Toplam yorum: 3.285.257
Bu ayki yorum: 6.783

E-Dergi

Abdullah Furkan Doğan Tarafından Yapılan Yorumlar

Önermemin en önemli sebebi, Dr. Seligman’nın kitapta eğitime de yer vermiş olması. Öğretmenlerin, öğrencilerindeki öğrenilmiş çaresizliklerini nasıl keşfedeceklerini ve buna karşı hangi uygulamaları yapabileceğini gösteriyor. Öğretmenlerin hangi davranışları öğrencilerinde öğrenilmiş çaresizliği başlattığını örneklerle açıklıyor. Ayrıca, öğrenilmiş çaresizliğe sahip bir öğretmenin ‘Öğretilmiş Çaresizlik’e sebep olacağını da anlatıyor. (Öğretilmiş Çaresizlik Martin Seligman'ın yaptığı deney ve incelemeler sonucunda, kendisi deneyip başarısız olan bireylerin (iyi niyetle deneyim aktarımı düşüncesiyle de olsa) çevrelerindeki diğer bireylerin benzer denemeyi yapmalarını engellemeye başladıkları bulgusuna ulaşıldı.)
Kitabın sıkıcılaşan yaklaşık yüz küsür sayfalık kısımları atılsa daha muhteşem olurmuş. Birkaç kere çok güzel ters köşeler yaptı. Poe'nun ölümüyle ilgili yazarın tahminleri kurgusal olsa da, o kadar çok arşiv taramış ki o dönemde ortaya atılan birçok iddayı öğrenmiş oluyorsunuz. Yemek içmek ve ders anlatmak dışındaki her anımı bu romana vererek kısa sürede tamamlayabildim. Okumanızı öneririm. Dedektif hikâyelerinin kurucusu olan Poe, ölümü hakkındaki bu romanı severdi bence.
Jules Verne'in; Edgar Allan Poe'nun yazdığı Arthur Gordon Pym'in Öyküsü isimli eserinin devamı olarak yazdığı roman.

Jules Verne, romanın Charles Baudlaire tarafından Fransızca'ya çevrilmiş hâlini okumuş. (Hem Poe'nun hem de Buzlar Sfenksi'nin çevirmeni Hasan Fehmi Nemli'nin roman içi çevirmen notlarından anladığım kadarıyla.)

Öncelikle sayfa 260'lara hatta kitabın içindeki ikinci kitap kısmı başlayana kadar romanı zor ilerlettim. Evet Poe da uzun betimlemeler vermişti ama Arthur Gordon Pym'in Öyküsü çok sürükleyici. Öyle atmosferler vardı ki kitabı elinizden bırakamıyordunuz. Jules Verne ise epey uzatmış Hiçbir bağlamı olmayan uzun betimlemeleri verip durmuş.

İkinci kitap bölümüyle birlikte roman hız kazanıyor. Okuyacak olanların şaşıracakları ve etkilenecekleri kısımları ellerinden almak istemiyorum. O yüzden içeriğin detaylarını çok paylaşmayacağım ama çok çok iyi bir devam romanı.

Genç Werther'in Acıları romanı çoktan yayınlanmış, ününe ün katmış, bu ünle de Weimar'a gelmiş ve Dük'ün en sevdiği gizli danışmanı olmuştur. Dük'le birlikte çıktıları partilerin, av gezilerinin, eğlencelerin hepsi (istediği kadar müsriflik olarak görsün hepsine istekli katılıyor) hoşuna gidiyor. Dük'ün yardımcılarından aristokrat bir adamın karısıyla aşk yaşıyor, adamın oğlunu kendi öğrencisi gibi görerek bilgi ve donanımıyla yetiştiriyor, başka kadınlarla günübirlik ilişkiler yaşıyor. Dük'ün ona verdiği teftişlik görevini yerine getirmek için de gezilere çıkıyor. Bu teftişlerle de aristokrat zenginlerle yoksul halkın arasındaki uçurumun farkına varıyor bin yedi yüzlü yıllarda.

O sırada Weimar'da idam cezası uygulanmakta hem de en korkunç biçimlerde. Romanda (belgelerden yola çıkılarak) detayları verilen idamları burada anlatmak istemiyorum çok korkunç. Goethe ve Dük idamın kaldırılmasından yanalar. Ama Dük ne kadar istese de yanındakilerin vereceği tepkilerden çekiniyor.
Yazar, asıl hikâyedeki kuzeni alıp ana karakter yapıp ona gerçek bir geçmiş vermiş. Hikâyeye yeni karakterler eklemiş. Ama en önemlisi asıl canavarın Victor olduğunu çok iyi bir şekilde yazmış. Elizabeth'in gözüyle o son yetmiş sayfaya kadar aslında bir canavar olan Victor'un çocukluktan itibaren başladığı kötülüklere şahit oluyoruz. Elizabeth de okur olan bizler de cinayetler açıkça ortaya çıkana kadar Victor'u masum görmeye alışkınız. Yalnızca canavarı yaptığı ve canavar kontrolden çıktığı için suçluyoruz onu.

Victor'a bu kadar gerçekçi yaklaşan yazar insanın ölüme dair takıntısının onu nasıl canavara dönüştürdüğünü göstermiş.