Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
solskjaer Tarafından Yapılan Yorumlar
Louis-Ferdinand Céline’in Gecenin Sonuna Yolculuk adlı eseri, yirminci yüzyılın en sarsıcı ve etkileyici romanlarından biridir. Bardamu adlı anti-kahramanın yaşamına odaklanan roman, Birinci Dünya Savaşı’ndan Afrika’ya, Amerika’dan Fransa’daki bir akıl hastanesine kadar uzanan bir yolculuğu anlatır. Sefalet, yozlaşmışlık, hastalık, delilik ve ölüm bu yolculuğun her adımında karşımıza çıkar. Céline, insanın varoluş karşısındaki çaresizliğini ve toplumsal çürümeyi, karanlık ama şiirsel bir dilde, etkileyici bir ritimle sunar.
Roman, bir yüzyılda iki dünya savaşı çıkaran insan ruhunun yazınsal otopsisidir. Yazarın, Julia Kristeva’nın ifadesiyle "söz kadar canlı bir yazı" ile kaleme aldığı eser, hem karanlık hem de kahkahalarla doludur. Céline’in dilindeki büyü, onun çağdaşlarından onu ayıran özgünlüğüdür; Céline’in etkisi, çağdaşlarının gözünde “son 2000 yılın en büyük yazarı” olmasına kadar ulaşmıştır.
Kafamda Bir Tuhaflık, Orhan Pamuk'un altı yıl süren çalışmasının ürünü olarak, hem bir aşk hikâyesi hem de modern bir destan niteliği taşıyor. Roman, İstanbul sokaklarında bozacılık yapan Mevlut’un, 1969'dan 2012'ye kadar geçen süredeki yaşamını ve ona paralel olarak, üç yıl boyunca aşk mektupları yazdığı sevgilisiyle olan ilişkisini anlatıyor. Mevlut, bir yandan şehrin değişen yüzünü, sokaklarındaki çeşitliliği, Anadolu’dan gelen zenginleri izlerken, diğer yandan ülkenin siyasi dönüşümlerine ve toplumsal çatışmalara tanık olur. Mevlut’un kafasında beliren “tuhaflık” ise, onun hayatını anlamlandırma arayışının merkezinde yer alır. Roman, aşkın, niyetin ve kısmetin insan hayatındaki yerini sorgularken, aynı zamanda şehir hayatı ile aile hayatı arasındaki çatışmayı ve kadınların ev içindeki öfke ve çaresizliklerini derinlemesine inceliyor.
Sessiz Ev, Orhan Pamuk'un ikinci romanı olarak, bir ailenin dağılmakta olan yapısı üzerinden Türkiye'nin Cumhuriyet dönemi ve modernleşme tarihindeki gizli çatışmaları ve şiddeti irdeliyor. Roman, İstanbul yakınlarındaki Cennethisar kasabasındaki babaannelerini ziyaret eden üç torununun gözünden anlatılır. Torunlardan biri tarihçi, biri devrimci, biri ise zengin olmayı hayal ederken, babaannelerinin doksan yıllık geçmişi, dedelerinin büyük bir ansiklopediyi yazma hayali ve Doğu ile Batı arasındaki uçurumu kapatma çabası yavaşça açığa çıkar. Orhan Pamuk, kuşaklar arasında sessiz gözlemlerle bir köprü kurarken, aile içindeki geçmiş ve modern Türkiye'nin toplumsal yapısı arasındaki derin bağları ele alıyor. Pamuk'un dilsel yoğunluğu ve farklı perspektifleri, romanın klasik ve modern bir karışımı olmasını sağlıyor.
Orhan Pamuk'un ilk büyük başarısını kazandıran Cevdet Bey ve Oğulları, 20. yüzyılın başından itibaren İstanbul'da yaşayan bir ailenin üç kuşak boyunca yaşadığı serüveni anlatıyor. İstanbul'un Nişantaş semtindeki bir ailenin yaşamını, aile içindeki ilişkileri ve zamanın akışını detaylı bir şekilde işleyen roman, Batılılaşma sürecinde bir ailenin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin özel yaşamını gözler önüne seriyor. Abdülhamit döneminde küçük bir tüccar olan Cevdet Bey, hem işlerini büyütmek hem de modern bir aile kurmak amacıyla geleneksel ailesini bir kenara bırakır. Bu süreç, ailenin ve toplumun geçirdiği dönüşümü simgeliyor. Pamuk, romanında zaman, mekan ve insan ilişkileri arasında derinlemesine bir çözümleme yaparak, okuru içine çeken, zengin bir anlatı sunuyor.
Orhan Pamuk'un "en renkli ve en iyimser romanı" dediği Benim Adım Kırmızı, 1591 yılında İstanbul’da geçen, Doğu ile Batı’nın dünyayı görme biçimlerini, aşkı, ölümü ve resim sanatını keşfeden bir tarihi roman. Eski Osmanlı minyatür sanatçıları ve onların yaşamları etrafında dönen öyküde, bir cinayet ve şehvetle dolu bir aşk hikâyesi yer alıyor. Şeküre’nin yeni bir koca arayışı, saray nakkaşlarının tehlikeli resim yapma süreci ve aşk, sanat, ölüm arasındaki derin bağlantılar, romanın ana temasını oluşturuyor. Kitap, bir yanda unutulmuş resim sanatına veda ederken, diğer yanda ölüm, sanat, ve insan ruhunun karmaşıklıklarını irdeliyor.