Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220

E-Dergi

Muhammed Alparslan Demir

İnternetle ilgili işlere girişmekten, seyahat etmekten hoşlanırım. Ama Selçuk Baran'ın dediği gibi: "Bütün bunlar boş, en iyisi yeni bir kitaba başlamak!" Bu yüzden buradayım. Öykü okumayı ve öyküler hakkında yazmayı severim. Kurgu dışında en çok tarih ve biyografi okurum. Geçmişten ve yaşamış güzel insanlardan öğreneceğimiz çok şey var, bilirim.

Muhammed Alparslan Demir Tarafından Yapılan Yorumlar

Otel Psikoloğu, neyle karşılaşacağımı bilmeden başlayıp başkarakter ile yolculuğa çıktığım bir roman. Aslında bu yolculuğa mecbur kaldım. Çünkü daha başlangıçta daha önce duymadığım bu iş adını garipsedim. “Böyle bir iş mi varmış,” diye düşünerek okurken başkarakterin de bunu bilmediğini gördüm ve kurguya dahil oldum. Addan dolayı bu bir roman mı, anlatı mı, hikâye mi, otobiyografik eser mi, meslek tanıtımı mı… soruları oluştu. Hakkında bu kadar düşündürürken kahramanın da hiç bilmediği işe girmesi rahatlattı. Yalnız hissetmedim böylece. Karakterin yanı başındaydım. Betimlemeler çok iyi yapılmış. Karakterler de mekân da realist bir gözlemle işlenmiş. İki blok var otelde: A Blok ve B Blok. Bu ikisi arasında müthiş derecede sınıf farkı hissediliyor. Bir bloktan diğerine geçerken bile görüyoruz bu farkı. Hatta geçmeden. Çünkü aralarındaki kapı kilitli. Bloklardan biri kış aylarında aktif ve sadece evsizlere hizmet veriyor. Türlü sebeplerle evlerine gitmeyen veya gidemeyen, genellikle psikolojik problemleri olan misafirler B Blok’ta konaklıyor. Karakterimiz de bu işte deneyimsiz olduğu için deneyim kazandırmak bahanesi ile burada görevlendiriliyor. Orada “sorunlu” tiplerin sorunları ile ilgilenilmek durumunda, A Blok’ta ise müşteri memnuniyeti sağlanması tek mesele. Canı sıkılan muhabbete dahi gelse onu bir iş olarak kabul edip dinledikleri için müşteri memnun kalıyor ve süreklilik sağlanıyor. A Blok’ta daha “deneyimli” psikolog çalıştırma gerekliliği ticari açıdan anlayacağınız.

B Blok’ta sürekli bir olay var… Burada şahit olduğumuz karakterlerin problemlerine şaşırırken karakterin de süreç içinde değişimini görüyoruz. İlk başlarda işe alışıyor daha sonra bu iş karakterin psikolojisini etkiliyor. İlişkilere gelince bir toplumsal çözümleme gibi. Otelde adını duyduğu ve adına şaşırmakla kurguya giren karakterle daha sonraları ilişki yaşamaya başlıyor ve bir süre sonra ona âşık oluyor. Hâl hareketlerinden, seyahatlerinden şüphe duyduğu için hakkında araştırma yapıyor ve evli olduğunu öğreniyor. Buna rağmen onunla ilişki yaşamayı kabul edişi kendi içinde yaşadığı tereddüt ve problemleri “Bunu asla yapmam,” düşüncesiyle çelişiyor. Yaşadığı ilişkiye iş arkadaşları da şahit oluyor. Akıl verdikleri kısımda bizde var olan “Toplum ne der, insanlar hakkımda ne düşünür,” düşünceleri canlanıyor tereddütlerinde yenik düşüp ilişkiye devam etmeyi seçiyor. Bireysel ahlak, toplumu önemseme ve sorgulama süreci çok “bizden” meseleler. Bütün çekincelerde toplumun bakışına göre şekillenmiş karakterleri görüyoruz.

İlişkisini bir süre bitirdikten sonra birilerinin önerisiyle başka erkek arkadaş arayışına giriyor. Çivi çiviyi sökecek mi yoksa bu ilişkiler karakteri önceki ilişkisine mecbur mu bırakacak, okurken merak ettiğim meselelerden biriydi. Bu ilişkilerden herhangi birinde başkahramanın yanında hissetmeseniz de hislerinden birinde muhakkak kendinizi bulursunuz. Hem bireyin kendi psikolojisini çözmeye çalışması hem danışanlarını anlamaya çalışması işlerin ilişkilerle birlikte karmaşık hâl alması da gerçek hayatta rastlanır cinsten.

Dikkatimi çeken şeylerden biri de anlatım tekniklerinin başarıyla uygulanması. Olay içerisinde olay anlatılması, olayların birbirine bağlı da okunması; ayrı bir olay olarak da ele alınabilmesi merakı kışkırtıyor. Olayın içindeki olaylardan biri kayıp kedinin bulunması üzerine olan kurgu. Anlatıcısı, bilinç akışı, diyalogla örülü olması hem geleneksel anlatımla dilin zevkine vardırıyor hem modern anlatımı tadında bırakıyor. Son zamanlarda okuduklarım arasında, en kısa sürede bitirdiğim romandı. Oldukça başarılı, bireyin psikolojine odaklandığım bir roman.
Christian Kleinschmidt'in "Modern Ekonominin Tarihi: 1500-1850 Arasında Dünya Ekonomisi" kitabı, ekonomik tarihin bu önemli dönemine dair kapsamlı bir analiz sunuyor. Kitap, ekonomik gelişmelerin sadece ticari faaliyetlerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda siyasi ve kültürel etkileşimlerle de iç içe olduğunu vurgulayarak, ekonomik tarihin dönüşümünü ve küreselleşmenin köklerini anlamak isteyenler için oldukça iyi bir özet.

Kleinschmidt, karabiberin ticaret yollarını nasıl şekillendirdiğinden, Avrupa'nın ekonomik yükselişine ve dünya ekonomisinin şekillenmesine kadar geniş bir yelpazede konuları ele alıyor. Özellikle karabiberin kıtalar arası ticaretin büyük bir simgesi olarak ortaya çıkışı ve dünya ekonomisinin ortaya çıkışında oynadığı rol, kitapta detaylı bir şekilde incelenmiş. Yazar, 16 ila 19. yüzyıl arasındaki ticari ve ekonomik gelişmelerin hız kazandığı bir dönemi ele alırken, Hindistan'ın ve Çin'in iktisadi önemlerini kaybettiği, yerine Avrupa'nın yükselişe geçtiği bir süreci anlatıyor.

Kitap, ekonomi ve tarih disiplinlerinin kesişim noktasında yer alan herkes için değerli bir referans olmuş. Bu açıdan yazarı da editörü de tebrik etmek gerek. Kleinschmidt, ekonominin nasıl bir evrim geçirdiğini ve bu süreçte yaşanan önemli olayları detaylı bir şekilde aktarırken, okuyucuyu âdeta bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Kitapta yer alan örnekler ve analizler, ekonomik tarihin karmaşık yapısını anlaşılır kılmakta oldukça başarılı. Ben iktisat fakültesi mezunu olmama rağmen bazen bu tür kitaplarda başka kaynakları okumak zorunda hissederdim, bunda o ihtiyacı duymadım.

Bu açıdan bu kitap sadece bir tarih kitabı değil, aynı zamanda ekonomik düşünce ve politikaların nasıl şekillendiğine dair derin bir bakış açısı özeti. Kleinschmidt, Avrupa'nın denizaşırı ticaret macerasının temel noktalarından biri olan hırs ve merak dürtüsünün, yayılmacı politikayı nasıl beslediğini ve bu sürecin ekonomik gelişmelere nasıl yön verdiğini de anlatıyor. Ayrıca, ticaret gemiciliğinde Hollanda'nın gerilemesi ve Britanya ile Fransa'nın yükselişe geçmesinin, gemicilik ve gemi inşaatının Avrupa ekonomisinin en hızlı büyüyen sektörlerinden biri hâline gelmesine nasıl katkıda bulunduğunu detaylandırıyor.

Yazar ayrıca Avrupa merkantilizminin yeni piyasalara girmeyi hedeflerken diğer güçlerin kendi pazarına girmesini de nasıl engellediğini ve bu sürecin denizaşırı ticareti destekleyen kurumlar aracılığıyla tüm dünyada ekonomik gelişmeye nasıl olumlu katkı sağladığını açıklıyor. Kleinschmidt, dünya ekonomisinin Amerika'nın keşfedilmesiyle ortaya çıktığını ve çoğunlukla Avrupalıların girişimleri sonucunda modern anlamda bir dünya ekonomisinin kurulabildiğini vurguluyor.

Özetle, ekonomi ve tarih meraklıları için önemli bir kaynak niteliğinde olduğuna inandığım bu kitap, modern ekonominin başlangıcına ilgi duyan herkesin okumasını tavsiye ettiğim bir eser.
Nasıl kostak, yaman bir dil. İlk ışıkla yeryüzünün uyanış kımıltısı gibi. Lefebvre'nin ritimanalist kavramının edebiyatta vücut bulmuş hâli. Nabzı tutan değil, nabız gibi atan bir metin. Türkçenin darlığından darlananları da mahcup edecek...
Bu yıl basılmış en iyi çeviri kitaplardan biri olabilir. Harika öyküler, müthiş bir soğukkanlılıkla savaşın ortasında yaşayan insanlar, fevkalade bir kurgu... Kaktüs'ün etkisinden çıkmadığım gibi Küçük Hanım öyküsüyle yıkıldım. Yergoviç'in üslubu ve Özge Hanım'ın çevirisi okurundan tam puan alıyor.
Soyuer hocanın kıymetli kalemi sonunda okuyucusuyla buluştu. Berrak bir üslup, tanıdık şarkılar ve müthiş öyküler bu kitapta yer almış. Tavsiye ederim.