Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220

E-Dergi

Mehdi Özçağlayan Tarafından Yapılan Yorumlar

31.01.2009

nasıl büyük ve güçlü devlet olunur sorusunun en güzel cevaplarından biri. kendinizi kaybetmeden zamana ayak uydurabilirseniz, iyi okuyabilierseni hayatı başarırsınız. özetle bunu anladım diyebilirim bu kitaptan. özellikle tarihe ve siyasete ve sosyolojiye ilgi duyanlara şiddetle tavsiye ederim.
22.01.2009

arap dünyasında bir dönemin toplumsal algısı, psikolojisi ve ahvali hakkında fikir sahibi olabileceğimiz akıcı bir kitap. zaman zaman kendimizden de birşeyleri görebileceğimiz ortak bir kültür sahibi olduğumuzu görebilirsiniz. bu romanın bir dönemde yasaklandığını düşünürseniz nasıl bir kontrol mekanizması olduğunu ve fikir özgürlüğünün islam dünyasında ne derece ihmal edildiğini ve önemsenmediğini anlıyoruz.
17.01.2009

öncelikle tarihe ve ortadoğuya ilgi duyan herkese kitabı tavsiye ederim. kitapta o dönemde rol alan isimlere sıkça yer verilmiş. bu bize sıkıcı gelse de tarih üzerine akademik çalışma yapanlar için güzel bir kaynak olabilir.
bunların dışında, bende, araplar ve biz türkler olmak üzere o döneme ait iki farklı fikir oluştu. bizler açısından ele alacak olursak, itthatçıların o dönemlerde çok acemi oldukları ve eğitim aldıkları avrupadan çok etkilendikleri anlaşılmaktadır. aynı şekilde Abdülhamid Han arapları bize bağlı tutmak için onlara itibar ediyor, makam veriyor, kırmamaya çalışıyor. ancak tahttan iner inmez de ittihatçılar emr-i vaki yaparak araplara hor davranıyorlar. bu da kopuşun başlangıcı oluyor.
diğer yandan Araplar ise, şahsen hiç katılmadığım ve peygamber efendimizin de veda hutbesinde de belirtmiş olmasına rağmen (kimsenin kimseden üstün olmadığı, üstünlüğün takvada olduğu) kral adbullah kur'anın kendilerine indiğini, dinin kendi dinleri olduğunu aynen şu cümlelerle ifade ediyor: "Arapların amacı, Allah tarafından kendilerine verilen bir makamı geri almaktı. Allah şöyle buyurmuyor mu: Sizler, insanlara iyiliği emredip kötülüğü yasaklamak için yaratılmış en hayırlı ümmetsiniz" burda ümmet kelimesi kullanılmasına rağmen kral millet olarak algılıyor. kralın bir başka ifadesi ise, "namaz bizim namazımızdı, kitap bizim kitabımızdı.... ama başımızdakiler daha okuduklarının anlamını bile bilmiyorlardı." bu cümleden benim çıkardığım bu düşüncenin derinlerde yatıyor olmasıdır. lafın gelişi söylenmiş gibi ama çok derin bir anlam çıkıyor. İslamı, peygamberimizi, kitabımızı kendilerininmiş gibi ifade ediyor. bir nevi bizlerin onları yönetmemizi hazmedemiyor olarak algıladım.
önemli bir nokta da, kralın hatıralarını yazarken çok da dürüst olduğunu söyleyemem. şöyle ki başarılarını ve basiretli davranışlarını överek anlatmasına rağmen mağlubiyetlerini kısaca geçiyor ve sanırsınız ki bu mağlubiyetler de hep başkalarının basiretsizliğinden kaynaklanmış. ingilizlere olan hayranlığını kitabın son sayfalarında zaten açıkça dile getirmiş. ancak kendisince çook basiretli bir insan olarak ingilizlerin kendilerine ve diğer araplara neden bu kadar yardım ettiğini hiç sorgulamıyor. zannedersiniz ki ingilizler arapları o kadar seviyor, bağımsızlıklarına o kadar değer veriyor ki yardımda bulunuyor. İslam düüünyasını parçalama gayretlerini nedense göremiyor kral. nitekim parça pinçik bir arap dünyası oluşuyor nihayetinde ama kendisi hala bunu inglizlerin yaptığını anlamıyor ve kendilerine övgüler yağdırıyor.
SONUÇ:
bu kopuş bir anda gelen bir kopuş değildi. sevgiye en yakın his nefret derler. kardeşlerin birbirlerine nasıl düşman olduklarını hepimiz biliriz. bu olayda bu şekilde, ittihatçılar, biz küffarla mücadele ediyoruz bunlar da bizi desteklemek zorunda diyor, araplar ise işleri düşünce bize geliyorlar ama ademi merkeziyetçilik isteyince burun kıvırıyorlar, bize tepeden bakıyorlar diyor. şunu da belirtmek isterim ki, o dönemde bütün araplar osmanlıya karşı çıkmıyor, ittihatçıların her türlü basiretsizliğine rağmen kralın da anlattığı gibi aşiretler arasında çatışmalar da çıkıyor bu yüzden. bizler birbirimize düşman olamayacak kadar yakın milletleriz. ve hepimiz biliyoruz ki tek ses olmadığımız sürece kimseye sözümüzü dinletemeyiz. sadece bir arif ve alim bir insanın bu buzları kırması gerekiyor. aslında arapların bize düşman olmadıklarını ve ihanet demekten artık vazgeçmemizi gerektiren bizzat kitaptaki orjinal şekliyle şerif hüseyinin amman'da yaptığı şu konuşmayla bitirmek istiyorum: "Osmanoğulları sülalesinin İslam'a ve müslümanlara yaptıkları hizmetler ve kazandıkları başarılar inkar edilemez. bu sülale hakkında verilen sürgün kararı müslümanların yüreklerini dağlamış ve kalplerini kırmıştır...."
NOT:bu döneme ilişkin necip mahfuz'un -bıldırcın ve sonbahar- romanını ve han melik sasani'nin -payitahtın son yıllarında bir sefir- kitabını tavsiye ederim.