Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Kitap, ihtiyaçtır... Tarafından Yapılan Yorumlar

"Nietzche Ağladığında" ve "Aşkın Celladı" gibi ülkemizde de çok satan ve tanınmış kitapların yazarı Irvin Yalom, bu kitabında psikoterapi ve uygulamaları üzerinde durmuştur. Gündelik hayatta bizlere uzak bir terim olan psikoterapiyi bizlere daha yakından tanıtmak için Yalom kitabında, yaşanmış hikayelere yer vermiştir. Bu hikayelerde kendimizi ve geçmişimizi sorgulamamız da isteniyor. Aslında bu da kitabın temel amacını özetliyor.

Kitap; birbirinden bağımsız gibi görünen ama gizli bir bağla bağlanan altı hikayeden oluşmuştur. Bu hikayelerin dördü yazar Irvın Yalom' un hastalarının, diğer ikisi de yakın arkadaşı Dr. Steve Lash' in hastalarının öykülerinden oluşuyor.
Yazarın amacını şu sözlerle açıklayabiliriz: Okuyanların geçmişi hatırlamalarını, karamsarlıktan uzaklaşıp hayatı daha güzel ve yaşamaya değer bulmalarını ve stresli yaşamlarından uzaklaşıp bir ölçüde rahatlamalarını sağlamak; bütün bunların yanı sıra askerlerin pek de bilinmeyen güleç yönlerini ortaya çıkarmak...

Kitapta, askerlerin sadece gülmek bir yana, espriler ürettiklerini ve bunların Anadolu'nun saf ve temiz evlâtlarının o tertemiz gönüllerinin ve zekâ kıvılcımları saçan beyinlerinin birer ürünü olduğu anlatılmaktadır. Unutmamak gerekir ki askerler de birer insandır ve gülmek her insanın olduğu gibi askerlerin de doğasında mevcuttur. Ancak bunun dozajını, süresini ve zamanını iyi ayarlamalıdır. Aksi takdirde askerliğin temeli olan disiplinin sarsılmasına neden olur.

Atatürk ve Türk askeri ile ilgili anekdotlarda askerimizin saflığı, açık sözlülüğü ele alınmaktadır. Ayrıca ordunun çeşitli kademelerinde görev yapmış komutanlarımızın emrinde bulunan askerleriyle aralarında geçen ilginç olaylar anlatılmaktadır.
Yaratıcı düşünme tekniklerinin doğrudan öğretimi konusunda uluslar arası bir otorite olan yazar, insanlar faydalansın diye düşünme teknikleri üretmiştir. Aslında burada açıklanan her şeyi bilmekteyiz ama bunları bir teknik olarak uygulamaktan kaçınmakta, ya da yanlış uygulamaktayız. Öncelikle şunu bilmeliyiz: Bir düşünür gibi davranırsak; gerçekten bir düşünür olur çıkarız.

Yazar, altı şapkalı düşünme tekniğini kısaca şu şekilde anlatmaktadır.

Beyaz şapka : Beyaz; tarafsız ve objektiftir. Bu şapka objektif olgular ve rakamlarla ilgilidir. Beyaz şapkaca düşünmenin amacı pratik olmaktır.

Kırmızı şapka : Kırmızı; öfke, tutku ve duyguyu çağrıştırır. Duygusal bir bakış açısı verir. Amacı arka planda yer alan duygusal algılama biçimini görünür kılmaktır.

Siyah şapka : Siyah; karamsar, olumsuz ve kötümserdir. Bir şeyin niçin yapılmayacağını görür. Eleştirme şapkasıdır, ancak bir tartışmada taraf tutmak anlamına gelmez. Düşünme yöntemindeki hatalara işaret edebilir.

Sarı şapka : Sarı; güneş gibi aydınlık ve olumludur. İyimser, umutlu ve olumlu düşünme ile ilgilidir. Bu düşünüş, değerli ve yararlı olan şeyleri araştırır ve mantıklı destekler arar. Yapıcı ve üreticidir, somut teklifler ve öneriler ortaya çıkar.

Yeşil şapka : Yeşil; bereket ve verimli büyüme demektir. Yaratıcılık ve yeni fikirlerle ilgilidir. Bu şapkayı takan yaratıcı düşünmenin kavramlarını kullanır.

Mavi şapka : Mavi; serinkanlılığı temsil eder ve her şeyin üstündeki göğün rengidir. Düşünme sürecinin düzenlenmesi ve kontrolü ile uğraşır, mavi şapka düşünürü orkestra şefi gibidir.

Günümüzde, Atatürkçülük değişik yönleriyle değişik bilim adamları, yazarlar, sanatçılar ve vatandaşlarımız tarafından incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Bu haliyle Atatürkçülük, Atatürk ilkelerinin yadsınmaz gerçekliği ile Türkiye'nin aydınlanmasında en önemli düşün kaynağıdır. Ancak, buna rağmen değerinin yeterince bilinmemesi ve anlaşılamaması nedeniyle devamlı saldırıya uğramaktadır. Bu saldırılara katlanmak bağışlanamaz bir tutumdur. Sevindiricidir ki Atatürkçülük ve onun gereklerini kavrayabilmiş, ülkemizi bu doğrultuda seven insanlar Atatürk güneşi ve Atatürk bayrağını hiç söndürmeden sürekli dalgalandıracaktır.

Bu kitapta yazar, değişik dergi ve gazetelerde yazdığı yazılarını; konferanslarda ve söyleşilerde konuşmaları ve röportajlarda tartıştığı konuları Atatürkçülük, Atatürkçülük aleyhine oluşumlar ve içerikleri, Atatürkçülük ve Atatürkçü hukuk anlayışı, uygarlık, cumhuriyet ve cumhuriyetçilik, laiklik ve laiklik düşmanları başlıklarını içerecek şekilde derlemiş ve incelemiştir.
Yazar, kitabında Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyetinin temelini oluşturan laiklik ilkesine bakışını incelemiştir. Birinci bölümde İslamiyet'in özellikleri ve Allah'tan bahsedilmektedir. Bu bölümde; kitabın genelinde olduğu gibi Atatürk'ün konu hakkındaki sözlerine yer verilmektedir. Atatürk, İslamiyet'in son din olmasının, son derece akla uygun ve doğal bir din olmasından kaynaklandığını söylemektedir. Bunun akabinde bu bölümde Atatürk'ün müfredatta dini eğitim olmasını istemesinden bahsedilmektedir. Son olarak da İslamiyet çerçevesinde İnsan, Ruh, İyilik ve Günah incelenmiştir.
İkinci bölüm dinin yüceliğini inceler. Bu bölüme dünyaca kabul gören ünlü şahsiyetlerin Kur'an ve İslam Dini hakkında görüşleri ile başlanılmıştır. Tüm bu sözler dinimizin yüceliğinin yabancılar tarafından da kabul gördüğünü kanıtlamaktadır. Dinimiz, peygamberimizin hayatı ve sözleri ile bir bütünlük oluşturduğundan peygamberimizin kişiliği de övgü ile anlatılmaktadır. Bu gerçeklerin ışığında, Atatürk'ün anlattığı Türk askerinin Çanakkale'de gözünü kırpmadan ölüme gittiği Bomba Sırtı olayını anlamak kolaylaşmaktadır. Ayrıca bu bölümde, tartışma konusu olan "Tevekkül"e de değinilmiştir. Yazar; dinimizin yüceliğini anlatırken, İslamiyet'in Beş Şartı'nı da kendi yorumlarıyla açıklamıştır.Üçüncü bölümde, "İslamiyet Güzel Ahlaktır" düşüncesi incelenmiştir. Yazar, bu bağlamda doğruluk, oruç, yardım ve güzel ahlaklı olmanın koşul ve erdemlerini ele almıştır. Bunu yaparken "Güneş karı nasıl eritirse, güzel huy da günahları eritir" gibi peygamberimizin sözlerinden ve yaşayışından örnekler verilmiştir.

Dördüncü bölümün adı "Atatürk'ün Laiklik Anlayışı" dır. Bu bölümde ağırlıklı olarak, Atatürk'ün sözlerine yer verilmiştir ve Atatürk'ün din istismarına, kadercilik yüzünden oluşan tembelliğe ne kadar karşı olduğu, kadın erkek eşitliğine inanışı ve uygulayışı, kutsal aile kurumuna bakışı ve tarikatlara karşı oluşu ele alınmıştır. Bunlara örnek olarak büyük dinimiz "çalışmayanın insanlıkla ilgili olmadığını" bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kafir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, Müslümanların kafirlere tutsak olmasını istemek değil de nedir?" veya Atatürk'ün "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler ve dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat uygarlık tarikatıdır." sözü örnek olarak verilmiştir.

Son bölüm olan "Müslümanlığın Erdemleri" bölümünde, ilk olarak İslamiyet'te Allah'ın kullarından beklediklerinden ve bu bağlamda insanlarda bir benlik ve varoluş sebebi bilinci olmasının gerekliliğinden bahsedilmektedir. İslamiyet'in erdemlerini bilen bir kişinin Kuran'ı okuyup, Allah sevgisi ve korkusuna sahip olarak yaptıklarının hesabını verebileceğini belirten yazar, insanların kendilerine gün sonunda "Allah'a çok şükür bugün Allah'ın istediği şekilde, insanca yaşadım" diyebildiği takdirde ne kadar büyük bir iç huzura kavuşacaklarını anlatmaktadır. Bu bölümde ayrıca aklın her şeyden üstün olduğu gösterilmiş ve konuyu pekiştiren anekdotlara yer verilmiştir. Yazar, ayrıca Atatürk'ün 31 Ocak 1923'te İzmir'de halka hitaben söylediği sözlere de yer vermiştir. Bu sözler ile Atatürk, kadınların görevi ve Türk toplumundaki yerlerini, kadınların kılık kıyafetleri ile ilgili görüşlerini ve dinimizin bizi gerileten bir din olmadığını belirtmiştir. Özellikle "Örtünme, kadını yaşayışından ayıracak biçimde olmamalıdır" sözleri konuyu özetlemeye yeter.