Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220

E-Dergi

ifade-i_meram Tarafından Yapılan Yorumlar

14.03.2005

yitik aşkın peşinde yolculuk yapar olduk..
akıntı aşka ters istikamette akıyor şimdi..
bir çok şey gibi aşkta bir yitik..
yada şöyle
aşkı bulamadık ki kaybedelim...
14.03.2005

NEDEN BÜTÜN YAZILANLAR KAYS’TAN YANA???

“Bir de bakalım Leyla köşesinden - Aşkın kadın adlı penceresinden - Bırakmıştı kendini yazılmış olana - Susmak ve konuşmamak denen cana - Evlenmişti ve görünüşte mutlu - Şimdiden memnun ve gelecekten umutlu ???????- Fakat bir eksiklik ufacık bir nokta - Kalbi kurcalıyordu hala - Mecnun ne olmuştu neredeydi - Nasıldı ne yapıyordu hali neydi - Geceleri loş gölgeler arasında - Kum tepelerinde ay yarasında - Mecnuna benzeyen hayaller olurdu - Bu anlarda sanki kalbi dururdu - Bitmiş olan bir daha mı başlayacak - Ne çare başlayan başlamamış - Bitmiş bitmemiş olacak - Gibi gelirdi Ona - Ürküntü geçmiş ama erememişti huzura - Karanlık bitmiş fakat erememişti huzura - Ay tutulmuş tutulmuş kurtulmuştu - Gönlu zaman zaman tutmuştu mustu - Gün kırmıştı siyah çerçevesini - Yarmıştı ışıkta ötesini berisini - Baskın korkusuyla ürperen çadırların - Bugün düzen ve güven, ama yarın!! - Yarına bir güvence olmayan - Neye yarar böyle bir şimdiki zaman - Acıyla da olsa dopdolu olan hayat - Boşalmıştı zemberegi boşalmış bir saat - Gibi. Dönmüştü bomboş bir kagıda - Agızdaki tad benzemiyor eski tada - Irmak kurumuş rüzgar esmiyor - Yakıcı güneşi bir parçacık bulut örtmüyor - Arzu ve korku iki karanlık duygu - Yüreginde birbirini kovalayıp duruyordu - Ya bir gün geri dönerse Mecnun - Yine altüst olursa ortalık bütün - Daha mi iyi olur daha mi kötü bilmiyordu - Bir umut vardı gönlünde eksilmiyordu - Sonra kızıyordu kendine kınıyordu kendini - Kapamak istiyordu içinde eskinin kepengini - Eski oldu diyelim ama neydi yeni - Ve nasıl eskitmeli eskimiyeni - Nasıl öldürmeli ölmeyeni - Nasıl diri sayarsın ölü olanı - Eski bir zehirdi belki ama yeni - Andırıyordu tatsız tuzsuz bir yemegi - Beklemek neyi bekledigini bilmeden - Gün günü ay ayı kovalarken - Beklemek bir vaktin dolusunu - Öç alan kaderin zalim oyunu - Her şey akılla kurulu akılla düzgün - Ama aklın içinde olmalı baharat gibi - Bir parça delilik - Oysa mecnun almış bütün deliligi gitmiş - Kupkuru bir hayat kalmış ve adeta oyun bitmiş - Arzulanan zenginlik, at kumaş ve ziyafet - Yetmez olur insana bir gün elbet - İnsan hep birşey umar bekler - Ne oldugunu bilmez fakat - Fakat sonradan duruldu Leyla - Tevekkülle huzuru buldu Leyla - Ruhta kopan fırtınalar dindi - Gökten gönle sükunet indi - Anladı ki acı tatlı soguk sıcak - Geçmiş ve gelecek ayrılmak ve kavuşmak - Hep aynı varoluşun dönüşümleri - Aydınlanışları ve sönüşümleri - Her şey havada döner durur - Sonunda Tanrı varlıgında yok olur - Ruh hürdür vücut esir - Ruh baldır beden zehir - Ruh hürdür Tanrı aşkıyla - Baglı degil yer ve zaman kaydıyla - Farketmez gelse gelmese Kays (Mecnun) Ona - Gitse gitmese Ona Leyla - Tanrı katında buluşmuşlardır - Hakikat yurduna kavuşmuşlardır”

YAZILANLARIN EKSİK KÖŞESİ;LEYLA KÖŞESİ…
17.12.2004

eeeyy lale...
gün geldi baş aşağı çizildin o en heybetli yapıda mimarın eli ile...
gün geldi sultanlar lalezarında sergiledin imparatorluk görkemini....
gün geldi bir kaç çizgiden ibaret kaldın nakkaşım kamışında...
güngeldi ebruli sayfalarda bir kaç ufak fırça darbesi...
ve gün geldi...
gönlümüzün en kuytu mai köşesinde
sulanması unutulan bir lale soğancığı...
gün sulama günü dür YAZICInın vesilesi ile...
lalenin son hali..
mavi lale....
07.07.2004

Hiçbir şey bir zamanlar o küçücük kafesten seyrettiğin gibi değilmiş gönül. Hani o küçük kafesten seyrederdin ya dünyayı koca bir dağ vardı önünde yamaçlarında papatyaların serpildiği zirvesinin karlarla örtüldüğü. Hep zirvelerde pervaz eden kartallara özenirdin yamaçlarda papatyadan papatyaya konan kelebeklerden ziyade. Pır pır çırpardın kanatlarını sende sıhamazdın kafesine özgür kalacağın günü sabırsızlıkla beklerdin. Ve bir gün açılınca kafesin kapıları işte gün bu gündür uç bakalım uçabildiğin yere kadar denildiğinde alaycı bir tavırla anlayamamıştın bile bu alayın altında yatan acı gerçekleri. Ardına bile bakmadan gözünü zirveye dikmiş başlamıştın kanat çırpmaya gözünde hep o başı dumanlı zirve uçarken sadece süzülen kanat bile çırpmaya ihtiyaç hissetmeyen kartalların asaleti
Ve işte gönül hiçbir şey bir zamanlar o küçük kafesten seyrettiğin gibi değilmiş meğer. Zirve uzak mı uzak zorlumu zorlu. Boyna kanat çırpmak zorundaymışın ve bu çırpınış senin küçük kanatlarının kaldırabileceğinden çok daha fazlaymış. Boranlar esermiş zirveye giden yollarda fırtınalara yenik düşmemek gerekliymiş. Sarp ve kayalık yamaçlar çıkarmış önüne tam tırmanıyorum derken en ufak bir yanlış harekette ayağının kayıp başladığın yere dönme risklerin varmış. Tam rahata kavuştuğunu zannettiğin zamanlarda uçurumlar çıkarmış önüne. Ama gönül sen bütün bunlara rağmen tuturmuştun başı dumanlı zirve diye. Yamaçlardaki kelebekleri basite almıştın. Oysa kafesindeyken zirvelerin hayaliyle yaşamak ne kadar da güzeldi. Ah hayaller. hayaller değimliydi seni bu hale getiren. Ne olurdu seninde hayallerin sadece bir papatyadan ibaret olsa idi. O zaman belki hayaline kavuşmuş olurdun ve bu kadar yorulmuş olmazdın.Bu yorulmalar seni o kadar incitiyordu ki yollarda kırılmamak için taşla örmüştün çevreni. Taşlaşmış bir gönül daha güçlüdür zannetmiştin. Oysa şimdide her inci tanesi değişinde kırılacağın yerde yıkılı veriyordun öylece bir enkaza dönüşüyordun. Ve şimdi gönül kanatların ıslanmış ağırlaşmış olarak yolun ortasında kaldığın şu anda ne yeniden toparlanıp zirvelere doğru hareket etmeye dermanın var nede bir zamanlar basite aldığın kelebekler arasına dönmeye yüzün……
Keşke o küçük kafesten hiç çıkmamış olsaydın. Keşke oracıkta öylece hayallerle yaşasaydın. Yada keşke hiç hayal kurmasaydın. Keşke hiç zirveleri görmemiş olsa idin hiç kartalların uçuşuna şahit olmasa idin. Keşke hiç taşlaşmamış olsa idin. Keşke hiç keşke demek zorunda kalmasa idin.
Yeter gönül sus artık sesini dinlemeyeceğim. Sen ıslanmış yıkılmış olarak kal yolun ortasında. Seni enkazdan kurtarmak için uğraşmayacağım bu sefer. Sıkıldım…… yoruldum…. Pes ediyorum….Ben geri dönüyorum. Nereye onu da bilmiyorum ya. Belki terkedilmiş bir papatyadan kelebeği olmam için müsaade isterim. Kelebek olmayı kabulleniş zoruma gitse de kelebekçilik oynayacağım. Kartal mizaçlı değilim bunu anladım.
Elveda gönül. Hayatın acı melodisi çın çın ötüyor dört yanımda. Sadece bu melodiyi duyuyorum. Kulaklarımı kapadım. Ardımdan seslenme sakın sesini duymayacağım.

keşke bütün bu kitaplarınızı okumamış olsaydım nazan hocam.Keşke beni bu kadar güzel yazmasaydınız. Onlardı gönlümü bu denli azgınlaştıran....:( Hani cümle kapısıydı. Hani cümlesini içine alırdı.Artık kapıların tokmağına da vurmayacağım.
28.01.2004

Bu kitabı okurken bir ruh halinden başka bir ruh haline girecek, kitaptaki her karakter üzerine uzun uzun düşünmekten, Özellikle içerisinde derin manalar yatan her bir cümlenin muhasebesini yapmaktan kendinizi alamayacaksınız. Böyle bir derinlikte ancak üsdat Necip Fazıldan beklenebilirdi. Kitabın olumsuz sayılabılecek tek yönü tiyatro oluşu. Aynı hikaye roman tarzında yazılmış olsaydı çokdaha büyük yankılar uyandıracaktı diye düşünüyorum. Yinede üsdat böyle uygun görnüşse bir bildiği vardır....