bulgularının ve yorumlarının yanlış olduğu, Türk kültürünün toplumcu bir kültür olduğu ve ekonomik alanda da kamucu yönünün ağır bastığı belirtilmektedir.
Kitap, şirket yönetimi üzerine hazırlanmış. Şirketlerin nasıl yönetileceği, yönetim tarzları ve geleceğe uyum göstermek için yapılması gerekenler kitabın başlıca konuları. Kitap anlatımında değişik bir tarz uygulanmış. Şirket yönetim modellerini mitolojik Yunan tanrılarıyla anlatma yoluna gitmiş. Kitap akıcı bir üslupla hazırlanmış ve iyi bir şekilde örneklendirilmiş.

Bu kitapta, tanrılarla simgelenen yönetim modelleri değişik organizasyon sistemlerini belirtiyor. Ve hep birlikte, "Model Yöntemleri Kuramı" diyebileceğimiz doğru modeli doğru yerde ve doğru bir amaç için kullanma olgusunu oluşturuyor.
Bu kitap, şirketlerin derinlemesine araştırılmasına ve onların muhtemel geleceğinin incelenmesini kapsamaktadır. Daha çok insanın, şirketlerin nasıl çalıştığını kavraması ve bu konuda düşünmesini sağlamak için yazılmıştır.