Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
Şarih Tarafından Yapılan Yorumlar
Hacmi küçük bu kitap, analitik felsefenin büyük oranda dil felsefesi olduğu dönemi, temel fikirler açısından ele alıyor. Dil felsefesi, dil hakkında felsefe yapmak değil, felsefi soruları dil analizi üzerinden cevaplamaktır. Bu ise büyük oranda mantığın verdiği imkanlar içinde yürütülmektedir ve analitik felsefenin bu dönemindeki felsefe bir anlamda uygulamalı mantıktır. Yazarın anlatımı kısa ve özlü olduğu için konulara aşina olmayan okuru zorlayabilir.
Kitap filozofları üç döneme ayırarak ele alıyor:
"Aşırı şematize ederek denebilir ki, birinci kuşak filozoflar dilin özellikle sentaktik görünümüyle, ikinci kuşak pragmatik görünümüyle ve üçüncü kuşak ise semantik görünümüyle ilgilendi. Hatta denebilir ki, birinci kuşak filozoflar doğal dilleri kurban etme pahasına mantığa; ikinci kuşak mantığa sırt çevirme pahasına gündelik dile öncelik verdi; üçüncü kuşak ise (mantığın tekliğini parçalamak pahasına) doğal dillerin mantıksal bir formelleştirilmesine teşebbüs eder."
Platon'nun diyaloglarının birden çok çevirisi olmakla birlikte Platon'a dair ikincil literatür Türkçede oldukça zayıftır. Cornford'un çalışmaları hariç bırakılırsa Platon'a dair Türkçe çeviriler genellikle giriş kitaplarıdır. O yüzden bu kitap önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Kitapta konu edilen diyaloglar şunlardır: İon, Küçük Hippias, Gorgias, Lakhes, Menon, Kharmides, Protagoras ve Lysis.
Kitap sadece bu diyaloglara dair bir okuma sunmuyor, Platon'a dair bütüncül bir okuma teklif ediyor. Yaygın gelişimsel okuma yerine bütüncül bir yaklaşım sergiliyor. Bu metnin yazıldığı dönemde, Sokratik olarak adlandırılan ve genellikle erken dönem olduğu kabul edilen diyaloglarda, Platon'un henüz gelişmemiş bir felsefe sunduğu, sonraki diyaloglarında fikirlerini geliştirdiği fikri yaygındı. Buna karşı yazar bu diyaloglar ile sonrakilerin bir bütün olduğunu, Sokratik diyaloglarda, okuyucuların ahlaki ve entelektüel yönelimlerini değiştirmeyi hedefleyen pedagojik bir amaç olduğunu savunuyor.
Ülkemizde "Felsefece Düşünmenin Yolları" adlı felsefeye giriş kitabıyla tanınan mantıkçı ve filozof Bochenski'nin otorite kavramı hakkındaki uygulamalı mantık kitabıdır. Kendi felsefesini "analitik felsefe" olarak tanımlayan filozof, analitik felsefenin esasının "dil analizi" olduğunu bununla kastettiği şeyin ise "uygulamalı mantık" olduğu belirtiyor.
Kategorik olarak bir ilişki olan otoritenin mantıki yapısını, toplumsal gerçeklikte neye tekabül ettiğini analiz ediyor. "Temellendirilmiş otorite" kavramıyla meşru ve gayrimeşru otoriterler arasındaki farkı ortaya koyan filozof, bir yandan otoritenin toplumsal gerçeklik için vazgeçilmez olduğunu ve onun çeşitlerini gösterirken diğer yandan da otoritenin suistimal edildiği durumlar için eleştirel bir kavramsal çerçeve sunuyor.
Bir mantıkçı nasıl felsefi analiz yapar ve mantık felsefede ne işe yarar görmek için ideal bir kitaptır.
Analitik felsefenin son yıllarında felsefenin mahiyetine ve gene analitik felsefe geleneğinin ne olduğuna dair tartışmalar artmıştır. İkinci konuya dair birçok makale ve kitap yazılmıştır fakat bu kitap şu ana kadar yazılmış en kapsamlı analitik felsefe soruşturmasıdır denilebilir. Yazar önsözde bu literatür hakkında bir değerlendirme yaparak kitaba başlıyor ve kitap boyunca Türkçeye maalesef yeteri kadar çevrilmemiş analitik felsefe literatürü hakkında da bilgi veriyor. Yazar önce tarihsel arka planı sunuyor arkasından analitik felsefenin ne olduğunu belirlemek için ortaya konulan temaları ele alıyor. Her birinin analitik felsefeyle ilgili olduğunu ama onu tanımlamak için yetersiz olduğunu gösteriyor. Çağdaşı birçok yazar gibi analitik felsefenin bir tanımının yapılamayacağını ancak onun betimlenebileceğini savunuyor.
Kitabı, kendisi de analitik felsefe geleneği içinde çalışan Baran Kaplan çevirdiği için ortaya güvenilir bir Türkçe kaynak çıkmış.
Yakın dönemin en önemli muhafazakar filozoflarından Scruton bu kısa kitabında, insan doğasına dair sağduyuya dayalı kavrayışımız ile Dennett veya Dawkins gibi filozofların indirgemeci ve doğalcı kavrayışı arasındaki gerilim ele alıyor. O bilimsel açıklamaları doğru kabul ediyor, yadsımıyor lakin bunların sınırlılıklarının altını çiziyor. Bilimsel açıklamaların sağduyuya dayalı kavrayışımızı ortadan kaldıramayacağını savunuyor. Temel savı, insanın hem maddi birer varlık hem de bundan çok daha fazlası olduğudur. İnsan biriciktir. Yazara göre sağduyuya dayalı insan kavrayışı etik, estetik ve hukuk ile oldukça yakından ilişkilidir ve bundan vazgeçmenin bedeli bu alanların anlamının önemli ölçüde yitirilmesine yol açacaktır.
Eser, günümüzde gittikçe popülerleşen "insan nedir" tartışmalarına ve sağduyuya dayalı insan anlayışının savunusuna bir başlangıç için iyi, felsefeye meraklı okurlar için okuması kolay bir kitaptır. Kitabın mütercimi de çok sayıda çevirisi olan Murtaza Özeren'dir.