Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930

E-Dergi

ayşemeşkure Tarafından Yapılan Yorumlar

11.11.2025

“İnşallah bu kitaptan benim gibi ikaza muhtaç diğer din kardeşlerim de istifade ederler. Kitabımda dinî hikâyelere, ibret dolu hadiselere, hoş ve latif nüktelere büyük ölçüde yer verdim. En samimi dileğim, gönül ehli kardeşlerimin kitaptaki sohbet meclislerinden yeterince istifade etmeleridir. Rabbim şu naçiz hizmetimi dergâh-ı izzetinde makbul ve mebrur eylesin.”

İslam ilim geleneğinde iştihar etmiş eserler vardır, bunlardan biri de kırk hadis literatüründe emsalsiz bir yere sahip olan İmam Nevevî’nin el-Erba‘ûn’udur. Bu eser, etrafında gelişen şerh, tercüme, manzum ve mensur müktesebat sayesinde günümüze kadar adından söz ettirmeyi başarmıştır.

Elinizdeki eser 16. yüzyılda yaşamış Mısırlı bir âlim Ahmed b. Hicâzî el-Feşnî’nin kaleme aldığı bir el-Erba‘ûn şerhidir. Taşıdığı ilmî derinliğin yanı sıra ibretli hikâyeler, şiirler, tembihler ve hikmetli sözlerle dikkat çeken bu eser, okuyucusunu klasik ilim geleneğinin engin birikimini yansıtan bir sohbet meclisine davet ediyor.
11.11.2025

Nakşibendiyye, özellikle 17. yy.ın başlarında İmam-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî’nin öncülüğünde Müceddidîliğin neşet etmesiyle büyük bir ivme kazanır. 19. yy başlarında ise Hâlid-i Bağdâdî, Müceddidîliğin Ortadoğu’nun neredeyse tamamına yayılmasını sağlayarak tarikatı dinî, ilmî ve toplumsal dönüşümlerin başlıca aktörlerinden biri hâline getirir.

Bu eser, Hâlidîliğin doğuşunu ve yayılışını siyasi, sosyal, ilmî ve tasavvufi yönleriyle ele alıyor. İlk bölümde Mevlânâ Hâlid’in hayatı, şahsiyeti, halifeleri ve eserlerini inceliyor; ikinci bölümde tarikatın tarihî gelişimi, Anadolu ve Ortadoğu’daki yayılışı, karşılaştığı muhalefet ve toplumsal tesirleri tartışılıyor. Üçüncü bölümde ise Hâlidî tasavvuf geleneğinin nazarî ve amelî esasları, adap ve erkânı ele alınıyor.

Kitapta Nakşibendî geleneğinin kuruluşundan Anadolu’ya girişine kadar tarihî süreci ortaya koyarak Mevlânâ Hâlid’le birlikte kazandığı yeni dinamizm ve toplumsal etkilerini kapsamlı bir şekilde ele alıyor.
09.10.2025

“Heidegger’e göre Batı düşüncesi Eflatun’dan bu yana Varlık sorusunu unutmuş ve onun yerine bilgi, özne, nesne, cevher, dünya gibi ikincil kavramları ikame etmeye çalışarak büyük bir yanılsamanın içine savrulmuştur. Modernitenin ürettiği sorunlar insanlığın başına gelen büyük felaketin sonuçlarından bazılarıdır. Asıl derin kriz, Varlık meselesinin unutulmasıdır. Heidegger’in misyonu ‘Varlık nedir?’ sorusunu yeniden sormak ve bizi bunun cevabını araştırmaya hazırlamaktır. Zira soruların efendisi olan bu soruyu sormadan hiçbir meselemizi çözmemiz mümkün değildir.”

Bu kitap yazarın Heidegger’in düşünce dünyasına yönelik duyduğu ilginin fiziken gerçekleşen bir yolculuğun ardından serbest ve özgün bir tarzda dile gelişidir. Yazarın niyeti, kendi sezgisel kavrayışıyla her an yeniden var olan, zuhur eden, kendini saklayan ve sonra tekrar gösteren, her an akış hâlindeki gerçekliğin, oluşun ve varlığa gelişin bize sunduğu imkanları anlayabilmektir.
13.08.2025

Kabala'nın ana metinlerinden biri olan Sefer ha-Zohar üzerine derinlemesine bir çalışma. İlk bölümde Sefer ha-Zohar hakkında bilgi ediniyoruz. İkinci bölümde sefirotları tek tek ele alan yazar, üçüncü bülümde “insan” üzerinde duruyor. Yahudi mistik geleneğinde âlem tasavvurunu ve insanın mahiyetini öğrenmek isteyenler için akademik üslupta kaleme alınmış kıymetli bir çalışma. Yazarın İbranice ve Yahudi düşüncesine vukufiyeti sayesinde birincil kaynaklardan hareket etmesi çalışmanın ayırt edici özelliği. Bu çalışmayı okurken sudur veya feyz teorisine benzer bir nazariye göreceksiniz. İlahi sıfatlara benzer şekilde "sefirot"ların manevi hiyerarşi içinde açımlanması dikkat çekici!
13.08.2025

"Yüce bir boyutu keşfetmek için, en azından benim hayatımda, hacdan mı başlamak gerekiyordu? Ve neden hac? Kuşkusuz temsil ettikleri, İslam'ın tamamlayıcı unsuru olması ve Müslümanları bir araya getiren ortak nokta olması nedeniyle. (...) Hac vazifesini yerine getirmem hâlinde, hayatımda bir sayfayı kapatmam gerektiğini biliyordum. (...) Mekke'yi ve Medine'yi ziyaret edip değişmezsem ne anlamı kalırdı hacca gitmenin? Hem hac, hicret değil midir? Allah'a hicret."

İslam dünyasının en batı ucunda sömürgecilik belasından nasibini almış bir coğrafyanın zeki bir cocuğunun entelektüel krizin ardından özüne kavuşma hikâyesi. Samimi ve otobiyografik bir anlatı.

Hassan Aourid, yıllarca ağzı maskelenmiş bir deve misali (mukmah) dik başlı ve mağrur gezdiğini ama tam da bu sebepten hemen yanı başında akan pınardan mahrum kaldığını anlatıyor. Sonunda maske düşüyor ve ilahi tecellilere kanıyor. Kitabın ismi de buradan geliyor: Mekke'ye Kanmak.