Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

watermelon Tarafından Yapılan Yorumlar

22.10.2002

Ahmet Altan'ın yazarlık hayatında iki dönem olduğunu söylemiştim önceki yorumlarından birinde:
"Kılıç Yarası Gibi" ye kadar, babası Çetin Altan'ın tolundan gidiyor gibiydi. Mesela, ilk romanı Dört Mevsim Sonbahar, Çetin Altan okurlarının oldukça hoşlanacağı bir romandı. "Kılıç Yarası gibi" ve "İsyan Günlerinde Aşk" ta ise, Ahmet Altan'ın kendi üslubunu kazanmasına büyük bir mutlulukla şahit oldum. Olayları anlatırken, gerçekleştiği zamanın dilini kullanan akıcı bir üslup, mükemmel denilebilecek kişi tahlilleri, engin tarih bilgisinin romana kusursuz yansıması vs. beni bir A. Altan okuru yapmıştı. "Aldatmak" çıkınca, tereddütsüz aldım. Kitap, son iki roman bir yana dursun, yazarın diğer romanlarıyla bile karşılaştırılamayacak kadar kötü. Durumu şöyle özetleyebiliriz:
Olaylar Yok (Sadece Aldatmak ve Hırsızlık)
Kişi tahlilleri yok
Tasvirler yok
Kitap, sanki bir ilkokul çocuğunun elinden çıkmış. Belki Televizyonda kitabın reklamının yapılmasının sebebi de bu...
Sizi bilmem ama ben, Aydan'ı, Cem'i Hâluk'u değil, Şeyh'i, Mehpareyi ve Hüseyin hikmeti özledim.
Ben eski A. Altan'ı özledim...
09.10.2002

Roman'ı sadece "yazmak" için yazmayan nadir yazarlardan olan Yıldız, bu kitabında da toplumun yaralarına parmak basmaya çalışmış. Kan davasından, tek parti dönemine, hayalleri yarım kalmış bir kızın dramından, idealist bir doktora kadar bir çok şeyi bulacağınız bu kitabı bir gecede bitireceksiniz. Yazarın romanlarının en büyük özelliği ise, tamamen hayatın içinden olması. Verdiği mesajsa: "Çok geç değil, her zaman bir çıkış vardır" gibi…
09.10.2002

A. Günbay Yıldız, ban bu kitabı yazış sebebini açıkladığında, ister istemez hak verdim ona. O zamanlarda bayâ bi popüler olan mektup romanları, aslında bize yeterince bir şey vermiyordu. Millet Susanna Tamaro'nun Yüreğinin Götürdüğü Yere Git'ini yere göğe sığdıramayınca, A.G. Yıldız da "millet kaliteli bir roman görsün" fikriyle bu küçük romanı almıştı kaleme. Kalemine sağlık Ahmet Abi, gerçekten de çok hoş bir çalışma. Dostoyevski'nin "İnsancıklar" ından bu yana benzeri olmayan bir mektup-roman…
09.10.2002

Simyacı'yı okuyunca, günlerce kendime gelememiştim. Bu kitabı ise, ofisteki bir arkadaş okurken görmüştüm. Tabi herkes gibi ben de kitaba başlarken bir "Simyacı", bir klâsik daha bekliyordum. Biraz hâyal kırıklığı oldu tabii. Ama şunu unutmayın; Coelho'nun diğer kitaplarından, Simyacı gibi olmasını istemek haksızlık olur. Çünki, Simyacı'da Sahara'nın o büyülü atmosferi var... Bu kitapta ise aşk ön planda olmasına ve mitoloji ile süslenmesine rağmen o tadı vermiyor. Çünki EVRENİN RUHU, SAHARANIN, SAMYELİNDE SAVRULAN KUMLARINDA GİZLİDİR. O tadı yakalayamasa da başarılı bir kitap, kitaplığınızın karizmasını bozmaz(!)
Hoşçakalın...
09.10.2002

Benim için başlıbaşına ayrı bir yeri olan bu romanı eleştirmek için niçin bu kadar uzun süre bekledim bilmiyorum. Kısmet bugüneymiş...
30. Baskısını almıştım. Bitirmeden bırakmamıştım elimde. O günden bu yana, kitaplığımı her yoklayışımda, bu kitabı görüyor, içinden bir sayfa açınca, kitabı sonuna kadar okumadan elimden bırakmıyorum...
Belki sekiz defa okudum. Tamam, bana belki aptal diyeceksiniz ama beni kolumdan tutup, sahra rüzgârlarına götüren başka birşey yok ki...
Kitap hakkında bazı alâkasız yorumlar var, yok "insanın bir ideali olmalıymış" yok "azmin sonu başarıymış" yok "asıl hazineyi uzakta aramamak gerekir, gerçek hazine yanı başımızdaymış" falan... Belki kişisel menkibe kısmı biraz kayda değer ama kitabı asıl çekici kılan şey, kitabın ortamı... Coelho'nun o mükemmel üslubu (nedense sadece bu roman için geçerli bir üslup!)... Bence kitabı çekici kılan şey çöl! Rüzgârda uçuşan sahara kumları... Yoksa hikâyenin aynısını mesnevîden de bulabilirsiniz. Ama orda yazan hikâyede Fatıma yok... Böylesine çekici bir çöl yok... Böylesine bir aşk yok... Kitap, bir çok "Dünya klasiği" diye adlandırdığımız kitapları bile geride bırakan gerçek bir klasik...
Hoşçakalın...