Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Kitap, ihtiyaçtır... Tarafından Yapılan Yorumlar

Bu romanın her satırından kan sızıyor... Kitaba adını veren, planlı ve kanlı katil Cerrah gerilimi her an ayakta tutuyor.
Dr. Catherine Cordell Savannah’da seri cinayetler işleyen bir katilin vahşi saldırısına uğramıştır. Saldırgandan onu silahla vurarak kurtulmayı başarmıştır. Şimdi Boston’dadır. Ancak başka bir katil bu kentte de gerilim yaratmaktadır. Kadınların rahimlerini kesip alan ve korkunç işkencelere tabi tutan adama Cerrah adı verilmektedir. Catherine Cordell birdenbire bu katilin de hedefi haline gelecektir.
Çok satanlar listesinin müdavimlerinden Tess Gerritsen’in insan bedenini ve ruhunu en ince ayrıntısına kadar tarif ettiği tıbbî gerilim romanlarından beşincisi olan 'Cerrah', inandırıcı kahramanları, sürükleyici diyalogları ve sürekli tırmanan gerilim duygusuyla bu türü sevenlerin hayran olacağı tarzda bir roman. Doğan Kitap’ın yılın gerilim romanı olmasını beklediği 'Cerrah'da Gerritsen tıpkı kahramanının neşterini kullandığı gibi kalemini ustaca oynatıyor.

Glenn Meade, romanının sonunda, 'Bu kitabı yazarken, sürekli olarak El Kaide’nin bir Amerikan kentinde önemli bir terör saldırısı gerçekleştireceğinden korkuyordum. Araştırmalarımın büyük bölümünü tamamladıktan, birçok terör uzmanına danışıp fikirlerini öğrendikten sonra, böylesi bir saldırının sadece mümkün değil, aynı zamanda çok yakında olabileceği sonucuna vardım. Aynı uzmanlar, kitabımda yararlanmayı düşündüğüm ve onlara özetlediğim dehşet verici senaryonun tümüyle gerçekleştirilebilir olduğunu söylediler. ‘Evet, bu kesinlikle olabilir’ dedi hepsi. ‘Dua edelim de olmasın'.'
Dualar işe yaramadı. Daha sonra ABD’nin Afganistan’a askerî harekât düzenlemesiyle sonuçlanan terörist bir saldırı, '8. Gün'de anlatıldığı gibi olmasa da, tüyler ürpertici bir şekilde gerçekleşti.
Dünya tarihinde uluslararası stratejileri de yeniden belirleyecek kadar etkili olan bu saldırı, ardında birçok soru işareti de bıraktı. Daha sonra değişik komplo senaryoları yazıldı, çeşitli platformlarda bugün de süren tartışmalara neden oldu.
11 Eylül olayı yaşanmasaydı da, '8. Gün' değerinden hiçbir şey yitirmezdi, çünkü aynı kurgunun bugün bile gerçekleşmesi mümkün.


Yıl 1905. Asta, kocası Rasmus ve iki küçük oğluyla birlikte, Danimarka’dan Doğu Londra’ya göç eder. Rasmus uzun süreli iş yolculuklarına çıkınca, Asta yalnızlığını giderebilmek için günlük tutmaya başlar. Yetmiş yıl sonra yayımlanan bu günlükler, basit birer anı defteri olmaktan öteye geçer: faili belirsiz bir cinayeti çözecek, kayıp bir çocuğun başına gelenleri aydınlatacaktır. Yaklaşık bir yüzyıl önce yaşanan ve gömülen sırları açığa çıkarma görevi, Asta’nın torunu Ann’a düşer.
Aşkla harmanlanmış bir biyografi ve gerçek bir cinayet. İkinci rollerde canlı kişilikler. Hızı giderek artan bir dedektiflik öyküsü ve Barbara Vine’ın tüm kitaplarında olduğu gibi mantıklı bir çözüm.

Bir kadın, bir erkek, bir çocuk. Normal bir hayat: aile hayatı. 'Kadın ve Kocası' işte bu sıradanlığı sorguluyor. Mutlu bir evliliğin ani bir hastalıkla şekil değiştirdiği bir roman bu. Adam bir sabah hareket edemediğini fark ediyor. Ve biz geriye dönüşlerle bu evliliği tanımaya başlıyoruz, kendimizi zedelenen bir ilişkinin içinde buluyoruz.
Zeruya Şalev, çevrildiği tüm dillerde büyük ilgi gören 'Aşk Hayatım' adlı kitabından sonra yeni romanında da kadın-erkek ilişkisi etrafında dolaşıyor. Şalev, insan denen varlığın derinliklerinde gizli kalanları yüzeye çıkarmayı başaran akıcı, etkili ve coşkulu anlatımıyla hem kadınları hem de erkekleri zorlu bir maceraya davet ediyor. Aile olmanın tehlikeli yanlarına dikkatli bir gözle bakıyor yazar. 'Her yakınlık aslında yara almayı göze almaktır' görüşünün açıkça ortaya konduğu bir roman 'Kadın ve Kocası'. Sarsıcı, okuyucunun bitirdikten sonra bile kolay kolay etkisinden kurtulamayacağı bir kitap var karşımızda.
Soruların cevabını bulma serüveni, parapsikolojiden Şamanizme varan inançlar yumağını çözdükçe karmaşıklaşır. Paris’te başlayan arayış, Sibirya’nın derinliklerine kadar uzanır. Ve tabiî korku ve gerilim de...
'Aşk Hayatım', aşkın içerdiği her şeyi kapsıyor: mutluluk sevinci, umutsuzluk, erotizm, cinsellik, şiddet, kayıtsızlık, akılcılaştırma ve genellikle sonuçsuz kalan özgürlük arayışı. İşte bütün bunlar müthiş bir tempoyla aktarılıyor okura. Karakterlerin, okuru ürkütecek derecede sahiciliği, romanı eşsiz kılan önemli unsurların başında geliyor. Ancak yine de, kadın olsun erkek olsun, okuyucunun kendi yorumunu yapabilmesi için bir alan kalıyor geriye.
Yoğunluğunu, ilk sayfasından son sayfasına kadar koruyan 'Aşk Hayatım', kadın edebiyatının nasıl olması gerektiğini gösteren bir örnek kitap da aynı zamanda. Bu romanda Şalev, sanki hareketli bir kamera kullanıp izleyerek kişisel bir gelişim romanı yazmış. 'Aşk Hayatım', her türden yaşam yalanına karşı bir savunma. Şalev, zengin ve akıcı diliyle, cinselliğin ve sözde uçurumlarının gücünü yüceltmeyi başarıyor. Burada ahlak, bildik uygulamaların tam tersi olarak görülüyor. '