Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220

E-Dergi

Rorarii Tarafından Yapılan Yorumlar

28.03.2025

John Philip Morier'in kaleme aldığı bu hatırat kısa bir muhtevaya sahip olmasına rağmen on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı siyasi, diplomasi, askeri ve toplumsal tarihi çalışan akademisyenler için mutlak surette okunması icap eden bir ana kaynak niteliğine sahiptir.

Morier, yadigarında Osmanlı askeriyesindeki çeşitli sınıfların yapısından bahsederken yeniçeri ocağına ayrıca daha geniş ve teferruatlı bir şekilde değinmektedir. Bununla birlikte Osmanlı ordusunda yer alan gönüllüler, Arnavutlar ve lezgiler hakkında da ufak bilgiler sunulmuştur. Bununla beraber o devirde padişah üçüncü Selim'in yaptığı ıslahatlar kapsamında bozulmuş yeniçeri ocağına yeni bir alternatif olarak yeni kurulmuş olan nizam-ı cedid ordusundan herhangi bir şekilde söz edilmemiş olması okuyucunun kitaptan duyduğu beklentiyi bir miktar boşa çıkarıyor.

Bu anı tarzındaki eserde dönemin Osmanlı Devleti sadrazamı (vezir-i azam) Koca Yusuf Paşa'dan övgüyle bahsedilmektedir.
26.03.2025

Bu risale 1911 yılında Osmanlı Devleti ile İtalya arasında cereyan eden Trablusgarp Savaşı'nda Trablusgarp'a gönüllü olarak gelen Osmanlı subaylarının (Mustafa Kemal ve Enver Paşa) bölgedeki en önemli destekçisi olan Ahmed Şerif es-Senusi'nin Ekim 1924'ten (Rebiülevvel 1343) vefat ettiği tarih olan 10 Mart 1933'e (13 Zilkade 1351) kadar geçen zamandaki yaşantılarından bahsetmektedir.

Risaleyi kaleme alan şahsiyet olan Emir Şekib Arslan'ın, Ahmed Şerif'in bu süre boyunca daima yanında kalan bir kişi olması hasebiyle anlattıkları ana kaynak değeri niteliğini taşımaktadır. Okuyucu bu anlatılanlardan hareketle Ahmed Şerif'in, vatanını müdafaa adına İtalyanlara karşı Allah yolunda cihat ettiği için ömrünün kalan son dokuz senesinde uğradığı memleketlerde kendisine ne kadar fazla saygı ve sevgi duyulduğunu rahatlıkla görebilir. Ayrıca söylemek gerekir ki eseri Türkçe'ye tercüme eden Ahmet Hamdi Can gayet sade ve akıcı bir çeviri çalışması yapmış.
23.03.2025

Osmanlı Devleti ordusunda yedek subay olarak görev yapan Kâzım Şâkir, Birinci Dünya Savaşı patlak vermeden evvel Balkan Savaşlarına katılmış ve II. Balkan Savaşı'nda Edirne, Dimetoka ve Kırklareli'nin Bulgaristan'dan geri alınmasında vazife aldığını, yazdığı bu günlüğünde yer yer kendisi dile getiriyor. Dolayısıyla Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Çanakkale Cephesi'nde görevlendirilen Kâzım Şâkir, savaş tecrübesine sahip bir kişidir. Aynı zamanda Kâzım Şakir'in münevver bir şahsiyet olduğunu kaleme aldığı bu günlüğündeki kullandığı kelimelerden ve anlatımından kolaylıkla idrak edebiliyoruz.

Kâzım Şâkir yedek subay olması hasebiyle her ne kadar aktif olarak cephede sıcak çatışmaya girmemiş olsa da kalemini kullanmaktaki üstün mahareti sayesinde oldukça sürükleyici bir günlük yazmış. Bu yüzden okuyucu kesinlikle bir sıkılma hissiyatı içerisine düşmüyor. Hatta günlük biterken sanki bir romanın sonuna ulaşmış olmanın hüznüne benzer bir his okuyucuda beliriyor.
15.03.2025

Hüseyin Nuri Seyhan, I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Devleti ordusunda bir topçu onbaşı olarak katılıyor. Aldığı bir kaç aylık topçu eğitiminin ardından Irak Cephesi'ne doğru yola çıkıyor. Başlangıçta birliğin başında Alman kumandanların olduğunu ve bu kumandanların Osmanlı askeri tarafından sevildiğini görüyoruz. Ancak cepheye varmadan komutanın Osmanlı subaylarına geçtiği belirtiliyor. Hatırattan İngilizlerin cephe hattındaki asker sayısı ve teknolojik üstünlüğünün muharebeye ne derece tesir ettiği açıkça görülüyor. Seyhan ve birliği İngiliz askerlerine esir olmaktan son anda kurtuluyor ve bu sefer de birliğin Konya'ya doğru geri dönüş yolculuğu başlıyor. Hatıratın en acıklı kısmı ise Rum ve Ermenilerin yaptığı zulüm ve katliamların anlatıldığı bölüm. Seyhan'ın anlattıkları ışığında Kuva-yı Milliye'nin bölge halkının kendini müdafaa etmesinde oldukça mühim bir rol üstlendiği görülüyor. İleriki sayfalardan Seyhan'ın Milli Mücadele'ye katıldığı da anlaşılıyor.
10.03.2025

Hasan Cevdet Bey, günlüğünde Çanakkale Cephesi'ne Doğu Cephesi'ne nazaran çok daha fazla yer vermiş. Okuyucu günlüğü olurken kendisini kolaylıkla muharebenin ortasındaymış gibi hissedebilir. Ayrıca günlükte savaş devam ettiği esnada ortalıkta dönmekte olan siyasi haberlerden ve söylentilerden de (barış yapılacağı gibi) bahsediliyor. Bunun yanında hava durumu şartlarının insan yaşamını nasıl etkilediği de günlükte okuyucunun bulabileceği bir diğer husus. Eserin son kısmındaki ekler bölümünde tarihleriyle beraber verilen fotoğraflar, okuyucunun dönemin subay imajını zihninde canlandırabilmesini kolaylaştırıyor.