Hiçbir şey bir zamanlar o küçücük kafesten seyrettiğin gibi değilmiş gönül. Hani o küçük kafesten seyrederdin ya dünyayı koca bir dağ vardı önünde yamaçlarında papatyaların serpildiği zirvesinin karlarla örtüldüğü. Hep zirvelerde pervaz eden kartallara özenirdin yamaçlarda papatyadan papatyaya konan kelebeklerden ziyade. Pır pır çırpardın kanatlarını sende sıhamazdın kafesine özgür kalacağın günü sabırsızlıkla beklerdin. Ve bir gün açılınca kafesin kapıları işte gün bu gündür uç bakalım uçabildiğin yere kadar denildiğinde alaycı bir tavırla anlayamamıştın bile bu alayın altında yatan acı gerçekleri. Ardına bile bakmadan gözünü zirveye dikmiş başlamıştın kanat çırpmaya gözünde hep o başı dumanlı zirve uçarken sadece süzülen kanat bile çırpmaya ihtiyaç hissetmeyen kartalların asaleti
Ve işte gönül hiçbir şey bir zamanlar o küçük kafesten seyrettiğin gibi değilmiş meğer. Zirve uzak mı uzak zorlumu zorlu. Boyna kanat çırpmak zorundaymışın ve bu çırpınış senin küçük kanatlarının kaldırabileceğinden çok daha fazlaymış. Boranlar esermiş zirveye giden yollarda fırtınalara yenik düşmemek gerekliymiş. Sarp ve kayalık yamaçlar çıkarmış önüne tam tırmanıyorum derken en ufak bir yanlış harekette ayağının kayıp başladığın yere dönme risklerin varmış. Tam rahata kavuştuğunu zannettiğin zamanlarda uçurumlar çıkarmış önüne. Ama gönül sen bütün bunlara rağmen tuturmuştun başı dumanlı zirve diye. Yamaçlardaki kelebekleri basite almıştın. Oysa kafesindeyken zirvelerin hayaliyle yaşamak ne kadar da güzeldi. Ah hayaller. hayaller değimliydi seni bu hale getiren. Ne olurdu seninde hayallerin sadece bir papatyadan ibaret olsa idi. O zaman belki hayaline kavuşmuş olurdun ve bu kadar yorulmuş olmazdın.Bu yorulmalar seni o kadar incitiyordu ki yollarda kırılmamak için taşla örmüştün çevreni. Taşlaşmış bir gönül daha güçlüdür zannetmiştin. Oysa şimdide her inci tanesi değişinde kırılacağın yerde yıkılı veriyordun öylece bir enkaza dönüşüyordun. Ve şimdi gönül kanatların ıslanmış ağırlaşmış olarak yolun ortasında kaldığın şu anda ne yeniden toparlanıp zirvelere doğru hareket etmeye dermanın var nede bir zamanlar basite aldığın kelebekler arasına dönmeye yüzün……
Keşke o küçük kafesten hiç çıkmamış olsaydın. Keşke oracıkta öylece hayallerle yaşasaydın. Yada keşke hiç hayal kurmasaydın. Keşke hiç zirveleri görmemiş olsa idin hiç kartalların uçuşuna şahit olmasa idin. Keşke hiç taşlaşmamış olsa idin. Keşke hiç keşke demek zorunda kalmasa idin.
Yeter gönül sus artık sesini dinlemeyeceğim. Sen ıslanmış yıkılmış olarak kal yolun ortasında. Seni enkazdan kurtarmak için uğraşmayacağım bu sefer. Sıkıldım…… yoruldum…. Pes ediyorum….Ben geri dönüyorum. Nereye onu da bilmiyorum ya. Belki terkedilmiş bir papatyadan kelebeği olmam için müsaade isterim. Kelebek olmayı kabulleniş zoruma gitse de kelebekçilik oynayacağım. Kartal mizaçlı değilim bunu anladım.
Elveda gönül. Hayatın acı melodisi çın çın ötüyor dört yanımda. Sadece bu melodiyi duyuyorum. Kulaklarımı kapadım. Ardımdan seslenme sakın sesini duymayacağım.
keşke bütün bu kitaplarınızı okumamış olsaydım nazan hocam.Keşke beni bu kadar güzel yazmasaydınız. Onlardı gönlümü bu denli azgınlaştıran....:( Hani cümle kapısıydı. Hani cümlesini içine alırdı.Artık kapıların tokmağına da vurmayacağım.