Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Cumali Bozkurt Tarafından Yapılan Yorumlar

11.05.2006

...1815-1914 devresini ele aldığımızda, bu devrenin, bitelikleri itibarıyle birbirinden farklı iki kısma ayrıldığını görürüz. Birincisi, 1815-71 devresi, ikincisi de 1871-1914 devresidir....Bu sebeple Avrupa'nın yukarıda belirttiğimiz iki kısımdaki gelişmelerini ana çizgilerle ele aldıktan sonra, bu yeni alan ve unsurlara da kısaca değinmeye çalışacağız...
08.05.2006

Mustafa Armağan'ın kaleminden UFUKLARIN SULTANI’NA, bir elinde Homeros’un, öbür elinde Gazâlî’nin eserini okuyan, Doğu'nun ve Batı'nın hükümdarı Fatih Sultan Mehmet'e dair bilmedikleriniz bu kitapta...
Bosna’nın fethinden önce, Mayıs 1463’de tebdil-i kıyafet ederek bir derviş kılığında Fransisken rahibi Fra Angel Zuizdovic’le görüştüğü söylenen Fatih’in portresi, her şeyi açıklıyor. Bu görüşmeden, bildiğimiz meşhur ahidname çıkmıştır. Hani şu, “Hiç kimse ne Hıristiyanlara, ne de kiliselerine dokunmayacak, kaçanlara özgürlük ve güvenlikleri verilecek, geri dönebilecekler ve manastırlarında, hâkimiyetim altındaki topraklarda yaşayabilecekler” diyen ve bugün Fonitsa’daki manastırda saklanan altın değerindeki ferman...
Fatih’in gayesi, insanlığın yüzünü Doğu’ya veya Batı’ya çevirmek değildi. Önemli olan, insanlığın yüzünü yerlerin ve göklerin yüce yaratıcısına çevirmekti. Onun görevi, toprağı gübrelemek, çapalamak ve aşılamak, velhasıl zemini hazırlamaktı. Ama bunun için de uygun bir toprağın olması gerekiyordu ve fetih işte tam da bunu sağlıyordu.
Okuyucusunu her yeni kitabıyla bir kere daha ‘tarihle birlikte düşünme’ye çağıran Mustafa Armağan, Ufukların Sultanı’nda detektörünü Fatih Sultan Mehmed’e çeviriyor ve onu Ufukların Sultanı olarak görmemizi istiyor; yalnız geçmişin ufuklarını değil, bugünün ve yarının ufuklarını da belirleyen bir proje adamı olarak konumlandırıyor onu. Kitapta bugünün içinde bir geçmiş nefes alıp verirken, geçmişin içindeki bugünü de kımıldanır bulacaksınız.
06.05.2006

Almanya'da Baider Mainhoff, İtalya'da Kızıl Tugaylar üyelerini bir gecede çökertmek nasıl bir derin devlet operasyonudur? ABD Başkanı Kennedy hangi derin devletlerin yaptığı ittifak sonucu öldü? Susurluk kazası kimin eseri? Sır perdesi hâlâ aralanmış Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Necip Hablemitoğlu vb. cinayetler hangi istihbarat örgütünün operasyonu?

Dünyanın en iyi yapılanmış derin devleti hangisi?

PKK ve Abdullah Öcalan hangi derin devletin kucağında büyüdü?

Derin devletler niçin mafyaya ihtiyaç duyarlar?

Aklınızı kurcalayan tüm bu soruların cevabını deneyimli gazeteci Ömer Lütfi Mete ile eski istihbaratçı Mahir Kaynak veriyor.
06.05.2006

“Merak” ne demektir bilir misiniz? Hani insan her şeyi bilmek ister! Dolmakalem, dikiş makinesi veya küçük bir radyo… Ne olursa… Hasan’ın karşılaştığı zorluklar, genellikle sorduğu sorulara açık ve net cevaplar alamamasından kaynaklanıyordu. Babası, çoğu zaman Hasan’ın sorularını cevapsız bırakır, “Okula gittiğinde orada sana her şeyi öğretirler” diye karşılık verirdi.

Okula gitmek mi! Ama ne zaman? Dolmakaleme mürekkebin nasıl çekildiğini anlatsa ne olurdu sanki! Şişe doldurmaya pek benzemiyordu. Bu tamamen farklı bir şeydi. Dolmakalemin ucunu mürekkebe batırıyorlar, arka tarafını çevirip döndürüyorlar ve doluyor. Mürekkebi aşağıdan yukarıya nasıl akıtıyorlar? Hasan’a dolma kalemi alıp bir köşeye çekilmekten başka çare kalmamıştı işte. Bir de mürekkep hokkasını tabiî. Bu iş çok eğlenceli olacağa benziyordu. Hasan özellikle kendi elleriyle yaptığı şeylerden çok zevk alıyordu.

Kafkasyalı Hasan’da yazar Eldar Gurtuyev, Hasan’ın başından geçmiş, oldukça neşeli, fakat yer yer hüzünlü hikâyeleri anlatıyor
06.05.2006

"Terör kıskacında Türkiye, isminden de anlaşılacağı üzere, Türkiye’nin yakın tarihine başka bir açıdan bakmayı amaçlıyor. Terörü, kendi doğallığı içerisinde ortaya çıkmış bir ifade biçimi olarak değil de bir ülkeyi istenen istikamete doğru çekiştirmenin bir yöntemi olarak görüyor. Ne zaman kendi kanatlarıyla uçmaya kalksa Türkiye, rengi-kokusu-ağırlığıyla temel özellikleri değişse bile karşısına hep terör çıkıyor. Bir ara ‘ideolojik’ amaçla yapılırken, ya da ‘mezhep çatışması’ biçiminde kendini gösterirken, daha sonra ‘etnik’ bir havaya bürünüyor terör; ASALA oluyor, PKK oluyor... Sonuç aynı: Türkiye karşısına çıkan terör yüzünden savruluyor..."