Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220
E-Dergi
Tuba Coşar Tarafından Yapılan Yorumlar
Kolektif hafızanın nasıl siyasallaştığını gösteren sert bir metni. Bireysel hafıza ile ulusal hafıza arasındaki paralelliği açığa çıkarıyor: Geçmişe dönme arzusu masum değil, çoğu zaman bugünün sorumluluğundan kaçış.
Karrekter üzerinden kurulan belirsizlik, anlatıcının güvenilmezliği ve zamanın lineer olmaktan çıkarılması; hepsi bilinçli bir tercih. Roman olay anlatmıyor, hafızanın nasıl kurulduğunu gösteriyor. Ülkelerin “en mutlu” on yıllarına dönme isteği, romantik bir geri dönüş değil; demokratik bir görünüme bürünmüş kolektif bir gerileme arzusu. Toplumların travmayla yüzleşmek yerine seçilmiş anılara sığınması, bireyin kendi geçmişini idealize etmesiyle paralel ilerliyor.
Çağımızın en tehlikeli eğilimini — geçmişi güvenli bir sığınak olarak yeniden inşa etme arzusunu — berrak biçimde ortaya koyuyor.
Benim açımdan bu kitap, “geçmiş güzel miydi?” sorusunu değil, “geçmişi kim seçiyor ve neden?” sorusunu sordurduğu için önemli. Çünkü mesele hatırlamak değil; hatırlamanın iktidarı.
Kitap kollektif bellek üzerine çok güzel yazılmış ancak bu erkek kolektif belleği kadının ki yok.
Cennetin Kökleri, sömürgeciliğin çıplak şiddetini ve insanlığın kendi karanlığıyla yüzleşmesini anlatan sarsıcı bir roman. Üniformanın arkasına saklanan kötülük, savaşta kadın bedeninin işgal edilen bir toprak gibi görülmesi ve insanın sistem adına nasıl vahşileşebildiği açıkça gösteriliyor. Tecavüze uğrayan kadının “onlar üniformalıydı” diyerek kendini zihinsel olarak koruması, travmanın hayatta kalma biçimi olarak duruyor.
Filler ise doğanın düşmemiş son kalesi; insanlığın henüz tamamen kirletemediği bir alanın sembolü. Morel’in direnişi naif ama inatçı. Roman, insanlığın bir kabus olabileceğini gösterirken yine de küçük bir etik ısrar bırakıyor: Umut bazen bir fil kadar ağır, sessiz ve yok edilmek istenen bir şey olabilir.
Ama o umut da av listesindedir. Yine de varlığı, hâlâ tehdit oluşturduğunu kanıtlar.
Bekle Beni, politik hafızaya edebiyatla yaklaşan bir roman değil; politik hafızayı edebiyat kisvesiyle aktaran bir anlatı. Tanıklık kıymetli olabilir, ama edebiyat tanıklığın yetmediği yerde başlar. Burada o eşik geçilmiyor.
Bu kitap, geçmişin bugünü delirtmesine izin vermeyen, köksüzlüğü bir özgürlüğe dönüştüren bir kadının onurlu yenilgi destanıdır. Kincaid’in ritmik ve soğuk üslubu, okuru teselli etmek için değil, sömürge sonrası insanın o sarsılmaz ve kimsesiz iradesini teyit etmek için oradadır.