Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Kitap, ihtiyaçtır... Tarafından Yapılan Yorumlar

Wladimir Bartol 1903 yılında Trieste civarında küçük bir sloven şehrinde dünyaya gelmiştir. Wladimir Bartol, Fransız kültürü almış olan anne ve babasının etkisiyle, yirmili yıllarda sorbon’da tahsil gördü. Yüksek öğreniminin büyük kısmını, anayurdunun başkenti olan Ljubliana şehrinde tamamladı. Öğrenim gördüğü dalları, bakış açılarına göre, gelişigüzel veya ansiklopedik olarak tanımlamak mümkündür: Felsefe, psikoloji (Bartol, Freud’un o zamanlar pek tanınmamış olan eserini çok erken yaşlarda keşfetmiş), biyoloji (bartol tüm yaşamı boyunca kelebeklerin yaşamlarına hayran kalmıştır), dinler tarihi. Kısacası, son savaştan önce yoğun anlaşmazlıklar tarafından parçalanmış bir ülke için, hiç de uygun olmayan bir eğitim. Ljubliana, otuzlu yıllarda zıt ideolojilerin birbirleriyle şiddetle çatıştıkları bir şehir olmuştur. İlk eseri olan Alamut’u 1938 yılında ana dili olan Slovence ile kaleme alarak tamamladı. 2. Dünya Savaşı’nın karışık ortamında, umduğu ilgiyi bulamadı kitabı. Hatta el altından satılacak kadar tehlikeli bir kitap olarak kabul edildi uzun süre. Bartol, savaş yıllarında vatanını işgal eden Alman ve İtalyan faşistlerine karşı mücadele etti. Savaştan sonra kurulan Yugoslavya’da istediği ortamı bulamadığı için 1946 ile 1956 yılları arasında on yıl boyunca ikamet edeceği Trieste’ye yerleşti. 1956 yılında geri dönerek Alamut’u bir kez daha yayınlamayı başardı. 1960 yılında Yugoslavya Yazarlar Birliği başkanlığına seçilerek, nihayet layık olduğu itibara ulaştı. Tavsiye ederim.
Kahramanımız Kristiania’da yaşayan çoğu zaman aç gezen ve tek geçim kaynağı makaleler olan bir kişidir.Kahramanımız romanın büyük bir bölümünde aç ve yorgun gezer.Genellikle bu açlığının nedeni gururu ve ahlakıdır.Bazen bu açlık öyle düzeylere ulaşmaktadır ki kahramanımız Allah’a isyan eder.Bazı zamanlarda da açlığını gidermek için yol kenarlarında bulduğu taş ve ağaçları kemirir,bazen de kasaplara yalan söyleyerek bir parça kemik alır fakat kahramanımız bu kemiği yerken küçük et parçalarını pişmanlığıyla geri kusar.Parasızlık nedeniyle oturduğu harabe evden de atılır ve bir süre dışarılarda yatar.Banklarda uyur.Kahramanımız bazen yazdığı makalelerinden para kazanır fakat bu para kahramanımıza çok kısa bir süre yeter.Parası bittikten sonra kahramanımız yeniden aç dolaşmaya başlar.Kahramanımız öyle uzun süreler aç kalmaktadır ki yemek bulduğu zaman bile yiyemez.Çünkü midesi artık yemekleri kabul edemez.Yediği şeyleri kusar.Kısacası kahramanımız hayatı pembe bir toz bulutu şeklinde değil de daha çok bir hayal dünyası içinde geçirir.Bazı zamanlarda kahramanımız öyle zor durumlara düşer ki gururundan taviz verip sahtekarlık yapar fakat bunu hazmedemez ve hemen yaptığı sahtekarlık yüzünden ağlamaya başlar.İlerdeki günlerde bir gemide ne iş olursa yapacağını söyler ve Kristiani’dan ayrılır.Son günlerde iyi bir kitap okumak isteyipte ne okluyabilirim diyenlere rahatlıkla tavdiye edebilirim...
Ümit yaşar oğuzcan Acılar denizi adlı eserinde yaşadığı hayattan izler,ve bu izlerin şiirdeki görüntüsünü dile getirmiştir.Eserde rastladığım basit kullanımlar olmakla beraber,orjinal ve öznellik bunları kapatmaktadır.Acılar denizi adlı eserinde bazen anlaşılmayan,hermetik yapılı şiirlerle karşılaşılmakta,bazense tüm çıplaklığıyla şiir kendini ottaya koymaktadır.Hermetik şiirlerini anlamsız bulanlardanım.Kapalı şiirlerini biraz daha anlaşılır yapıda yazsa idi daha orjinal olurdu diyebilirim.Şairin önsözde belirttiği ‘şiir ve ben’ adlı kısımda hayatını,şiir serüvenini anlatmakata,ortaokul sıralarında şiir yazmaya başaladığını belirtmektedir.Annesinin koyu bir F.N.Çamlıbel hayranı olduğunu söylemektedir.Babasının ve annesinin şiire olan merakı onuda etkilemiş,ortaokul ve lise yıllarında şair olaraka adlandırıldığını belirtmiştir.İlk şiirini 1940 yılında yayınladığını belirten Ümit yaşar Oğuzcan Acılar denizi adlı eserinin 35 yıllık bir ürün olduğunu söylemektedir. Oğuzcanın şiirlerinde kendininde anlattığı gibi yoğunlu,özlülük,sorunu vardır.Onun için sayfalar dolusu düz yazıda anlatılamayanı şiirlerinde anlatmaktadır.
A. BİRİNCİ BÖLÜM : ABD başkanı George Bush’un körfez krizi başladığında kürt kartını nasıl kullanmaya çalıştığını anlatmakla başlıyor. Kürtlerin kaderi Bush’un yazlık evi Kenneburnkport’taki bir balık avında Körfez Savaşı başlamadan 6 ay önce tayin edilmişti. B. İKİNCİ BÖLÜM : Bu bölümde geçmiş anlatılmaktadır. 1946 yılında İran’da kurulan ve kısa ömürlü olan Kürdistan cumhuriyetinden itibaren 1970’lerin başına kadar bölgedeki güçlerin ve ABD’nin soruna nasıl baktıkları anlatılmaktadır. C. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : Bu bölümde ABD’nin siyasi ve kirli işler tarihine, ünlü “Pike Raporu” olarak geçmiş olan ve 1970’li yıllarda ABD’nin İran ile birlikte, Kürtlere karşı oynadığı oyunları ele alıyor. D. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : Bu bölümde; 1970’lerin sonunu konu ediyor. Bu bölüm Molla Mustafa Barzani’nin ABD’de kaldığı yıllarda, ABD Başkanı Jimmy Carter’e yazdığı mektupları göz önüne seriyor. Bu arada 1979 yılında “Devrimci Muhafızlar” adıyla Tahran’daki ABD Büyük Elçiliğini ele geçiren öğrencilerin, büyükelçilik kasalarında bularak yayınladıkları CİA kriptoları ve kürtlerle ilgili bir CİA raporuna da bu bölümde yer verilmiştir. E. BEŞİNCİ BÖLÜM : İran ile Irak arasında 1980 yılında patlak veren savaş ile başlıyor ve 1980’li yıllarda kürtlerin bu çatışmada ve bölgede oynadıkları role değiniyor. F. ALTINCI VE YEDİNCİ BÖLÜM : Bu iki bölümde kürtlerin, ABD körfez senaryolarında nasıl yer aldıklarına değiniliyor. Başkan Bush yaptığı bir konuşmada Irak halkını Saddam’a karşı ayaklanmaya çağırmıştır. Ayaklanma çağrısını yanlış gruplar değerlendirmişlerdir. G. SEKİZİNCİ BÖLÜM : Bu Bölümde, Kürt mülteci krizi ile birlikte Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL İle George Bush arasındaki dostluk, kürtlerin geleceklerini nasıl etkiledi? Özal devreye girmeseydi bugün İncirlik’teki Çekiç Güç olur muydu? Daha da önemlisi, başkan Bush’un Kürtlere yaklaşımı nasıldı? Sorularına cevap aramaktadır. H. DOKUZUNCU BÖLÜM : Amerikan yönetiminin 1992 yılındaki Kürt yaklaşımını anlatıyor. Ayrıca, George Bush’un Kürtlere yönelik politikasında önemli bir rol oynayan iki önemli raporda ayrıntılarıyla ele alınıyor. I. ONUNCU BÖLÜM : “şimdi ne olacak?” Başlığını taşıyor. 3 kasım 1992’de ABD’de başkanlık seçimleri yapıldı ve Amerikan halkı başkan Bush’u emekliye sevk etti. Şimdi Amerika Bill Clinton dönemine başlıyor. Yani 1968’liler iktidarda. Bu dönemde ABD-TÜRK ve ABD-KÜRT ilişkileri nasıl olacak? Yeni iktidarda kimler var? Gibi sorulara cevap veriyor. SONUÇ OLARAK : ABD Kuzey Irak’ta bir bağımsız Kürt devleti istiyor mu? Washington bölgede bir Kürt devleti kurulmasına gözmü yumuyor? Bu sorular uzun bir süredir tartışılmakta, kimine göre dünyanın şu sıralardaki tek süper gücü gözetiminde Kuzey Irak’ta bir kürt devleti kurulmaktadır, kimine görede ABD’nin buna ne gücü vardır, nede eğilimi. İşin enteresan tarafı tüm bu sorulara cevap net bir şekilde hayır değildir. 2 nci dünya savaşından bu yana ABD Ortadoğu bölgesinde Kürtler ile uzun bir süre flört etmiştir. Bu yakınlık 1975 yılında CİA’nın İran ile birlikte Irak’taki Kürt gruplarını silahlandırdığı yıllarda doruk noktasına çıkmıştır. Ancak daha sonra Henry Kissinger’in Molla Mustafa Barzani’yi Saddam Hüseyin’e karşı yapayalnız bırakması, Washington’un Kürtleri sadece bir “kart” olarak kullandığını ortaya çıkarmıştır.
Dr. Hasan ŞİMŞEK tarafından hazırlanan kitapta, ülkemizin şu anda içinde bulunduğu zor koşullardan çıkışın yolları ve bu konuda uygulanacak analiz ve çözüm yöntemleri, değişik bir perspektif ile ele alınarak bilimsel açıdan incelenmekte ve okuyucular bu konularda aydınlatılmaya çalışılmaktadır. Ülkemiz üzerine oynanan oyunlar için harika bir metin.