Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899
E-Dergi
solskjaer Tarafından Yapılan Yorumlar
Claudio Morandini’nin Taşları tam bir gariplikler şöleni! Bir köy düşünün; taşlar her yerde, ama öyle sıradan taşlar değil, fısıldayan, hareket eden, adeta yaşayan taşlar. Köylüler taşlarla başa çıkmaya çalışıyor ama bir yandan da neyin peşinde olduklarını bilmiyorlar. Jeologlar bilimsel açıklamalar getirse de, köylüler doğaüstü varlıklardan şüpheleniyor. Morandini, doğanın gücünü ve insanın ona karşı çaresizliğini harika bir şekilde anlatıyor. Efsanelerle dolu bu atmosferde kaybolmak gerçekten keyifli! Taşlar ve köylüler arasındaki gizemli mücadeleye tanık olmak istiyorsanız, bu kitabı mutlaka okuyun!
Muriel Spark’ın Sürücü Koltuğu tam anlamıyla tuhaf ama çekici bir yolculuk romanı gibi! Hani okurken “Bu kadın nereye gidiyor?” diye sorarsınız ya, işte bu kitap tam o noktada sizi yakalıyor. Tek yön biletli bir kadın, kendi kaderini çiziyor ama sanki farkında değil gibi. Spark, olayı bir polisiye gibi başlatıp, gerilim ve romantizmle harmanlayarak öyle bir atmosfer kuruyor ki, kendinizi adeta kadının yan koltuğunda buluyorsunuz. Her sayfada, olaylar biraz daha garipleşiyor, ama tuhaf bir şekilde bu gariplik sizi içine çekiyor. Farklı, karanlık ve sarsıcı bir deneyim arıyorsanız, bu kitabı kaçırmayın!
"Raydan Çıkan Trenler", Latin Amerika edebiyatının o karanlık ve yoğun atmosferini başarıyla yansıtan bir eser. Hernán Ronsino, Arjantin’in ıssız bir kasabasında geçen bu hikayede dört farklı anlatıcı ve dört farklı zamanı ustaca bir yapboz gibi birleştiriyor. Aslında sıradan gibi görünen olaylar, o kasvetli Latin Amerika havasıyla birleşince tuhaf ve karanlık bir suç öyküsüne dönüşüyor.
"Kabuklar", Georges Didi-Huberman’ın düşünsel dünyasına açılan kapı niteliğinde kısa ama etkileyici bir eser. Kitabın merkezinde, Auschwitz Müzesi’ni ziyaret eden yazarın, bir huş ağacından kopardığı kabuklar üzerinden hafızaya, tanıklığa ve mekâna dair derin bir sorgulama var. Yani, sadece bir tarihsel ziyaretten bahsetmiyoruz; Didi-Huberman, bu sessiz tanıklık yapan doğa parçalarını alıp, onları toplumsal hafızanın simgeleri haline getiriyor.
Friedrich Dürrenmatt'ın "Gözlemcileri Gözlemleyenin Gözlemi" tam anlamıyla zihinsel bir labirent gibi. Bu kısa ama yoğun öyküde, polisiye kurgunun sınırları tamamen zorlanıyor. Yani, klasik bir dedektif hikayesi ya da katil kim sorusu falan bekliyorsanız, bambaşka bir şeyle karşılaşacağınızı şimdiden söyleyeyim. Dürrenmatt burada gözlem, gözlemlenme ve gözlemci olma kavramlarıyla adeta bir oyun oynuyor. Bir psikiyatrın karısının kayboluşunu çözmeye çalışan F. ile başlıyoruz, ama iş o kadar basit değil. Kadının izini sürerken fark ediyorsun ki aslında kimin kimi gözlemlediği bile karışıyor.