Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Gamze furat Tarafından Yapılan Yorumlar

05.07.2025

Kitapta, yalnız kalmış insanların birbirine yaslanarak hayatta kalmaya çalıştığı bir hikâye anlatılıyor. Jamie, Tess ve Tadhg gibi üç farklı karakterin yolları kesişiyor. Her biri farklı biçimlerde kırılmış, farklı biçimlerde dışlanmış.
Jamie' nin zihni sürekli hareket ediyor. Sayılara, desenlere, renk uyumlarına takılan bu çocuk, aslında dış dünyayla bağ kurmakta zorlanıyor.
Jamie’nin en temel özelliği, her şeyi hareketle anlamlandırması. Sürekli hareket eden bir icatla annesine ulaşmayı çabalıyor. Annesinin ölümü, onu ulaşılamaz yapıyor. Bu yüzden icadı da durağan olamaz. Hareket etmek, hâlâ ulaşma ihtimali olduğunu düşünmek demek. Durmaksa kaybetmek demek. Ve bu icadın bir tekneye dönüşmesi, metaforu somut bir simge hâline getiriyor. Tess ise en az Jamie kadar yalnız. Roman boyunca onun çocuk sahibi olamadığı için acı çektiğini düşünürüz. Kısır olduğu söylenir, sessizdir, içine kapanıktır. Elaine Feeney, büyük olayları değil, küçük çöküşleri anlatıyor.
05.07.2025

Montesquieu, kendi sesi yerine Rica’nın ve Usbek’in sesiyle konuşarak bu kitabı yalnızca bir felsefi eser değil, aynı zamanda zarif bir edebi oyuna dönüştürüyor. Bu anlatım biçimi sayesinde, yabancı gözüyle kendi toplumuna bakma cesaretini gösterebiliyor. Kitap, Rica ve Usbek adlı iki İranlının Paris’e gelişiyle başlıyor, fakat aslında okur, onların gözünden Fransa’nın kalbine doğru bir yolculuğa çıkıyor. Başlarda Paris’e hayranlıkla bakan bu iki dost, zamanla yüzeyin altındaki çürümeyi fark ediyor. Güzellik, görgü, akıl ve eğlenceyle övülen bu şehir, aslında yozlaşmış bir yapının üstünü örten ince bir perde gibi beliriyor.
Montesquieu, karakterlerini konuşturarak kilisenin ikiyüzlülüğünü, halkın bilgisizliğini, soyluların boşluğunu eleştiriyor. Ama bunu doğrudan bir vaazla değil, zarif bir ironiyle ve keskin bir gözlem gücüyle yapıyor. Kibirle sarılmış Batı aklına, Doğulunun sağduyusuyla yaklaşmayı öneriyor.
19.06.2025

Alice Munro’ya kendi ülkesinde "Kanadalı Çehov" denmiş. Okudukça bu benzetmenin ne kadar yanıltıcı olduğunu fark ettim. Munro’nun zamanı parçalıdır. Olayları, bir ömür boyunca zihinde kaldıkları hâliyle, dağınık bir biçimde aktarır. Çehov ise doğrusal zaman kullanır. Munro'nun kadınları çok daha karmaşık ve içe dönük. Çehov ise kadını bir tema üzerinden değerlendirir: evlilik, toplum, gençlik. Munro'yu anlayabilmek için onunla kavga etmeyi bırakıp, olduğu gibi kabul etmek gerek. Örneğin Hatırlanan adlı öyküsü, Munro’nun tarzını anlamak için oldukça açıklayıcıdır.
Meriel’in Vancouver’da bir cenazeye gitmeye hazırlanmasıyla açılan hikâye, aslında o andan çok, ona eşlik eden çağrışımlardan, geçmişin yarı açık kapılarından oluşuyor. Karakterlerin iç dünyasını çözümlenmiş hâlde bize vermiyor, onun yaşamı boyunca hissettiklerini bize anlatıyor. Üç katmanlı bir anlatı: şimdi, hafıza ve anlam. Bunların arasındaki bağlar kopuk değil, görünmezdir. Ve ancak dikkatle bakıldığında ortaya çıkar.
17.06.2025

Seniha’nın trajedisi, sadece çirkin oluşunda değil, çirkinliğinin ona çizdiği kaderi kabullenmesindedir. Herkesin ağzından teker teker bunu duyup, kendisiyle yüzleşmez. Annesinin onu sevmemesi, en ağır ve en kesin kabul olur onun için.
Abisi Halit, sadece "kız gibi güzel" olduğu için sevilir, sayılır, arzu edilir. Onu tanımlayan tek şey fiziksel çekiciliğidir.
Mükerrem için de benzer bir şey geçerlidir. Onu da pek tanımayız. Bildiğimiz tek şey güzelliğidir. Nüzhet’in bile teni anlatılırken neredeyse bir kadının vücudu gibi betimlenir: Parlak, tüysüz, ışıldayan bir ten... Güzellik Halit'te olduğu gibi, cinsiyet tanımını bulanıklaştırır.
Seniha' nın ise ne güzel bir teni vardır ne de çekici bir yüzü. Ama o bu gerçeği inkâr etmez. Kendine acımaz, aşk dilenmez.
Seniha bir “kötü karakter” değil, güzelliğin tiranlığına kurban edilmiş bir figürdür. O intikam almaz; sadece görünür olmaya çalışır. Bu da bazen, bir insanın yeryüzünde kalma arzusunun en acı biçimidir.
13.06.2025

Atatürk, bize aklını, kalbini, yalnızlığını, inancını gösteriyor. Nutuk, ne yaptığını değil, neden yaptığını ve nasıl düşündüğünü anlattığı bir fikir günlüğü gibi. Her cümlede hesaplaşma, açıklama, sorumluluk duygusu var.
Sadece dış düşmanlardan söz etmiyor. Yanında olması gereken insanların nasıl ona sırt çevirdiğini, sessiz kaldığını, hatta karşısında durduğunu anlatıyor. Anlıyoruz ki onun hayatında kırılganlığa yer yok. İnandığı değerlerden bir an bile vazgeçmiyor.
Nutuk sadece bir liderin düşüncelerinden oluşmuyor. Bize vicdanı, sorumluluk almayı öğretiyor. Eğer sözlerini dinleyip, devam edebilirsek; o zaman görevimizi yerine getirmişiz demektir.